<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 6. Daire Başkanlığı         2022/7732 E.  ,  2025/321 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br> ALTINCI DAİRE <br>Esas No : 2022/7732<br>Karar No : 2025/321 <br><br>DAVACI: 1-... Odası (... Şubesi)<br>VEKİLİ: Av. ...<br><br> 2-... Odası (... Şubesi)<br>VEKİLİ: Av. ...<br><br>DAVALILAR : 1- ... Başkanlığı - ...<br> 2- ... - ...<br>VEKİLİ: Av. ...<br><br>İSTEMİN KONUSU :21.07.2022 tarihli ve 31899 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, mülkiyeti Hazineye ve DSİ'ye ait ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, ... ada ..., ... ve ... parsel sayılı taşınmazlara ilişkin Özelleştirme İdaresince hazırlanan ve 20.07.2022 tarih, 5820 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği, 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliği ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin iptali istenilmektedir.<br><br>DAVACININ İDDİALARI: Dava konusu plan öncesinde yürürlükte olan imar planında kamu hizmeti alanı olarak planlandığı, ancak dava konusu imar planı değişiklikleri ile uyuşmazlık konusu taşınmazın tamamen kamunu elinden çıkarıldığı, plan değişikliğinin parçacıl bir şekilde hazırlandığı, plan değişikliğine ilişkin hazırlanan plan açıklama raporlarının yetersiz olduğu, plan değişikliğine esas olacak herhangi bir kurum görüşü alınmadığı, plan değişikliği ile kaldırılan kamu alanlarına eşdeğer alan ayrılmadığı, plan değişikliği ile alanda nüfus artışı meydana gelmesine karşın bu nüfusun ihtiyacı sosyal ver teknik alt yapı alanının arttırılmadığı ileri sürülerek, dava konusu plan değişikliklerinin iptaline karar verilmesi istenilmektedir.<br><br>DAVALI İDARELERİN SAVUNMASININ ÖZETİ: Dava konusu imar planı değişikliklerine ilişkin olarak Kültür ve Turizm Bakanlığının, ... Büyükşehir Belediye Başkanlığının, DSİ Bölge Müdürlüğünün görüşlerinin alındığı, taşınmaz daha önceki imar planlarında kamu tesis alanı olarak planlanmış ise de turizm amaçlı DSİ kampı alanı olarak kullanılan alanın yaklaşık %38,92 m2 lik kısmı bölgedeki halka doğrudan hizmet edecek kamu kullanımlarına ayrıldığı, dava konusu imar planı değişikliğinin İmar Kanununda öngörülen planlamanın temel ilke ve esaslarına, çevre imar bütünlüğüne ve kamu yararına uygun olarak hazırlandığı savunulmaktadır. <br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Dava konusu planlarda sahil şeridi olarak belirlenen kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde ilk 100 metrelik kısım için belirlenen plan kararlarının Kıyı Kanunu ve Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik hükümleri uyarınca belirlenen planlama ve yapılaşma esaslarına uygun olduğu sonucuna ulaşıldığından davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.<br><br>DANIŞTAY SAVCISI GÜL...'IN DÜŞÜNCESİ: Dava; 21.07.2022 tarihli ve 31899 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, mülkiyeti Hazineye ve DSİ'ye ait ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, ... ada ..., ... ve ... parsel sayılı taşınmazlara ilişkin Özelleştirme İdaresince hazırlanan ve 20.07.2022 tarih, 5820 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği, 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliği ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin iptali istemiyle açılmıştır.<br>Davalı idarelerin usule ilişkin itirazları yerinde görülmemiştir. <br>Dosyanın incelenmesinden; mülkiyeti DSİ ve Hazineye ait olan uyuşmazlık konusu taşınmazların 14.03.1989 tarihli 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ile Kaks:0,60 H:6.50 m. yapılaşma koşullu DSİ hizmet alanı olarak planlandığı, 2014 tarihinde bölgeye kıyı kenar çizgisi aktarılması üzerine ... parsel sayılı taşınmazın 229,85 m2'lik kısmının kıyı kenar çizgisinin kıyı yönünde kaldığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 16.05.2014 tarihinde onaylanan 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde alanın "turizm tesis alanı" olarak planlandığı, 16.11.2015 onay tarihli 100.000 ölçekli çevre düzeni planında kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesi/turizm merkezi sınırları içinde tercihli kullanım alanı ve birinci derece yol alanı olarak planlandığı, 2015 tarihli 1/5000 ölçekli revizyon nazım imar planı ile kamu hizmeti alanı, 12 metre yol, park ve yeşil alan olarak, aynı tarihli 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ile de resmi kurum alanı (DSİ kampı), ikinci derece yol alanı, park ve 7 metre yaya yolu alanı olarak planlandığı, 09.07.2021 tarih ve 4264 