<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/2768 E. , 2025/17 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br> D A N I Ş T A Y<br>İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU<br>Esas No : 2023/2768<br>Karar No : 2025/17 <br><br>TEMYİZ EDENLER : I- (DAVACI) : ...<br> VEKİLİ : Av. ...<br><br>II- (DAVALI) : ... Kurulu<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 17/05/2023 tarih ve E:2021/8703, K:2023/6316 sayılı kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca karşılıklı olarak istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: Davacı tarafından, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin geçici 35. maddesinin (A) fıkrası uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali ile görevden uzaklaştırıldığı tarihten başlamak üzere mahrum kaldığı tüm parasal hak ve maaş kesintilerinin görevden uzaklaştırma tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmiştir.<br>Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 17/05/2023 tarih ve E:2021/8703, K:2023/6316 sayılı kararıyla;<br> Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş; "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,<br>Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;<br>Davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılan adli soruşturma sonucunda Konya Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarih ve Soruşturma No:..., Karar No:... sayılı kararıyla davacı hakkında kamu davasının açılması için yeterli şüphe sebepleri ve delilin bulunmadığı gerekçesiyle atılı suçtan dolayı kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği ve anılan kararın kesinleştiğinin görüldüğü,<br>Davacının kendi beyanı yönünden, lise döneminde verilen burs imkânı nedeniyle ve eğitim amacıyla FETÖ/PDY yapılanmasına ait okulda eğitim gördüğüne, üniversite eğitimi döneminde barınma amacıyla iki yıl süreyle örgüte ait evlerde kaldığına, 2012 yılında örgüt evinden ayrıldığına ve daha sonra örgütle herhangi bir bağlantısının kalmadığına yönelik davacının beyanlarının, bir başka ifadeyle lise döneminde örgüte müzahir okula giderken eğitim saikiyle hareket ettiğinin, üniversite eğitimi sırasında iki yıl süreyle barınma amacıyla örgüt evinde kaldığının aksini ve örgütsel saikle hareket ettiğini ortaya koyabilecek somut bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi ve belgenin dava dosyasında bulunmadığı gibi davalı idarece de dosyaya sunulmadığı görüldüğünden, davacının örgüte müzahir liseye gittiğine, üniversite döneminde örgüt evlerinde kaldığına yönelik beyanı örgütle irtibat ve iltisaklı sayılması için yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği,<br>Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, tanıkların davacının liseyi örgüte müzahir okulda okuduğu ve üniversite eğitimi döneminde iki yıl süreyle örgüt evinde kalarak 2012 yılı itibarıyla bu evden ayrıldığına yönelik beyanlarının davacı tarafından da ikrar edildiği, kaliteli eğitim ve burs karşılığında liseyi örgüte müzahir okulda okuduğuna ve barınma amacıyla üniversite döneminde iki yıl süreyle örgütün evlerinde kalarak 2012 yılı itibarıyla kaldığı evden ayrıldığına ve ... Vakfı isimli vakfa ait evlerde kaldığına yönelik davacının beyanlarının aksini ve örgütsel saikle hareket ettiğini ortaya koyabilecek somut bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi ve belgenin dava dosyasında bulunmadığı gibi davalı idarece de dosyaya sunulmadığı görüldüğünden, söz konusu tanık beyanlarının, davacının örgüt ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,<br>Ankesörlü/Sabit hat telefon görüşmesi kaydı yönünden, 23/12/2022 tarihli Ankesör/Büfe Sorgu Raporu ve eki 10/01/2023 tarihli Bilgi Notu ile Dairelerinin 27/10/2022 tarihli ara kararına Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığı tarafından verilen 16/01/2023 tarihli cevap ve davacı hakkında verilen kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar içeriğinde yer alan tespit ve değerlendirmeler birlikte incelendiğinde; davacının abone ve beyan sahibi olarak kullandığı belirtilen GSM hatlarının belirtilen tarihlerde ankesör/sabit hattan aranmış olmasının örgütsel mahiyetli olduğunun somut olarak ortaya konulamadığı, "yakın zaman diliminde birbirini takip eden peşi sıra arama (ardışık arama)" veya "farklı tarih ve zaman diliminde belirli gün aralığı dahilinde arama (periyodik arama)" şeklinde olmayan tekil aramalar niteliğinde olduğu, bu haliyle söz konusu aramaların Yargıtay ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:... K:... sayılı kararı ile Yargıtay ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında belirtilen kriterleri taşımadığı ve ardışık arama olarak nitelendirilmesine imkân bulunmadığı; netice itibarıyla, ankesörlü/sabit hat telefon görüşmesi kaydının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı,<br>Davacı hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda yer alan tespitler yönünden, her ne kadar davalı idarece, davacının kullandığı "gsm hattı ile haklarında Fetö/Pdy Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçundan soruşturma ve kovuşturma yürütülen kişiler ile görüşmesinin bulunduğu" hususu, davacının FETÖ/PDY ile irtibat ve/veya iltisakını ortaya koyan bir unsur olduğu ileri sürülmüşse de; davacı hakkındaki kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda yer alan tespit ve değerlendirmeler de dikkate alındığında, davacının adına kayıtlı ve kullanımında olan GSM hattı numarası ile söz konusu telefon görüşmelerinin örgütsel saikle yapıldığına dair somut herhangi bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bilgi ve belgenin dava dosyasında bulunmadığı gibi davalı