<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2023/5211 E.  ,  2025/3005 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>SEKİZİNCİ DAİRE<br>Esas No : 2023/5211<br>Karar No : 2025/3005<br><br>DAVACI : ...-Sen <br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>DAVALI : ... Bakanlığı<br>VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ...<br><br>DAVANIN KONUSU :<br>Milli Eğitim Bakanlığı Tebliğler Dergisi'nin ... sayısında yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı'nın ... tarih ve ... sayılı kararının Ortaöğretim Kurumları Haftalık Ders Çizelgelerinin Uygulanması İle İlgili Açıklamalar kısmındaki “Öğrencilerin 9. ve 10. sınıf seviyelerinde "İnsan, Toplum ve Bilim", "Din, Ahlak ve Değer” ile "Kültür, Sanat ve Spor” seçmeli ders gruplarından her bir gruptan en az birer ders; 11. ve 12. sınıf seviyelerinde ise "İnsan, Toplum ve Bilim", "Din, Ahlak ve Değer” ile "Kültür, Sanat ve Spor" seçmeli ders gruplarının en az ikisinden birer ders seçmeleri zorunludur. Ancak ortak dersler kısmında yer alan İkinci Yabancı Dil dersi 2023- 2024 eğitim öğretim yılından itibaren 9. Sınıftan başlamak üzere kademeli olarak zorunlu dersler arasından kaldırılacağından Anadolu Lisesi, Fen Lisesi, Sosyal Bilimler Liselerinin 2023-2024 eğitim ve öğretim yılında 10. ve 11. sınıflarında, 2024-2025 eğitim ve öğretim yılında ise 11. sınıfında eğitim ve öğretime devam eden öğrencilerin, seçmeli ders saatlerini tamamlamak kaydıyla, seçmeli ders gruplarının her birinden ders seçme zorunluluğu bulunmamaktadır.” şeklindeki düzenlemenin iptali istenilmektedir.<br><br>DAVACININ İDDİALARI : <br> Davacı Sendika vekili tarafından, dava konusu düzenleme ile "Din, Ahlak ve Değer" grubunda yer alan seçmeli derslerin seçmeli olmaktan çıkarılıp fiilen seçilmesi zorunlu dersler haline getirildiği, öğrencilerin seçmeli derslerini istedikleri alana göre değil davalı idarece belirlenen gruplara göre belirlemeleri konusunda zorunluluk getirildiği, bu durumun öğrencilerin ilgi, istek ve becerileri doğrultusunda ders seçmelerini kısıtlayıcı nitelikte olduğu, ikinci yabancı dil dersine müfredatta yer verilmemesinin büyük bir eksiklik olduğu, bu durumun hem ikinci yabancı dil eğitimi almak isteyen öğrencileri etkileyeceği hem de bir çok yabancı dil öğretmeninin norm fazlası haline gelerek mağdur olmasına sebep olacağı, yapılan değişikliğin 2023-2024 eğitim ve öğretim yılının başlamasına kısa bir süre kala yapıldığından, telafisi güç bazı sorunları beraberinde getirdiği, değişiklikten önce hazırlanan kitaplar olduğundan değişikliğin kamu zararına neden olduğu ileri sürülmektedir.<br><br>DAVALININ SAVUNMASI : <br> Haftalık ders çizelgeleri ve öğretim programlarına yönelik çalışmaların, dünyadaki güncel gelişmeler ekseninde, ülkemize özgü temel değerlerle ve niteliklerle bütünleştirildiği, izleme ve değerlendirme çalışmalarından hareketle ihtiyaç analizleri, uzman görüşleri, istatistik ve anket çalışmaları, paydaş görüşlerinden sağlanan veriler kapsamında yürütüldüğü, seçmeli derslerin üç alanda gruplandırılmasının ve her bir alandan birer ders seçilmesinin zorunlu tutulmasının amacının öğrencilerin çok yönlü gelişimini desteklemek ve öğrencilerin farklı alanlarda da kendilerini keşfetmelerine olanak sağlamak olduğu, böylece öğrencilerin bir yandan uluslararası düzeyde öne çıkan robotik kodlama, yapay zekâ, sosyal sorumluluk çalışmaları, afet bilinci gibi içeriklerle buluşmaları bir yandan da milli manevi değerlerini kuvvetlendirip, spor ve sanat faaliyetlerinde de zengin bakış açısı kazanmalarının hedeflendiği, seçmeli derslerde sadeleştirmeye gidildiği, dava konusu Çizelgede herhangi bir hukuka aykırılık olmadığı savunulmuştur.