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınan uyuşmazlık konusu parsellerin, dava konusu edilen 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile ticaret+turizm alanı, dere ve karayolu alanı olarak, 1/5000 ölçekli nazım imar plan değişikliği ile ticaret+turizm alanı, günübirlik tesis alanı, park, kumsal ve plaj, genel otopark, 10 metre taşıt yolu, 45 metre taşıt yolu alanı, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliği ile E:0.45, Yençok:5 kat yapılaşma koşullu ticaret+turizm, E:0.10, Yençok:4.50 m. yapılaşma koşullu günübirlik tesis alanı, park, kumsal ve plaj, genel otopark, trafo, 10 metre taşıt yolu, 7 metre yaya yolu, 45 metre taşıt yolu alanı olarak planlandığı, davacı tarafından anılan planların iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.<br>Uyuşmazlığın çözümünün teknik bilgiyi gerektirmesi nedeniyle Danıştay Altıncı Dairesince verilen 08/11/2022 tarih ve E:2022/6575 sayılı ara kararı gereğince yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda;<br>-"Dava konusu 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliği, 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı Değişikliği ve 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin dava konusu parseller için getirdiği kullanım kararlarının birbiri ile uyumlu olduğu, ancak, üst kademeli plan olan ...-... Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda dava konusu parsellerin de bulunduğu bölgenin (kıyı bandının) turizm potansiyelini ön plana çıkaran ve turizm odaklı plan kararları getirilen bir nitelikte olduğu, bölge için en üst kademeli planda getirilen Tercihli Kullanım Alanı kararının, alanın turizm ağırlıklı olarak gelişmesini öngördüğü, ve aynı planda turizm tesislerinin ihtiyaç duyacağı ticaret, sosyal ve teknik altyapı olanaklarının bölgede yer seçebileceği belirtilmekte iken, dava konusu planlarda ve plan notlarında, bölgenin ağırlıklı olarak ticaret kullanımları ile gelişmesine olanak sağlayıcı karar ve plan hükümlerinin getirildiği bu kapsamda her üç planın da en üst kademeli plan olan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararlarına uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.<br>-Dava konusu planlar ile getirilen kararların kıyı şeridi bütününde ve çevresinde yer alan yürürlükteki imar planlarının getirdiği kararların gözetilmeden alındığı ve/veya gözetilerek alındığına dair kanıtları sunmadığı; dava konusu planlara ait tek bir araştırma raporunda dava konusu parsellerin üzerinde mevcut durumda yer alan DSİ Kamp Alanı (Resmi Kurum Alanı / Kamu Kurum Alanı) yerleşmesinin yerine böylesi bir fonksiyonun getirilmesindeki nedenlerin teknik, bilimsel ve nesnel olarak ortaya konulmadığı, bu kapsamda fonksiyonların yer seçiminde sorunlu noktalar bulunduğu ve bu sebeple dava konusu planlarda getirilen plan kararlarının çevre ve imar bütünlüğünü bozucu bir nitelikte olduğu; alana getirilen ticaret ağırlıklı kullanım kararının, dava konusu alanın yakın çevresindeki yerleşimler ile kıyı alanı bütününde yer alan sosyal donatılar açısından bir dengesizlik yaratabileceği, dolayısıyla dava konusu planların bölgeye yönelik sosyal donatı dengesini bozucu nitelikte olduğu kanaate varılmış bulunmaktadır.<br>-Yapılan incelemeler sonucunda ... Belediyesi İmar Komisyonu ile Kültür ve Turizm Komisyonu’nun 12.09.2014 tarihli kararına uygun olarak ... Belediye Meclisi’nin ... tarih ve ... sayılı kararı ile onanan Kısmi Yapılaşma Durumu Planının bulunduğu tespit edilmiştir. Anılan planda dava konusu parsellerde yer alan kamp alanının yerleşimi görülebilmektedir.<br>Tarafımıza yöneltilen bilirkişi sorusunda dikkate alınması gerektiği vurgulanan... tarihli ve ... sayılı ... Belediyesi Başkanlığı İmar ve Kültür ve Turizm Komisyonu kararı incelendiğinde ise, karar metninin; <br>“1) Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın... tarih ... sayılı yazısı doğrultusunda; ... ... ... Termal Turizm Merkezi Tevsii ... Kesimi, 1/25000 ölçekli Çevre Düzen Planına uygun olarak ... Belediyesine verilmiş olan ön izin doğrultusunda, ... Belediye Başkanlığının... ürüt ... sayılı yazısı ile Bakanlığa onaya sunulmuş olan 1/5000 ölçekli Nazım ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planlarının incelenmesi neticesinde; 12.09.2014 tarihli ... Belediyesi İmar ve Kültür ve Turizm Komisyonu Karar Tutanağı ile "Kısmi Yapılaşma”nın tamamlandığı pafta numaraları ile ilgi yazı ekinde iletilen mer'i imar planları pafta numaralan arasında uyumsuzluk olduğu (iletilmeyen paftalar: ..., ..., ..., ...) ayrıca söz konusu karar