idarece de dosyaya sunulmadığı dikkate alındığında, söz konusu husus, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği,<br>Davalı idare tarafından, davacı hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar içeriğinde yer alan, davacının dijital materyallerinde örgüt ile alakalı video ve resimlere rastlanılması hususunun davacının FETÖ ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüşse de, söz konusu raporun ve bilgilerine rastlanıldığı belirtilen video ve resimlere ilişkin somut bir tespit ya da bilgi ve belgenin davalı idare tarafından dosyaya sunulmaması, kaldı ki sadece örgüt ile ilgili video ve resimlere rastlanılmış olmasının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı bulunduğunun göstergesi olarak kabulüne olanak bulunmaması karşısında, söz konusu iddianın davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,<br>Davacının eşine ait Asya Katılım Bankası (Bank Asya) hesabı yönünden, dava dosyasında yer alan mevcut bilgi ve belgeler ile davacı hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda yer alan tespit ve değerlendirmeler de dikkate alındığında, davacının kendisinin Bank Asya'da hesabı bulunmadığı gibi eşinin Bank Asya hesabına ilişkin tespitlerde de davacının bizzat kendisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkilendirecek herhangi bir hususun bulunmadığı, ayrıca, dosya kapsamında davacının ve eşinin örgütün amacına hizmet eden bir finans kuruluşu olan anılan Banka'nın mali durumuna destek olmak amacıyla örgüt liderinin talimatı sonrasında Banka'ya para yatırma işlemi gerçekleştirdiğine ilişkin herhangi bir delil bulunmadığının görüldüğü; netice itibarıyla, davacı eşinin Asya Katılım Bankası A.Ş. nezdinde hesabının bulunmasının, FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı,<br>Davacıyla ilgili ihbar bilgileri yönünden, kimliği belli olmayan ve sesinden bayan olduğu anlaşılan kişi tarafından yapılan ihbarda, davacının, FETÖ'nün sohbetlerine katıldığı, örgüte para yardımında bulunduğu ve 15 Temmuz darbe olaylarından sonra örgütle bağlarını koparmadığı belirtilmiş ise de, söz konusu ihbarda davacının örgütle bağlantısı bulunduğuna ilişkin iddiaların somut bilgilerle desteklenmediği, ayrıca Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından söz konusu ihbar/şikayet üzerine davacı hakkında işlem yapıldığına ilişkin olarak dava dosyasına herhangi bir bilgi ve belge sunulmadığının görüldüğü; netice itibarıyla, kimliği belli olmayan kişi tarafından yapılan, davacının örgütle iltisakı ve/veya irtibatı olduğuna ilişkin somut veriler içermeyen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından da işlem yapılmadığı anlaşılan ihbar/şikâyetin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı,<br>Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi yönünden, Dairelerince yapılan ara kararına davalı idare tarafından verilen cevapta, davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... esas sayılı (Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... sayılı) disiplin dosyasının dışında FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen veya sonuçlandırılan başka idari soruşturma bulunmadığı belirtilmiş ise de, bu disiplin soruşturması kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin varsa elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu ortaya konulmadığından ve anılan dosyada Hâkimler ve Savcılar Kurulunca daha önceden verilmiş bir meslekten çıkarma kararının bulunması ve kararın kesinleşmesi nedeniyle Hâkimler ve Savcılar Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile yeniden "karar verilmesine yer olmadığına" karar verildiği belirtildiğinden, söz konusu soruşturma davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı,<br>Sosyal çevre bilgisi yönünden, davacı hakkında somut bir tespiti içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı belirtilerek,<br>Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 27/10/2022 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisak veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığından dava konusu kararlarda hukuka uyarlık bulunmadığı,<br>Dava konusu kararlarda hukuka uyarlık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve özlük haklarının iadesinin gerektiği,<br>Öte yandan; davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceği,<br>Davacının, görevden uzaklaştırılması nedeniyle yoksun kaldığı maaş kesintilerinin yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden,<br>Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 159/10. maddesi, 6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun 33/5. maddesi, 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 11. maddesi, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3/1. maddesi ile 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3/1. maddesi hükümlerinin incelenmesinden, Hâkimler ve Savcılar Kurulunca hakim ve savcılar hakkında verilen meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına dair kararları ile meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının ise yargı denetimi dışında olduğu,<br>Bu durumda, davacının görevden uzaklaştırılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu kararına karşı yargı yoluna başvurulamayacağı açık olduğundan, görevden uzaklaştırma işleminden kaynaklanan parasal hak ve bu tarihten itibaren işletilecek yasal faiz isteminin de incelenmesine yasal olanak bulunmadığı gerekçesiyle,<br>Dava konusu kararların davacıya ilişkin kısımlarının iptaline, davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı maaş kesintilerinin meslekten çıkarılmasına karar verildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine, özlük