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...<br>DÜŞÜNCESİ : Davacı sendikanın dava açma ehliyeti bulunduğundan işin esasına girilerek inceleme yapılması gerektiği düşünülmektedir. <br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince, dava dilekçesi ve ekleri 2577 sayılı Yasanın 14. maddesi uyarınca incelenerek işin gereği görüşüldü. <br><br>İNCELEME VE GEREKÇE :<br>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinde iptal davası; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı oldukları ileri sürülen idari işlemlerin iptalleri amacıyla menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan dava olarak tanımlanmıştır.<br>Hukuk devletinin özünü; devletin hukuka bağlılığı, devlet organlarının hukukun içinde kalarak işlem ve eylemler yapması oluşturmaktadır. Anayasal bir ilke olarak, devletin tüm faaliyetlerinin yargısal denetime açık olması hukuk devletinin vazgeçilmez bir niteliği olup; yargı denetimi, hukuk devleti ilkesinin en önemli unsurlarından biri konumundadır. Bununla birlikte bir idari işlemin yargı denetimine tabi tutulması için yapılacak başvurular belirli usuli koşullara tabidir. Bu bağlamda bir idari işlemden dolayı iptal davası açılabilmesi için iptali istenilen idari işlem ile davacı arasında bir menfaat ilişkisinin bulunması gerekir. İdari işlem ile davacı arasındaki bağı ve ilgiyi anlatan menfaat ilişkisi kavramından söz edilebilmesi için; gerek doktrin, gerekse içtihatlar, bu ilişkinin meşru, davacıyı etkileyecek bir biçimde kişisel ve güncel olması gerektiğinde birleşmektedirler. <br>Nitekim, Anayasa Mahkemesinin 18/07/2018 tarih ve 2015/3690 başvuru numaralı kararında da; "2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde yer alan ve iptal davasının subjektif ehliyet koşulu olan "menfaat ihlali" kavramı; idari makamlar tarafından gerçekleştirilen ancak bireyin menfaatini etkilemeyen, bir başka ifadeyle birey üzerinde herhangi bir hukuksal sonuç doğurmayan işlemlerin uyuşmazlık konusu yapılarak hem yargının hem de idarenin sürekli ve gereksiz bir biçimde meşgul edilip işleyemez hâle gelmesini engellemek, bu suretle gerek yargı hizmetinin gerekse idarenin asli görevi olan kamu hizmetlerinin hızlı, düzenli ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak düşüncesiyle davacı ile arasında menfaat bağı kurulamayan işlemlerden doğan uyuşmazlıkların esasının incelenmemesi maksadıyla idari yargıya ilişkin bir usul kuralı olarak düzenlenmiştir." ifadelerine yer verilerek sözü edilen usul kuralının düzenlenme amacı ortaya konulmuştur.<br>Bu bağlamda sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları, her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliği ve ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurularak dava konusu işlemin davacının hukuki durumu üzerinde yaratabileceği etki ve sonuçlardan hareketle değerlendirilir.<br>4688 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde sendika; kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar olarak tanımlanmış olup, aynı Kanun'un 19. maddesinin 2. fıkrasının (f) bendinde de, üyelerin idare ile ilgili doğacak ihtilaflarında, ortak hak ve menfaatlerinin izlenmesinde veya hukuki yardım gerekliliğinin ortaya çıkması durumunda üyelerini veya mirasçılarını her düzeyde ve derecedeki yönetim ve yargı organları önünde temsil etmek veya ettirmek, dava açmak ve bu nedenle açılan davalarda taraf olmak sendikaların görevleri arasında sayılmıştır.