tutanağında kısmi yapılaşmanın dayanağı olduğu belirtilen imar planlarına herhangi bir atıfta bulunulmadığı belirtilerek gereğinin yapılmasının belirtildiği, Komisyonlarımızca ... kıyı kesiminin tamamında ... sayılı kanun gereğince kısmi yapılaşma durumunun incelenmesinin görüşülmesi,<br>2) Komisyonumuzca yapılan görüşmelerde; ... Belediye Meclisinin ... tarihli ve ... nolu kararı doğrultusunda komisyonumuza havale edilen ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın... tarih ve ... sayılı yazısında belirtilen hususlarda dikkate alınarak, ... İli, ... İlçesi, ... ..., ... ... ve ... ... Mahallesini kapsayan kıyı kesiminin tamamında, ... Belediye Meclisinin ... tarih ... sayılı kararı ve eki plan ve tutanaklar ile onayı yapılmış olan imar planlarına uygun olarak yapılan tetkiklerde; 12.09.2014 tarihli komisyon kararı ve ... tarih ve ... nolu Meclis Kararında geçen... paftasının ... paftası olduğu tespit edilmiş, ..., ... paftalar, ... ve ... adalarda kısmi yapılaşma hakkında yapılan incelemelerde; <br>01.07.1992 tarih ve 3830 sayılı Kıyı Kanunu değişik 4.4.1990 tarih ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 5. ye 16. maddeleri gereğince düzenlenmiş olan "Kıyı Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik"in "Genel Hükümleri” ne ilişkin "Birinci Bölümü”nde; "Belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında 11 Temmuz 1992 tarihinden önce belirli bir kullanım amacına dayalı olarak onaylanmış 1/1000 ölçekli mevzi imar planlarının kıyı kenar çizgisinden itibaren karar yönünde 100 metrelik kesim içerisindeki imar adalarında; üzerinde yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan plan ve mevzuata uygun olarak tamamlanmış yapılar ile ruhsat alınarak en az su basman seviyesinde inşaatı tamamlanmış yapıların bulunduğu parsellerin sayısının veya kullanımları toplam taban alanının imar adasındaki toplam parsel sayısının veya toplam alanın yüzde ellisinden fazla olması durumudur.” şeklinde “Kısmi Yapılaşma” tanımlandığı, bu kapsamda yukarıda konulu adalara ilişkin belediyemiz arşiv kayıtlarında ve yerinde yapılan incelemeler neticesinde imar planı bütününde Kısmi Yapılaşma”nın tamamlanmış olduğu tespit edilmiştir.” <br>şeklinde olduğu görülmektedir. Söz konusu metinden de anlaşıldığı üzere 2899 ada kısmi yapılaşma kararı verilen alan içerisinde yer almaktadır. Yine ifadelerden kararın imar planı bütünlüğünde verilmiş olduğu ve dava konusu taşınmazları kapsadığı sonucuna ulaşılmaktadır. <br>Kıyı Kanunu ve Uygulama Yönetmeliğinde yer verilen Kısmi Yapılaşma ve Müktesep Hak tanımlamalarının daha önce belirlenmiş hakların korunması ve kişilerin mağdur edilmemesi amacına dayandığı görülmektedir. Mevzuat hükümleri doğrultusunda yapıların mevcut haliyle korunması için yapılarda kısmi yapılaşma durumunun tespit edilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte 11 Temmuz 1992 tarihinden önce yürürlükteki plan veya mevzuat hükümlerine göre inşaat ruhsatı alarak en az su basman seviyesine göre yapılaşmış parsellerdeki müktesep hakların saklı olması hususu farklı biçimlerde yorumlanabilmektedir. Bu kapsamda eğer kazanılmış hakkı olan yapılar tespit ediliyorsa, kısmi yapılaşmadan yararlanan yapıların fiziksel ömürlerini tamamlayıncaya kadar korunmakla beraber, bu sürecin sonunda yeni yapılan/yapılacak planın kararlarına tabi olacakları da anlaşılmak durumundadır. <br>Dava açısından ele alındığında dosyasındaki belgeler bölgedeki gelişmelerin 11 Temmuz 1992 tarihinden çok daha önce başlamış olduğunu ortaya koymaktadır. 1992 yılı öncesi hazırlanmış olan imar planları bu kapsamda dosyasında yer alan önemli kanıtlardır. Belgeler bölgede 1983, 1986, 1987 ve 1989 yıllarında hazırlanmış mevzi planların bulunduğunu göstermektedir. Ayrıca 1989 planı itibariyle dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgenin bir kamp alanı olarak tasarlandığı ve değerlendirildiği anlaşılmaktadır.