haklarının iadesine, davacının görevden uzaklaştırılması nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının görevden uzaklaştırıldığı tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden davanın incelenmeksizin reddine, yargılama giderlerinin yarısı miktarının tarafların üzerinde bırakılmasına ve karşılıklı olarak vekâlet ücretine hükmedilmiştir. <br> <br>TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: Davalı idare tarafından, Dairenin, davacının terör örgütü FETÖ ile iltibak ve irtibatının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurduğu kriterlerin, aynı konuda açılmış davalarda bir bütünlük arz etmemesi ve istikrarlı bir bakış açısı ile sonuca ulaşılmaması nedeniyle temyiz incelemesinde bu hususun dikkate alınması gerektiği; 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkarılmalarına karar verilenler hakkında görülmekte olan davalarda öne sürülen itirazların bu dosyada da göz önünde tutulması gerektiği; Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararlarında FETÖ/PDY ile iltisaklı veya irtibatlı olmanın anlamının açıkça ifade edildiği ve Daire kararlarında adli yargı mercilerindeki tespitlerden faydalanıldığı halde temyizen bozulması talep edilen Daire kararında uyuşmazlığın davacının örgüt üyesi olup olmadığına dayanılarak çözüldüğü; terör örgütü ile irtibat veya iltisakın tespiti halinde tesis edilecek idari işlemlere yönelik yürütülen yargısal denetimlerde delillerin hukuki niteliğinin terör örgütü üyeliği suçundan yapılacak adli işlemlerden farklı değerlendirilmesi gerektiği; hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari işlemlere istinaden yürütülen yargısal denetimin adli süreçten arî olduğu ve delillerin bu şekilde ele alınması gerektiği; Dairenin davacının örgüte ait okulda eğitim görmesi ve örgüte ait evde kalmasını eğitim ve barınma ihtiyacını karşılamak amacıyla olduğu yönündeki beyanını mutlak doğru kabul ederek, eğitim-barınma saikiyle hareket edildiğinin aksini gösteren bir tespitin olmadığı gerekçesiyle bu hususu delil olarak kabul etmemesinin ve benzer bazı dosyalarda bu durumu davacılar aleyhine delil kabul ederken bu dosyada delil kabul etmemesinin çelişki oluşturduğu; Dairenin, davacının örgüt evlerinde ev abiliği ve öğretmenlik yaptığına yönelik tanık beyanları olmasına rağmen, bu hususlara ilişkin bilgi veya malumatı olmayan tanık beyanlarını dayanak almak suretiyle bu beyanlara itibar etmemesinin hatalı hüküm tesis edilmesine sebebiyet verdiği; Dairenin, davacının örgüt evlerinde barınma saikiyle kaldığı yönündeki kabulünün hatalı olduğu, zira tanık beyanlarına rağmen davacının örgüt evlerinde salt barınma amacıyla kaldığının söylenemeyeceği; davacının söz konusu evlerde görev alması ve eve gelen dershane öğrencileri ile ilgilenmesi halinde bu yöndeki eyleminin eleman devşirmek amacıyla eğitim gibi kutsal bir alanı kullanmak olarak değerlendirilmesi gerektiği; Dairenin, davacıyla ilgili ankesörlü/sabit hat telefon görüşmesi kaydına ilişkin olarak Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) tarafından düzenlenen rapor hakkında, EGM'nin teknik ve özel bir çalışması olması sebebiyle detayları sorulmadan ve bilgi alınmadan salt “ardışık olmaması” gerekçesiyle bu delilin dikkate alınmaması suretiyle eksik incelemeyle karar verildiği; Dairenin, davacının haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliğinden soruşturma yapılan çok sayıda kişilerle görüşmelerinin örgütsel irtibat ve faaliyet kapsamında gerçekleştirildiği somut verilerle ispatlanamadığı gerekçesiyle bu görüşmeleri davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirmemesinin hukuki olmadığı, başka bir dosyada verdiği karar ile çeliştiği; Dairenin, 16/08/2016 tarihinde 155 hattına yapılan ihbarın somut veriler içermediği ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından da işlem yapılmadığı gerekçesiyle delil olarak değerlendirmemesinin hatalı olduğu; Dairenin, Bank Asya delilini münferit bir finansal hareket olarak değerlendirmesinin hatalı olduğu; Dairenin, idari yargılama usulünde geçerli “resen araştırma ilkesi" çerçevesinde öncelikli yetkisini kullanarak tüm verilere sahip olabileceği açıkken, dijital materyallerin taraflarınca dosyaya sunulmadığı gerekçesiyle dijital materyalleri dikkate almamasının doğru olmadığı, başka bir dosyada iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmış iken bu dosyada delil olarak değerlendirilmemesinin çelişkiye yol açtığı; Dairenin, davacının HTS kayıtları, davacıdan ele geçen dijital materyaller ve davacının eşinin Bank Asya mudisi olmasına dair hususlarda davacı hakkında adli yargı mercilerince ceza hukuku bağlamında örgüt üyeliğinin tespitine yönelik yapılan değerlendirmelerin, irtibat/iltisak yönünden incelemede bulunan Daire tarafından dikkate alınmış olmasının hukuka uygun olmadığı; davacının yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının faiziyle birlikte ödenmesi talebinin yasal dayanaktan yoksun olduğundan reddi gerektiği, 685 ve 375 sayılı KHK kapsamında açılan tam yargı davalarına karşı yargı yolunun kapalı olduğu; dava konusu işlemde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığından tazminat koşullarının oluşmaması nedeniyle parasal ve özlük hak taleplerinin reddi gerektiği,<br>Davacı tarafından, Daire kararının, görevden uzaklaştırılması nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının görevden uzaklaştırıldığı tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden davanın incelenmeksizin reddine dair kısmı ile yargılama giderleri ve vekalet ücretine ilişkin kısımlarının, usul ve yasaya aykırı olduğu, zira dava konusu işlemin "meslekten çıkarılma" kararı olduğu ve görevden