<br>Anılan Kanun hükmünün değerlendirildiği Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 03/03/2006 tarih ve E:2005/1, K:2006/1 sayılı kararında, 4688 sayılı Kanun'un 19. maddesinin 2. fıkrasının (f) bendi uyarınca kamu görevlileri sendikalarına, üyelerinin haklarını korumak amacıyla tanınmış olan dava açma hakkının kullanımında sınırlamaya gidilmesinin, Anayasa'nın hak arama hürriyetine ilişkin 36. maddesi kuralına uygun düşmeyeceği vurgulandıktan sonra, Danıştay Daireleri arasında, sendikaların, genel düzenleyici işlemlere karşı dava açabilmeleri konusunda içtihat farklılığı bulunmadığı; kamu görevlileri sendika ve üst kuruluşlarının, üyelerinin ortak, ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerinin korunması ve geliştirilmesi için kurulmuş tüzel kişilikler olarak diğer tüm tüzel kişilere tanınan kuruluş amaçları çerçevesinde ve bu amaçları gerçekleştirecek ölçüde yetkili organları vasıtasıyla taraf ve dava ehliyetlerinin bulunduğu, bu nedenle, maddede öngörülen temsil yetkisinin gayesinin başka olduğu açıklanmıştır.<br>Konuya ilişkin Kanun hükümleri ile Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararı bir arada değerlendirildiğinde; kamu görevlileri sendikalarının, tüzel kişiliklerini ilgilendiren idari işlemler ile üyelerinin ortak hak ve menfaatlerini ihlal eden idari işlemlere karşı bizzat dava açabilecekleri, üyeleri hakkında tesis edilen bireysel işlemlere karşı da, üyelerini temsilen dava açabilecekleri sonucuna ulaşılmaktadır.<br>Dava konusu düzenlemenin, ortaöğretim kurumları öğrencilerinin 9. ve 10. sınıf seviyelerinde "İnsan, Toplum ve Bilim", "Din, Ahlak ve Değer" ile "Kültür, Sanat ve Spor" seçmeli ders gruplarından her bir gruptan en az birer ders; 11. ve 12. sınıf seviyelerinde ise söz konusu seçmeli ders gruplarının en az ikisinden birer ders seçmelerinin zorunlu tutulmasına ve İkinci Yabancı Dil dersi 2023-2024 eğitim öğretim yılından itibaren 9. Sınıftan başlamak üzere kademeli olarak zorunlu dersler arasından kaldırılacağından Anadolu Lisesi, Fen Lisesi, Sosyal Bilimler Liselerinin 2023-2024 eğitim ve öğretim yılında 10. ve 11. sınıflarında, 2024-2025 eğitim ve öğretim yılında ise 11. sınıfında eğitim ve öğretime devam eden öğrencilerin, seçmeli ders saatlerini tamamlamak kaydıyla, seçmeli ders gruplarının her birinden ders seçme zorunluluğunun bulunmamasına yönelik olduğu görülmektedir.<br>Somut uyuşmazlık yukarıda yer verilen hususlar gözetilerek ele alındığında; dava konusu düzenlemenin, Sendika tüzel kişiliğini ya da üyelerinin ortak ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerini ilgilendiren bir yönünün bulunmadığı anlaşıldığından, davacı Sendikanın bu davayı açmakta ehliyeti bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.<br>Bu itibarla; bakılan davada davacı Sendikanın dava açma ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle, davanın ehliyet yönünden reddi gerekmektedir.<br><br>KARAR SONUCU :<br> Açıklanan nedenlerle;<br> 1. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14/3-c ve 15/1-b maddeleri uyarınca DAVANIN EHLİYET YÖNÜNDEN REDDİNE,<br> 2. Aşağıda dökümü yapılan ... TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, artan posta giderinin kararın kesinleşmesinden sonra isteği halinde davacıya iadesine,<br> 3. Kararın verildiği tarih itibarıyla yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ... TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,<br> 4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 18/03/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.