<br>Yukarıda ortaya konan yönetmelik hükmüne göre belirlenen sahil şeridi içinde kalan ve daha önce yürürlükte olan plan ve mevzuata uygun olarak yapılmış veya ruhsat alınarak 11 Temmuz 1992 gününde en az su basman seviyesine gelmiş yapıların kazanılmış hakları bulunmaktadır. En az su basman seviyesinde yapıların bulunduğu imar adalarında bu seviyedeki yapılar için onaylı plana göre uygulamaya devam edilmesi, tüm imar adalarındaki parsel sayısına göre %50’den az veya hiç yapılaşma olmayan alanlarda ise plan revizyonu yapılması ve Yasanın öngördüğü sahil şeridi belirlenerek uygulamaya geçilmesi gerekmektedir. Dava açısından bu durum ise kısmi yapılaşma kararının plan bütünlüğünde verilmiş olması ifade edilmiş olduğundan bu kapsamda ele alınacaktır. Bir başka ifade ile konunun bölgedeki genel yapılaşma durumu dikkate alınarak ve dava konusu taşınmazların üzerinde bulunan yapılaşmalarla birlikte verilmiş olan kısmi yapılaşma kararı kapsamında değerlendirilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu kapsamda dava konusu parsellerde kısmi yapılaşma kararının bulunduğu ve 11 Temmuz 1992 öncesinde döneminin mevzuat ve planlarına uygun olarak üretilmiş olan dava konusu parseldeki yapılaşmaların haklarının korunması ve kısmi yapılaşma tamamlandığı için onaylı planların uygulanması gerektiği de anlaşılmaktadır. Ayrıca, dava konusu taşınmazların bir kamp alanı olması da dikkate alınması gereken bir husustur. <br>Dava konusu planlarda sahil şeridi olarak geçen kısım için verilen plan kararlarının Kıyı Kanunu açısından uygun olduğu, ancak, dava konusu planların mevzuat çerçevesinde yeterli ve ölçeği bağlamında gerekli teknik ve bilimsel ölçümlere dayandırılmadığı, planlama amacının nesnel olarak ortaya koyulmadığı, mevzuat çerçevesinde tarif edildiği üzere ilgili kurum ve kuruluş görüşlerinin alınmadığı, kurum görüşlerinin plan notlarına yansıtılmadığı, alanın bütüncül olarak değil parçacıl olarak ele alındığı, plan belgeleri üzerinde bir kısım sorunlu çizim teknikleri olduğu, yine mevzuat çerçevesinde plan değişikliği yapılması durumunda gerekli görülen bir kısım analiz ve açıklama raporlarının bulunmadığı ve resmi kurum niteliğindeki bir kullanımın ticaret-turizm alanına dönüştürülerek alan bütünündeki plan kararlarından önemli ölçüde farklılaştığı buna karşın bu durumu açıklayan bilgi-belge, analiz-sentez ve kurum ve kuruluş görüşlerinin sunularak gerekçelendirilmediği anlaşıldığından dava konusu planların imar mevzuatı, şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından uygun olmadığı kanaatine ulaşılmıştır." tespit ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.<br>Dosyada mevcut bilgi ve belgelerin bilirkişi raporu ile birlikte incelenip değerlendirilmesinden; dava konusu planlarda sahil şeridi olarak geçen kısım için verilen plan kararlarının Kıyı Kanunu açısından uygun olduğu, ancak, dava konusu planların mevzuat çerçevesinde yeterli ve ölçeği bağlamında gerekli teknik ve bilimsel ölçümlere dayandırılmadığı, planlama amacının nesnel olarak ortaya koyulmadığı, mevzuat çerçevesinde tarif edildiği üzere ilgili kurum ve kuruluş görüşlerinin alınmadığı, kurum görüşlerinin plan notlarına yansıtılmadığı, alanın bütüncül olarak değil parçacıl olarak ele alındığı, plan belgeleri üzerinde bir kısım sorunlu çizim teknikleri olduğu, yine mevzuat çerçevesinde plan değişikliği yapılması durumunda gerekli görülen bir kısım analiz ve açıklama raporlarının bulunmadığı ve resmi kurum niteliğindeki bir kullanımın ticaret-turizm alanına dönüştürülerek alan bütünündeki plan kararlarından önemli ölçüde farklılaştığı buna karşın bu durumu açıklayan bilgi-belge, analiz-sentez ve kurum ve kuruluş görüşlerinin sunularak gerekçelendirilmediği anlaşıldığından dava konusu çevre düzeni planı, nazım ve uygulama imar planı değişikliklerinin, kıyı mevzuatına, planlama ilkelerine, şehircilik esaslarına, imar mevzuatına, hukuka ve kamu yararına uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.<br>Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemlerin iptali gerektiği, düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve 2577 sayılı Yasanın 20/A maddesi uyarınca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE :<br>MADDİ OLAY : Mülkiyeti DSİ ve Hazineye ait olan uyuşmazlık konusu taşınmazlar 14.03.1989 tarihli 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ile Kaks:0,60 H:6.50 m. yapılaşma koşullu DSİ hizmet alanı olarak planlanmış, 2014 tarihinde bölgede kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve ... parsel sayılı taşınmazın 229,85 m2'lik kısmı kıyı kenar çizgisinin kıyı yönünde kalmıştır.<br>Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 16.05.2014 tarihinde onaylanan 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde "turizm tesis alanı" olarak planlanmıştır.<br>16.11.2015 onay tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesi/turizm merkezi sınırları içinde tercihli kullanım alanı ve birinci derece yol alanı olarak planlanmış. 2015 tarihli 1/5000 ölçekli revizyon nazım imar planı ile kamu hizmeti alanı, 12 metre yol, park ve yeşil alan olarak, aynı tarihli 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ile resmi kurum alanı (DSİ kampı), ikinci derece yol alanı, park ve 7 metre yaya yolu alanı olarak planlanmıştır.