uzaklaştırılmasına dair kararın dava konusu edilmediği, ayrıca, faiz başlangıç tarihinin görevden uzaklaştırma kararının verildiği tarih olması gerektiği, bu hususta Anayasa’nın 132. maddesi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesi ve idare hukuku ilkeleri gereğince, idarenin iptal kararının amaç ve kapsamına göre yeni bir işlem ya da işlemler yapmak, iptal edilen işlemden doğan sonuçları ortadan kaldırmak ve işlemin hiç yapılmamış sayılması ilkesi gereği olarak önceki hukuki durumun geçerliliğini sağlamakla yükümlü olduğu, idari işlemin yargısal bir kararla iptali hâlinde, bu iptal kararının işlemin yapılması sırasında unsurlarında bulunan sakatlıkları saptadığı, işlemi yapıldığı andan başlayarak ortadan kaldırdığı ve bu özelliği nedeniyle geriye yürüyen sonuçlar doğurduğu, iptal kararının bu sonuçları doğurduğu göz önüne alındığında, iptal kararı sonrasında idarenin bu kararlara uygun işlem tesis etmesi ve işlemin doğurduğu hukuki ve fiili bütün sonuçları ortadan kaldırmak için işlem ile sıkı ilişkisi bulunan bütün maddi haklarını, o görev yapılmış gibi ve başkaca bir hükme gerek olmaksızın kendiliğinden ödemesi gerektiği; hakkında verilen meslekten uzaklaştırma kararı ile birlikte özlük ve mali haklarından yoksun kaldığının açık olduğu, bu tarihten itibaren kendisine parasal ve özlük haklarının iade edilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.<br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davacı tarafından, olağanüstü hal ilanının uluslararası hukuka göre yalnızca savaş veya ulusun varlığını tehdit eden durumlarda mümkün olduğu, Türkiye'nin olağanüstü hal ilanının temel hak ve özgürlüklere getirdiği kısıtlamaların ölçülülük ve gereklilik ilkelerine aykırı olduğu, kararnamelerle yapılan değişikliklerin kalıcı hale getirildiği ve bu durumun ölçüsüz ve keyfi olduğu, Türkiye'nin AİHS kapsamındaki hangi yükümlülüklerini ne ölçüde azalttığını belirtmediği, tedbirlerin hangi maddeyle ilişkili olduğunu ve nasıl uygulanacağını tanımlamadığı, mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmasının mutlak bir hak olduğu ve yargıçların keyfi olarak görevden alınamayacağı, ihraç işlemlerinin adil ve şeffaf olmadığını ve başvuruların sonuçsuz kalma ihtimalinin yüksek olduğu, toplu ihraçların muğlak kavramlar üzerinden yapıldığı, meslekten çıkarma kararının genel ve soyut gerekçelere dayandığı, örgütle bağlantılı olduğu iddialarının asılsız olduğu ve sunduğu delillerle çürüttüğü, kaldığı evin örgütsel bir yapı olmadığı ve o dönemde öğrenci ve çocuk yaşta olduğu, eşinin banka hesabının iddiaları desteklemediği ve hiçbir aile ferdinin örgütle bağlantısının olmadığı ve davalı kurumun yasal süresinden sonraki iddia, savunma ve delillerini kabul etmediği savunulmuş, davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının iptal ve kabule ilişkin kısımlarının bozulması, davacının temyiz isteminin gerekçeli reddi gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 15/02/2024 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevabın dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE:<br>MADDİ OLAY : <br>Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.<br>Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.<br>MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.<br>23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.<br>Diğer yandan, olağanüstü hâlin sona erdirilmesinden sonra 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye geçici 35. madde eklenmiş ve bu maddenin (A) fıkrasında; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi ile benzer şekilde, yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği, ayrıca aynı maddenin son fıkrasında, (A) fıkrası uyarınca haklarında işlem tesis edilecek olanlara yedi günden az olmamak üzere ilgili kurum tarafından uygun vasıtalarla savunma hakkı verileceği düzenlenmiştir. Daha sonra, 28/07/2021 tarihli ve 31551 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7333 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 23. maddesiyle, söz konusu geçici 35. maddenin (A) fıkrasında yer alan “üç yıl” ibaresi “dört yıl” şeklinde değiştirilmiştir.<br>Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla, 7145 sayılı Kanun’un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen Geçici 35. maddenin (A) fıkrası uyarınca FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.<br>Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.<br>Öte yandan, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan açılan adli soruşturma sonucunda, Konya Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarih ve Soruşturma No:..., Karar No:... sayılı kararıyla kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği ve bu kararın kesinleştiği görülmüştür.<br><br>İLGİLİ MEVZUAT :<br>1) Anayasa<br>Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.<br>Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."<br>Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.<br>Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.<br>Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz."<br>Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."<br>Anayasa’nın 13. maddesi: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."<br>Anayasa’nın 14. maddesi: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.<br>Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..."<br>Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.<br>Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."<br>Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz."<br>Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.<br>Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."