<br><br><br>KARŞI OY :<br> (X)-2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davaları, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır. <br>Bir iptal davasının açılabilmesi ve idari yargı mercilerinin bu davayı ön koşullar yönünden kabul edebilmesi için 2577 sayılı Kanun'un 14. maddesi uyarınca dava dilekçeleri "ehliyet" yönünden de incelenmektedir. Dolayısıyla, iptal davası açılabilmesinin ön koşullarından biri, davacının objektif ve subjektif dava ehliyetinin olmasıdır. Danıştayın istikrar bulan kararlarına göre, davacının subjektif dava açma ehliyetinin bulunduğunun kabulü için idari işlemin davacının meşru, şahsi ve güncel bir menfaatini ihlal etmesi gerekmektedir.<br> İptal davalarında, dava konusu işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinin saptanması halinde davacının bu davada ehliyetinin (subjektif ehliyetinin) bulunduğu, dolayısıyla davanın esasının incelenmesine geçilebileceği sonucuna varılmaktadır.<br>Dava konusu düzenleme incelendiğinde, ortaöğretim kurumları öğrencilerine 9. ve 10. sınıf seviyelerinde "İnsan, Toplum ve Bilim", "Din, Ahlak ve Değer" ile "Kültür, Sanat ve Spor" seçmeli ders gruplarından her bir gruptan en az birer ders; 11. ve 12. sınıf seviyelerinde ise söz konusu seçmeli ders gruplarının en az ikisinden birer ders seçme zorunluluğunun getirildiği ve İkinci Yabancı Dil dersi 2023-2024 eğitim öğretim yılından itibaren 9. Sınıftan başlamak üzere kademeli olarak zorunlu dersler arasından kaldırılacağından Anadolu Lisesi, Fen Lisesi, Sosyal Bilimler Liselerinin 2023-2024 eğitim ve öğretim yılında 10. ve 11. sınıflarında, 2024-2025 eğitim ve öğretim yılında ise 11. sınıfında eğitim ve öğretime devam eden öğrencilerin, seçmeli ders saatlerini tamamlamak kaydıyla, seçmeli ders gruplarının her birinden ders seçme zorunluluğunun bulunmamasına yönelik olduğu görülmektedir.<br>Davacı Sendikanın, üyelerinin görev yaptığı Millî Eğitim Bakanlığına bağlı ortaöğretim kurumlarına yönelik düzenlemelerin dava konusu edilmesinde meşru ve güncel menfaatinin bulunduğunun kabulü gerekmektedir.<br>Davacı Sendika tarafından, dava konusu düzenleme ile öğrencilerin seçmeli derslerini istedikleri alana göre değil davalı idarece belirlenen gruplara göre belirlemeleri konusunda zorunluluk getirildiği, tesis edilen işlem ile öğrencilerin ilgi ve becerileri doğrultusunda yaptıkları ders seçiminin kısıtlandığı, ikinci yabancı dil dersine müfredatta yer verilmemesinin büyük bir eksiklik olduğu, bu durumun hem ikinci yabancı dil eğitimi almak isteyen öğrencileri etkileyeceği hem de bir çok yabancı dil öğretmeninin norm fazlası haline gelerek mağdur olmasına sebep olacağı, yapılan değişikliğin 2023-2024 eğitim ve öğretim yılının başlamasına kısa bir süre kala yapıldığından, telafisi güç bazı sorunları beraberinde getireceği iddia edilerek, bu düzenlemenin iptali talep edilmektedir.<br>Buna göre, davacı Sendika tarafından dava konusu düzenlemenin iptali istemiyle açılan davada, kişisel ve güncel menfaatinin, dolayısıyla dava açma ehliyetinin bulunduğu sonucuna varılmıştır.<br>Bu durumda; eğitim-öğretim ve bilim hizmet kolunda kurulduğu anlaşılan davacı sendikanın bu davayı açmakta menfaatinin bulunduğu ve ehliyetli olduğu görülmekte olup, işin esasına girilerek inceleme yapılması gerektiği görüşüyle, davanın ehliyet yönünden reddi yolunda verilen çoğunluk kararına katılmıyorum.<br><br></font></p></body></html>

denetim