<br>Uyuşmazlık konusu parseller, 09.07.2021 tarih ve 4264 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınmıştır.<br>Dava konusu edilen 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile ticaret+turizm alanı, dere ve karayolu alanı olarak, 1/5000 ölçekli nazım imar plan değişikliği ile ticaret+turizm alanı, günübirlik tesis alanı, park, kumsal ve plaj, genel otopark, 10 metre taşıt yolu, 45 metre taşıt yolu alanı, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliği ile E:0.45, Yençok:5 kat yapılaşma koşullu ticaret+turizm, E:0.10, Yençok:4.50 m. yapılaşma koşullu günübirlik tesis alanı, park, kumsal ve plaj, genel otopark, trafo, 10 metre taşıt yolu, 7 metre yaya yolu, 45 metre taşıt yolu alanı olarak planlanmıştır.<br>Özelleştirme İdaresince hazırlanan ve 20.07.2022 tarih ve 5820 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği, 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliği ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliği nin iptali istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.<br><br>İLGİLİ MEVZUAT:<br>1982 Anayasasında da 1961 Anayasasındaki gibi kıyılar, 'Tabii kaynaklar ve servetler' olarak kabul edilmiş; ayrıca, ülkemiz açısından giderek artan ekonomik ve sosyal değerleri gözönünde bulundurularak bu konuda özel düzenlemeye gidilmiştir.<br>2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının, Kıyılardan yararlanma başlıklı 43. maddesinde: "Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartları kanunla düzenlenir." kuralı yer almıştır.<br>Kıyı konusunda, 6785 sayılı İmar Kanununun Ek 7. ve Ek 8. maddelerine göre çıkarılan Yönetmelik ile herkesin kıyılardan mutlak bir eşitlik ve serbestlikle yararlanmasını sağlamak, kıyıların doğal yapısının değiştirilmesini önlemek ve atıklarla kirletilmesini engellemek için kurallar getirilmiş ise de; anılan Yönetmelik 6785 sayılı İmar Kanunu ile birlikte yürürlükten kalkmış olup; Kıyılar yönünden, 1982 Anayasası döneminde yapılan ilk düzenleme 01.12.1984 tarihinde yürürlüğe giren 3086 sayılı Kıyı Kanunu ve buna dayanılarak çıkarılan ve 18.05.1985 günlü, 18758 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 3086 sayılı Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliktir.<br>3086 sayılı Yasanın tümü Anayasa Mahkemesinin 25.02.1986 günlü, 1985/1, K:1986/4 sayılı kararı ile iptal edilmiş; iptal kararının Resmî Gazetede yayımlandığı 10.07.1986 tarihini izleyen altı ay sonra ise 3086 sayılı Yasa yürürlükten kalkmıştır.<br>3086 sayılı Yasanın yerini, 17 Nisan 1990 günü yayımlanarak yürürlüğe giren 3621 sayılı Kıyı Kanunu almış ve Anayasanın kıyıya ilişkin kuralları Anayasa Mahkemesi kararının gerekçeleri de dikkate alınarak yaşama geçirilmiştir.<br>3621 sayılı Yasanın 4. maddesinde: "Sahil Şeridi: Kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde;<br>a) Uygulama imar plânı yapılacak alanlarda yatay olarak en az 20 metre genişliğindeki alanı,<br>b) Uygulama imar planı bulunmayan belediye ve mücavir alan sınırları içinde veya dışındaki yerleşik alanlarda, çevre düzeni ve/veya nazım imar planı bulunsun veya bulunmasın, yatay olarak en az 50 metre genişliğindeki alanı,<br>c) Belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışındaki iskân dışı alanlarda çevre düzeni ve/veya nazım imar planı bulunsun veya bulunmasın yatay olarak en az 100 metre genişliğindeki alanı" ifade edeceği şeklinde tanımlanmıştır.<br>Anayasanın Mahkemesinin 18.09.1991 günlü, E:1990/23, K:1991/29 sayılı kararı ile bu tanımlardan 4. maddenin 1. fıkrasının a) bendindeki tanım iptal edilmiştir.<br>İptal kararından sonra yasa koyucu tarafından 4. maddenin sahil şeridine ilişkin kuralları 3830 sayılı Yasa ile yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile: "Sahil şeridi Kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak en az 100 metre genişliğindeki alan" olarak tanımlanmıştır.<br>Anayasa Mahkemesince Anayasaya aykırı görülemeyen 3086 sayılı Yasanın Geçici 2. maddesinin 2. ve 3. fıkraları ve 1. fıkrasında yer alan '...bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuata ve imar planına uygun olarak yapılan yapılar hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz' biçimindeki kuralın yerini, 3621 sayılı Kıyı Kanunu ile getirilen Geçici Maddedeki "Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce mevzuat hükümlerine uygun olarak onanmış ve kısmen veya tamamen yapılaşmış 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarının sahil şeritleri ile ilgili hükümleri geçerlidir. Ancak, 8 inci maddenin ikinci fıkra hükümleri saklıdır." kuralı almıştır.