<br>Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler."<br>Anayasa’nın 139. maddesi: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. <br> Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır."<br> Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler."<br> Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar."<br> Aynı maddenin sekizinci fıkrası: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..."<br>2) AİHS<br>AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."<br>AİHS'in 8. maddesi: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.<br>Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir."<br>3) Kanun<br>31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen ve 18/07/2021 tarihli, 7333 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle değiştirilen geçici 35. maddenin (A) fıkrası: "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yıl süreyle; terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen ... hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca, ... meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazetede yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazetede yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Bu kişiler hakkında alınan kararlar on beş gün içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.<br> Bu fıkranın birinci paragrafı uyarınca görevine son verilenler hakkında bu maddenin (B) fıkrasının ikinci paragrafı hükümleri uygulanır. Ayrıca askeri hâkimlerin askeri rütbeleri, mahkûmiyet kararı aranmaksızın alınır."<br> Anılan maddenin (B) fıkrasının ikinci paragrafı: "Bu fıkranın birinci paragrafı uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemez; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır... Bu paragrafta sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu paragraf hükümleri uygulanır."<br> Aynı maddenin son fıkrası: "Bu maddenin (A) ve (B) fıkraları uyarınca haklarında işlem tesis edilecek olanlara yedi günden az olmamak üzere ilgili kurum tarafından uygun vasıtalarla savunma hakkı verilir. Verilen süre içinde savunmasını yapmayanlar, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır."<br> 4) Etik İlkeler<br> Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.<br> Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.<br> Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.<br><br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:<br>Davalı idarenin temyiz istemi yönünden;<br>1) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği<br>375 sayılı KHK'nın Geçici 35. maddesiyle “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenler” hakkında dört yıl süreyle uygulanmak üzere meslekten çıkarma yaptırımı öngörülmüştür. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat; anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu yaptırımın uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan yaptırımın uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.<br>Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.<br>Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması hâlinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.<br>2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi<br>Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu yaptırımın uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.<br>Dava konusu kararın dayanağı olan deliller davalı idare tarafından dava konusu kararın tesisinden önce tespit edilerek ve savunması alınmak suretiyle davacıya bildirilmiştir. Bunun yanında, dava konusu karar ile ilgili olarak karar tarihinden sonra tespit edilerek davalı idare tarafından dosyaya sunulan birtakım delillerin, terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olması halinde, dava konusu kararın hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Kaldı ki, dava konusu kararın gerekçesi olarak daha önce davacıya bildirilmemiş olmakla birlikte yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilerek bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.<br>Öte yandan, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin geçici 35. maddesinin (A) fıkrası uyarınca bir yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu yaptırımın sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması hâlinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür.<br>Bununla birlikte, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin geçici 35. maddesinin (A) fıkrası uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik yaptırımın uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında açılan ceza soruşturmasında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan yaptırımın hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır. <br>Bu durumda, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan açılan adli soruşturma sonucunda Konya Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarih ve Soruşturma No:..., Karar No:... sayılı kararıyla kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır. <br>Dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden;<br>Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet cetvelinin incelemesinden; ... sicil numarasıyla ve Hâkim unvanıyla görev yapan davacının, 14/01/2016 tarihinde İstanbul Hâkim Adayı olarak göreve başladığı, 01/06/2017-21/01/2021 tarihleri arasında Bolvadin/Emirdağ Hâkimi olarak görev yapmış olduğu anlaşılmaktadır.