<br>11 Temmuz 1992 tarihinde yürürlüğe giren 3830 sayılı Kıyı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Geçici Maddesiyle de; kısmen veya tamamen yapılaşmamış alanlarla ilgili imar planı revizyonlarının bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde tamamlanması öngörülmüştür.<br>Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik 03.08.1990 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yönetmeliğin 4. maddesinde kısmi yapılaşma tanımlanmıştır.<br>Buna göre: "Kısmi Yapılaşma: 17 Nisan 1990 tarihinden önce onaylanmış uygulama imar planlarındaki imar adalarında yer alan parseller ile üzerine birden fazla yapı yapılması mümkün olan parsellerin yüzde ellisinden fazlasında yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan imar plânı ve mevzuata uygun olarak tamamlanmış yapılarla, ruhsat alınarak en az su basman seviyesine kadar inşaatı tamamlanmış yapıların bulunması durumudur."<br>Anılan Yönetmelikteki kısmi yapılaşma tanımında, 30.03.1994 günlü, 21890 sayılı Resmi Gazete yayımlanan Yönetmelikle değişikliğe gidilmiştir. Bu değişikliğe göre:<br>"Kısmi Yapılaşma: a) Belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında; 11 Temmuz 1992 tarihinden önce belirli bir kullanım amacına dayalı olarak onaylanmış 1/1000 ölçekli mevzii imar planlarının, kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde 100 metrelik kesim içerisindeki imar adalarında; üzerinde yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan plan ve mevzuata uygun olarak tamamlanmış yapılar ile ruhsat alınarak en az subasman seviyesinde inşaatı tamamlanmış yapıların bulunduğu parsellerin sayısının veya kullanılan toplam taban alanının imar adasındaki toplam parsel sayısının veya toplam taban alanının yüzde ellisinden fazla olması durumudur.<br>Üzerinde birden fazla yapı yapılması mümkün olan parseller, en az subasman seviyesinde inşaatı tamamlanmış olmak kaydı ile taban alanı veya yapı sayısı itibariyle bu kapsamda değerlendirilir.<br>b) Kentsel ve kırsal yerleşmelerde; meskun ve gelişme alanlarını kapsamak yerleşmenin mevcut ve projeksiyon nüfusuna dayalı gerekli tüm kullanım ve fonksiyonları içermek üzere hazırlanmış ve 11 Temmuz 1992 tarihinden önce onaylanmış uygulama imar planlarının kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde 100 metrelik bandı içerisinde kalan kesiminde yer alan imar adalarının sayısının yüzde ellisinden fazlasında, (a) bendindeki tanıma uygun yapılaşma olması durumudur. Aksi halde (a) bendi hükümleri geçerlidir.<br>c) (Değişik:RG-24/10/2020-31284) 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanununa tabi alanlarda; bu Kanun kapsamında 11 Temmuz 1992 tarihinden önce onaylanmış turizm amaçlı uygulama imar planlarının, kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde 100 metrelik bandı içerisinde kalan kesimindeki imar adalarının yüzde ellisinden fazlasında, (a) bendindeki tanıma uygun yapılaşma olması durumudur. Aksi halde (a) bendi hükümleri geçerlidir.<br>d) (Değişik:RG-24/10/2020-31284) 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanununa tabi alanlarda; turizm dışı kullanımlara yönelik olarak hazırlanmış ve 11 Temmuz 1992 tarihinden önce onaylanmış uygulama imar planlarının ilgi ve kapsamına göre (a) veya (b) bentlerindeki tanımlara uygun yapılaşmış olması durumudur." kuralına yer verilmiştir. <br>3194 sayılı İmar Kanunu'nun 5. maddesinde nazım imar planı; varsa bölge planlarının mekâna ilişkin genel ilkelerine ve varsa çevre düzeni planlarına uygun olarak halihazır haritalar üzerine, yine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak çizilen ve arazi parçalarının; genel kullanış biçimlerini, yerleşme alanlarının gelişme yön ve büyüklüklerini, nüfus yoğunlukları ve eşiklerini, ulaşım sistemlerini göstermek ve uygulama imar planlarının hazırlanmasına esas olmak üzere düzenlenen, plan hükümleri ve raporuyla beraber bütün olan plan olarak, uygulama imar planı ise; tasdikli halihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak nazım imar planı esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren plan olarak tanımlanmıştır.<br>3194 sayılı Kanun'un 6. maddesinde, mekânsal planların, kapsadıkları alan ve amaçları açısından mekânsal strateji planlarına uygun olarak; “çevre düzeni planları” ve “imar planları” kademelerinden oluşacağı, imar planlarının ise nazım imar planı ve uygulama imar planı olarak hazırlanacağı, her planın bir üst kademedeki plana uygun olarak hazırlanacağı hüküm altına alınmıştır.<br> Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 4. maddesinin "Tanımlar" başlıklı 1. fıkrasının c) bendinde, "Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı, (...) ifade eder." tanımına, yine aynı Yönetmelik'in 26. maddesinde, "İmar planı değişikliği; plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü, sosyal ve teknik altyapı dengesini bozmayacak nitelikte, kamu yaran amaçlı, teknik ve nesnel gerekçelere dayanılarak yapılır." hükmüne yer verilmiştir. <br>3194 sayılı Kanun'un 9. maddesinin 2. fıkrasında, "Belediye hudutları ve mücavir alanlar içerisinde bulunan ve özelleştirme programına alınmış kuruluşlara ait arsa ve arazilerin, ilgili kuruluşlardan gerekli görüş, (Belediye) alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak imar tadilatları ve mevzi imar planlarının ve buna uygun imar durumlarının Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak suretiyle yürürlüğe girer ve ilgili Belediyeler bu arsa ve arazilerin imar fonksiyonlarını 5 yıl değiştiremezler. İlgili belediyeler görüşlerini onbeş gün içinde bildirir." hükmüne, Ek 3. maddesinde, "Özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya kuruluş lehine irtifak ve/veya kullanım hakkı alınmış arsa ve araziler ile özel kanunları uyarınca özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerin, 3621 sayılı Kıyı Kanunu veya 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında kalan yerler dahil olmak üzere genel ve özel kanun hükümleri kapsamında yer alan tüm alanlarda imar planlarını yapmaya ve onaylamaya yetkili olan kurum veya kuruluşlardan görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonları müellifi şehir plancısı olmak üzere Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılarak veya yaptırılarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak ve Resmi Gazetede yayımlanmak suretiyle kesinleşir (…)(1) yürürlüğe girer. İlgili kuruluşlar bu madde kapsamında yapılan planları devir tarihinden itibaren beş yıl süreyle değiştiremezler. Bu süre içerisinde imar planlarına ilişkin olarak, verilecek mahkeme kararlarının gereklerinin yerine getirilmesini teminen yapılacak imar planı değişikliğine ilişkin iş ve işlemler Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca bu maddede belirtilen usul ve esaslara göre gerçekleştirilir. İlgili kuruluşlar görüşlerini onbeş gün içinde bildirirler. Bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plan ve imar planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17 nci maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümler uygulanmaz. Özelleştirme sürecinde ihtiyaç duyulması halinde, bu planlara göre yapılacak imar uygulamasına ilişkin parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yapılır veya yaptırılır. Bu parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca onaylanır (…) Bu planlara göre yapılacak yapılarda her türlü ruhsat ve diğer belgeler ile izinler, ilgili mevzuat çerçevesinde yetkili kurum ve kuruluşlarca verilir" hükmüne yer verilmiştir.<br>4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunu'nun 1. maddesinde: "Bu Kanunun amacı; A) Bu maddede belirtilen ve Kanunun uygulanmasında "kuruluş" adı ile anılacak olan;<br> a) İktisadi devlet teşekküllerinin, bunların müessese, bağlı ortaklık, işletme, işletme birimleri ile varlıklarının ve iştiraklerindeki kamu paylarının,<br>b) Kamu iktisadi teşebbüsleri statüsü dışında kalmakla beraber sermayesinin tamamı veya yarısından fazlası devlete ve/veya diğer kamu tüzelkişilerine ait olan ticari amaçlı kuruluşlardaki kamu payları ile bu kuruluşlara ait müessese, bağlı ortaklık, işletme, işletme birimleri ve varlıklarının, iştiraklerindeki kamu paylarının,<br>c) Devletin diğer iştiraklerindeki kamu payları ile Hazineye ait payların,<br>d) Genel ve katma bütçeli idareler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların ve kamu iktisadi teşebbüslerinden kamu iktisadi kuruluşlarının gördükleri kamu hizmetleri ile doğrudan doğruya ilgili olmayan varlıklarının ve iştiraklerindeki paylarının,<br>e) Belediye ve il özel idarelerine ait ticari amaçlı kuruluşlar ile pay oranlarına bakılmaksızın her türlü iştiraklerindeki paylarının,<br>f) Genel ve katma bütçeli idarelerle bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların, mal ve hizmet üretim birimleri ve varlıkları (baraj, gölet, otoyol, yataklı tedavi kurumları, limanlar ve benzeri diğer mal ve hizmet üretim birimleri) ile bu Kanunun 35 inci maddesinin (B) fıkrasında belirtilen kamu iktisadi kuruluşlarının temel kuruluş amaçlarına uygun mal ve hizmet üretim birimlerinin işletilmesi haklarının, ekonomide verimlilik artışı, kamu giderlerinde azalma sağlamak, Hazineye ait taşınmazları değerlendirmek suretiyle kamuya gelir elde etmek gerekçelerinden birisi ile özelleştirilmelerine ilişkin esasları düzenlemektir." hükmüne yer verilmiştir.