<br>Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan E.A.'ya ait, HSK Müfettişliğince düzenlenen 03/05/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; "...... (...): İstanbul Hukuk Fakültesinde okuyordu, okulda aynı dönemiz, Vanlı olduğunu hatırlıyorum. Üniversitenin ilk iki yılında örgüt tarafından yapılan sohbetlerde görüyordum, sonraki yıllarda yapıdan ayrılıp ayrılmadığını bilmiyorum...",<br>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.K.'ye ait, Adalet Müfettişliğince düzenlenen 09/11/2016 tarihli tanık ifade tutanağında; "......, (2014 İstanbul hukuk mezunu): İki yıl evlerde kaldı ve sonra ayrıldı. Ayrıldıktan sonra özel evde mi başka bir cemaatte mi kaldı bilmiyorum. Görev alıp almadığını bilmiyorum...",<br>İfadesine başvurulan S.E. isimli şahsa ait, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 27/03/2018 tarihli sorgulama tutanağında; "...... ve G.İ.'yi Van'lı olmaları ve kısa bir dönem de olsa örgüte ait evlerde birlikte kalmamızdan ötürü tanırım. Şahısların beyanlarında bahsi geçtiği üzere, bu evlerde kaldığım doğrudur. Ancak kesinlikle örgüt adına herhangi üst düzey görev almadım... Üniversitede bu evlerde kalan kişiler 2. sınıftan itibaren kısa dönemlerle de olsa ev abiliği denen görevi yürütürler. Bana da bu şekilde zaman zaman ev imamlığı görevi verildiği olmuştur. Bazen öyle zannediyorum ki adam bulamamalarından ötürü bölgeci denilen 2-3 evden sorumlu, genellikle bu evlerin ihtiyaçlarını gidermek görevini de yürüttüm. Bana bu görevi ve kod ismi veren kişi M. abi olarak tanıdığım öğretmen olan bir şahıstır. Hakkımda beyanda bulunan ...’ın, beyanları doğrultusunda ifadesi alınan U.E.'nin beyanında bahsi geçen bölgeci olarak adlandırılan M.C. isimli şahsa ait fotoğrafı gördüm. Bu fotoğraftaki kişi benim M. abi olarak tanıdığım, bana kullanmadığım ... kod ismini veren ve bana evlerden sorumlu imamlık görevi veren M.C.(TC:...)'dir...",<br>İfadesine başvurulan G.İ. isimli şahsa ait, Van Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/05/2017 tarihli sorgulama tutanağında; "...Ben 2011-2012 senesinde üniversiteyi kazandığım zaman bu yapıyla tanıştım. Fem dershanesinden bir rehberlik hocası babamla irtibata geçmiş. Sonra beni de aradılar. Ben o tarihlerde İstanbul'daydım. KYK'yı istemiştim. Ancak çıkmamıştı. Beni yanılmıyorsam Sultangazi Cebeci'de ya da Beşyüzevlerde bulunan Fem dershanesine mülakata götürdüler. Burada mülakat yapıldıktan sonra bizi Alibeyköy'de Karadolap mahallesinde bir eve götürdüler. Yanılmıyorsam Menekşe sokaktı. Bu evde gerçek ismin ... olarak bildiğim ancak soyadını bilmediğim bir ev abisi vardı. İstanbul Hukuk Fakültesi 2. sınıfta okuyordu. Serhat Koleji'nden mezundu. Çaldıran'lıydı. 2. sınıfın sonunda evden ayrıldı. Yanılmıyorsam ... Parti Gençlik Kollarına ait bir eve geçti..." -Aynı şahıs Van İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 19/05/2017 tarihli Fotoğraf Teşhis Tutanağı ile davacıyı tereddütsüz ve net bir şekilde teşhis etmiştir.-,<br>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan U.E.'ye ait, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/11/2017 tarihli sorgulama tutanağında; "...Bana dosya içerisinden sormuş olduğunuz üzere ... isimli şahsı öğrenim gördüğüm liseden tanırım. Kendisinin beyanlarında bahsi geçen hususlar doğrudur. Yukarıdaki beyanlarımı şu şekilde düzeltmek isterim. Üniversite öğrenimim dönemimde ilk yerleştirildiğim yurtta 1,5-2 ay süre sonra ayrıldım. Kısa bir süre akrabalarımın yanında kaldıktan sonra ailemin de ekonomik durumumun elvermemesi ve toplamda 8 kardeş olmamız sebebiyle yine örgüte ait öğrenci evlerinde kalmaya başladım. Bu evlerde de burslu şekilde kalıyordum. Bu dönemde evlerde kalanlardan burslarından kesilmek suretiyle Sızıntı ve Zaman Gazetesi abonelikleri yapılmaktaydı. Yine dönem dönem tertip edilen dini içerikli sohbet toplantılarına katılıyordum. O dönemde sigara kullandığımdan ötürü örgüt tarafından samimi görülmeyen kişilerden olarak değerlendiriliyordum. Ve bu kapsamda bir dönem ...’ın da kaldığı evde birlikte kaldık. Bu evin sorumluluğunu ben yürütmekteydim... O dönemde bana vermiş oldukları ... kod ismini kullanıyordum. Örgüt içerisinde bir hoca özellikle hukukçuların fişlendiklerini, bu nedenle de ileride sorun yaşayacaklarını telkin ediyordu. Bu nedenle de ben ... kod ismini kullanıyordum.",<br>Aynı şahsa ait, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13/12/2017 tarihli sorgulama tutanağında; "...Üniversitenin 2. yılı olan 2010-2011 öğretim döneminde yine Alibeyköy semtinde kalıyordum. Bu dönemde kaldığım evde; 1-) Daha önceki ifademde bahsi geçen ... isimli, halen Hâkim Savcılık görevini yürüten şahıs ...'ın o dönem burs karşılığında bu yapıya ait dershane veya etüt merkezinde Öğretmenlik yaptığını da biliyorum…",<br>Davacı hakkında Konya Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen ... tarih ve Soruşturma No:..., Karar No:... sayılı kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar içeriğinde yer alan ve ifadesine başvurulan A.T. isimli şahsın 23/10/2020 tarihli ifadesinde; "...Ben hangi konu hakkında ifade vereceğimi anladım. Ben A.T., Van Çatak ilçesi Koralı köyünde doğdum. ... ile birlikte 2006 yılında Van ilinde bulunan Serhat kolejinde birlikte burslu olarak okuduk. Kendisi o dönemden itibaren tanırım. 14 yıldır arkadaşız dostuz. 2010 yılında Serhat kolejinden mezun olduk. Ben İstanbul Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksek Okulunu kazandım. ... ise İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandı. Biz ... ile birlikte o dönem cemaat diye bilinen yapıya ait Alibeyköy'de bulunan bir evde ben, ... ile birlikte kaldım. Evde diğer kalan kişileri hatırlamıyorum. Genelde biz ... ile birlikte kalırdık. Zaman zaman eve gelip gidenler olurdu. Ev abisi kimdi bilmiyorum. ... ile benim aktif bir görevim yoktu. Ben 1 yıl sonra kendim özel bir eve çıktım. ... bu evde kalmaya devam etti. ... ile biz arkadaş olduğumuz için o evde kalmasam da görüşmeye devam ediyorduk. ... de o evde benden sonra 1 yıl kaldı daha sonra ben ...'i şu anda halen aktif devam eden Akabe vakfına çağırdım. Bu vakfın üniversite öğrencilerinin kalması için finanse ettiği evler vardı. ... de 2013 yılında bu vakfa ait eve geldi. ...le biz bu vakfa ait 2 yerde kaldık, birisi Pazartekke diğeri Fındıkzade bölgesindeydi mezun olana kadar bu evde kaldık. Mezun olduktan sonra ... memleketimiz Van'a ailesinin yanına sınava hazırlanmak için gitti. Ancak girmiş olduğu ilk sınavı kazanamadı. Daha sonra hatırladığım kadarıyla askerde sınava hazırlandı ve bu girmiş olduğu sınavda başarılı oldu ve hakim adaylığına geçti. Hakim adaylığı döneminde İstanbul'da arkadaşlarıyla birlikte özel evde kalıyordu ancak hangi arkadaşlarıyla kaldığını ve arkadaşlarının isimlerini bilmiyorum. Bende çalıştığım için öğrencilik dönemindeki kadar sık görüşemiyorduk. Benim ... ile bildiklerim bundan ibarettir. Bana sormuş olduğunuz üzere ... Önlisans KPSS sine girip almış olduğu puanla İstanbul Üniversitesi rektörlüğünde işe girdiğini biliyorum. ... üniversite döneminde kesinlikle o dönem cemaat olarak bilinen yapıya ait herhangi bir dershane veya iş merkezinde çalışmadı. ... benim Akabe Vakfına ait yurda geçtikten sonra sürekli kalmış olduğu evle ilgili sıkıntıları anlatıp geçmek istediğini söylüyordu bende Avukat F.Ş.'ye söyledim. Oda bize ...'in gelip evde kalabileceğini söylemesi üzerine yukarıda belirttiğim gibi bizle birlikte kalmaya başladı. Söyleyeceğim başka bir husus yoktur.",<br>Davacı hakkında Konya Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen ... tarih ve Soruşturma No:..., Karar No:... sayılı kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar içeriğinde yer alan ve ifadesine başvurulan B.K. isimli şahsın 23/10/2020 tarihli ifadesinde; "...Ben ...'ı Van ilinde lise son sınıfta okuduğum dönemde ... ile aynı dershaneye gittiğimiz dönemde tanıştım. Daha sonra 2010 yılında liseden mezun olduk ve ikimizde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandık ve üniversiteye kayıt yaptırdıktan sonra o dönem cemaat olarak bilinen yapıya ait Eyüp ilçesinde bir evde kaldım. ... ile biz aynı evde kalmadık ancak ...'in de o dönem bu yapıya ait bir evde kaldığını biliyorum. ... ile biz aynı evde kalmasak da aynı fakültede okuduğumuz ve öncesinde tanıştığımız için zaman zaman görüşürdük. Bu yapmış olduğumuz görüşmelerde kaldığı evde sorunları olduğunu haksızlıklar yapıldığını söylerdi. Tam net tarihi hatırlamamakla birlikte 2012 yılında 17/25 aralık olaylarından çok önce ... bana kaldığı evden ayrıldığını Akabe vakfına ait eve geçtiğini söyledi. ...'ın üniversite döneminde kaldığı eve ilişkin bildiklerim bundan ibarettir...",<br>İfadesine başvurulan F.K. isimli şahsa ait, Edirne İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 12/09/2020 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "......: Bu şahıs İstanbul Hukuk 2010 girişlidir. Eyüp ilçesinde bir dönem kalıp başka bölgeye geçmişti. B.K. ile samimi arkadaştı. Görevi olup olmadığını bilmiyorum..." -Aynı şahıs Edirne İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 12/09/2020 tarihli Tekli Fotoğraf Teşhis Tutanağı ile davacıyı açık ve net olarak teşhis etmiştir.-, şeklinde beyanlarda bulunulmuştur.<br>Davacının, Konya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2020 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında ise; "...Ben Van ilinde ilköğretim dönemimde okul öğretmenim vasıtasıyla zeki olduğum için ve sınavlarda başarılı olduğum için Serhat kolejinde okudum. Daha sonra 2010 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım ve İstanbul iline geldiğimde benim okuduğum kolej vasıtasıyla bana ulaştıklarını düşünüyorum... Ben o dönemde bunların evinde kalmak istemediğim için yurt başvurusunda bulunmuştum. Ancak o dönem yurt başvuru sonuçları gecikti ve kalacak yer sıkıntısı olduğu için 2010 yılından 2012 yılının bir kısmına kadar Alibeyköy'de Menekşe diye belirttikleri bir evde kaldım. Kaldığım süreçte de herhangi bir görev ve sorumluluk almadım. Sadece barınma ihtiyacımı karşılamak için kaldım. Bu evde kalmamın tek sebebi de maddi imkansızlıklardı... Ben yukarıda belirttiğim dönem dışında en son 2012 yılında evlerinden ayrıldıktan sonra bir daha hiçbir şekilde irtibatım olmadı. İrtibatım olan dönemi de ben hakim savcı adaylığı döneminde müfettişlere açık bir şekilde anlatmıştım... Benim hakkımda beyanda bulunan M.K., E.A., S.E.'nin beyanları doğrudur. Ben zaten o hususları anlattım. O evde kalan herkes mecburi olarak dini sohbetlere katılırdı. Ben bu hususları kabul ediyorum. G.İ.'nin beyanı doğru olmakla birlikte ... Parti Gençlik Kollarına ait bir eve geçtiğimi belirtmiş ise de bu husus doğru değildir. Akabe Vakfına ait eve geçtim. Bu hususu karıştırdığını düşünüyorum. Ayrıca benim ev abisi olduğumu belirtmiş ise de o hususu kabul etmiyorum. Zaten ev abiliği yaptıklarını kabul eden U.E. ve S.E.'dir. Aynı anda iki ev abisi olması mümkün değildir. Ev abiliği yaptığımı da kabul etmiyorum..." şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.<br>Davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesine gelince;<br>Yargı mensupları E.A., M.K., U.E. ve diğer tanıklar S.E., G.İ., A.T., B.K., F.K.'nın beyanları, davacının FETÖ/PDY öğrenci evlerinde kaldığı, bu evlerde dini sohbetlere katıldığı, örgüte ait dershane veya etüt merkezinde öğretmenlik yaptığı ve hatta ev abiliği yaptığı gibi anlatımlar içermekte ve önemli ölçüde tutarlılık arz etmektedir. Bu tanıkların farklı zamanlarda ve farklı mercilerde ifade vermiş olmaları, beyanlarının güvenilirliğini ve birbirini destekler nitelikte olduğunu ortaya koymakta, davacı da bu beyanları kısmen doğrulamaktadır. Davacının, evlerde sadece barınma ihtiyacını karşılamak amacıyla kaldığına yönelik beyanları ise, objektif gerçeği ortaya çıkarmaktan ziyade, kendisini savunma ve aleyhindeki tanık delillerini etkisizleştirme amacına yönelik subjektif ve tek taraflı olması nedeniyle, itibara şayan görülmemiştir.<br>Temyize konu Daire kararında, Dairece dosyadaki mevcut deliller davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı için yeterli görülmemiş ise de, davacının, lise döneminde yatılı ve burslu olarak örgüte ait okula ve dershaneye gittiğine, akabinde üniversite döneminin ilk yıllarında iki yıl süreyle örgütle bağlantılı evlerde kaldığına, yapılan sohbetlere katılmak gibi çeşitli faaliyetlerde bulunduğuna ilişkin tanıkların anlatımları ile davacının kendi beyanlarının ve dosyada mevcut diğer hususların birlikte değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.<br>3) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi<br>Dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususu, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmelidir.<br>Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 375 sayılı KHK’nın Geçici 35. maddesinin (A) fıkrası uyarınca tesis edilmiştir. Anılan madde hükmü, 7145 sayılı Kanun'un 26. maddesiyle 375 sayılı KHK'ye eklenmiş ve 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak, dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla, karara dayanak olan düzenlemenin mevzuatta öngörülen usuller dâhilinde kanunlaşmış ve yürürlükte olduğu görülmektedir. Bu durumda, özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olduğundan, müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.<br>Dava konusu kararlar, FETÖ terör örgütünün darbe teşebbüsü üzerine ilan edilen olağanüstü halin sona ermesinden sonra olağan dönemde de örgütle mücadelenin hukuk devleti ilkesine uygun ve etkin bir şekilde devam ettirilmesi, FETÖ terör örgütünün ve bu örgütle iltisak veya irtibatı bulunanların yargıdaki varlığının ortadan kaldırılması ve bu bağlamda millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle, FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.<br>Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır. Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, olağanüstü hal sona erdikten sonra olağan dönemde de devam eden bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu yaptırımın da yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren yaptırımın demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.<br>Bu itibarla, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir yaptırım olduğu anlaşılmıştır.<br>4) Sonuç olarak<br>Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.<br>Bu itibarla, Daire kararının, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının davacıya ilişkin kısımlarının iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarılmasına karar verildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesi ve özlük haklarının iadesi yolundaki kısımlarında hukuki isabet bulunmamaktadır.<br>Davacının temyiz istemi yönünden;<br>Davacı tarafından, Daire kararının, görevden uzaklaştırılması nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının görevden uzaklaştırıldığı tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden davanın incelenmeksizin reddine dair kısmı, faizin başlangıç tarihine ilişkin kısmı ile yargılama giderleri ve vekâlet ücretine ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmüştür.<br>Bu davada iptali talep edilen "meslekten çıkarma kararına" dayanmayan ve bu karar öncesine ait görevden uzaklaştırma işleminden kaynaklanan fazlaya ilişkin parasal hak ve faiz taleplerinin bakılan davada incelenmesi hukuken olanaklı değildir.<br> Ayrıca, Daire tarafından bozma kararı üzerine yeni bir karar verileceğinden, davacının yargılama giderleri ve vekâlet ücreti bakımından temyiz isteminin bu aşamada karara bağlanmasına gerek görülmemiştir.<br><br>KARAR SONUCU :<br>Açıklanan nedenlerle;<br>1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne,<br>2. Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 17/05/2023 tarih ve E:2021/8703, K:2023/6316 sayılı kararının, dava konusu kararların davacıya ilişkin kısımlarının iptaline, davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarılmasına karar verildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine, özlük haklarının iadesine ilişkin kısımlarının BOZULMASINA,<br>3. Davacının temyiz isteminin reddine,<br>4. Anılan Daire kararının, davacının görevden uzaklaştırılması nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının görevden uzaklaştırıldığı tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden davanın incelenmeksizin reddine ilişkin kısmının yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA,<br>5. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,<br>6. Kesin olarak, 13/01/2025 tarihinde, kararın bozmaya ilişkin kısmında oyçokluğu ile, onamaya ilişkin kısmında oybirliği ile karar verildi. <br><br><br>KARŞI OY <br>X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın, dava konusu kararların davacıya ilişkin kısımlarının iptaline, davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı maaş kesintilerinin meslekten çıkarılmasına karar verildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine, özlük haklarının iadesine ilişkin kısımlarının usul ve hukuka aykırı bulunmadığı, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bu kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın anılan kısımlarının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.<br><br><br><br></font></p></body></html>
denetim