<br>Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin "Plan ilke ve esasları" başlıklı 19. maddesinin 1.fıkrasında, "Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır." hükmüne yer verilmiştir.<br>Yönetmeliğin "Revizyon ve değişiklikler" başlıklı 20. maddesinin 1. fıkrasında; "Çevre düzeni planının ihtiyaca cevap vermediği hallerde veya planın vizyonu, amacı, hedefleri, stratejileri, ilke ve politikaları açısından plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü etkilemesi halinde çevre düzeni planı bütününde revizyon yapılır. Çevre düzeni planı revizyonu; a) Nüfusun yerleşim ihtiyaçlarının karşılanamaması, b) Planın temel strateji ve politikalarını değiştirecek bölgesel ölçekli yatırımların ortaya çıkması, c) Yeni verilere bağlı olarak, sonradan ortaya çıkabilecek ve bölgesel etkiye yol açabilecek arazi kullanım taleplerinin oluşması, ç) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerde değişiklik olması, durumunda yapılır." hükmüne, 2. fıkrasında; "Çevre düzeni planı ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğü bozmayacak nitelikte, plan değişikliği yapılabilir. Çevre düzeni planı değişikliklerinde; a) Kamu yatırımlarına, b) Çevrenin korunmasına, c) Çevre kirliliğinin önlenmesine, ç) Planın uygulanmasında karşılaşılan güçlükler ve maddi hataların giderilmesine, d) Değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine, dair yeterli, geçerli ve gerekçeleri açık olan, altyapı etkilerini değerlendiren raporu içeren teklif ve talepler; idarece planın temel hedef, ilke, strateji ve politikaları kapsamında teknik ve yasal çerçevede değerlendirmeye alınarak sonuçlandırılır." düzenlemesine, ''İmar planı ilkeleri'' başlıklı 21. maddesinin 10. fıkrasında; ''(10) İmar planlarında Ticaret+Konut, Ticaret+Turizm+Konut, Turizm+Ticaret karma kullanım alanlarında konut kullanımına da yer verilmesi halinde, konut kullanım oranları belirtilerek, konut kullanımının gerektirdiği sosyal ve teknik altyapı alanlarının ayrılması zorunludur. İmar planlarında konutun yer aldığı karma kullanımlarda konut kullanım oranının belirtilmediği hallerde en fazla % 30 konut kullanabileceği varsayılır.<br>'' hükmüne yer verilmiştir.<br>Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin ''Parsel kullanım fonksiyonlarına göre yapılaşma koşulları'' başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrasının (g) alt bendinde; ''g) Ticaret alanı: Bu alanlarda; <br>1) İş merkezleri, yönetim binaları, banka, finans kurumları, ofis-büro, çarşı, çok katlı mağazalar, otoparklar, alışveriş merkezleri, konaklama tesisleri,<br>2) Sinema, tiyatro, müze, kütüphane, sergi salonu gibi sosyal ve kültürel tesisler ile lokanta, restoran, gazino, düğün salonu gibi eğlenceye yönelik birimler,<br>3) (Değişik:RG-25/7/2019-30842) Sağlık kabini ve muayenehane,<br>4) (Mülga:RG-25/7/2019-30842) gibi ticaret ve hizmetlere ilişkin yapılar yapılabilir.'' hükmü ile ğ) atl bendinde; ğ) Ticaret+Konut, Turizm+Ticaret, Turizm+Ticaret+Konut gibi karma kullanım alanları: Tek başına konut olarak kullanılmamak koşuluyla, ticaret, turizm, konut kullanımlarından konut hariç sadece birinin veya ikisinin veya tamamının birlikte yer aldığı alanlardır. Bu alanlarda;<br>1) Bu alanlarda plandaki kullanım kararına bağlı olarak konut veya turizm tesisi yapılması halinde yoldan cephe alan zemin veya bodrum katların ticaret veya hizmetler sektörünün kullanımında olması ve konut veya turizm tesisi için ayrı bina girişi ve merdiveni bulunması şartı aranır. Her bir kullanım için bağımsız giriş çıkış ve merdiven düzenlenmesi, kullanım oranlarının ve sosyal ve teknik altyapı alanlarının imar planlarıyla tayin edilmesi esastır. (Mülga cümle:RG-25/7/2019-30842) (…)<br>2) Bu alanlarda ayrıca (Mülga ibare:RG-25/7/2019-30842) (…) gerçek ve tüzel kişilere veya kamuya ait; yurt, kurs, ticari katlı otopark, sosyal ve kültürel tesisler yapılabilir.<br>3) Ticaret+Konut, Turizm+Ticaret+Konut gibi konut da yapılabilen karma kullanım alanlarında konut veya yüksek nitelikli konut yapılabilmesi için, imar planında konutun ihtiyacı olan sosyal ve teknik alt yapı ve donatı alanlarının konut kullanımının getireceği nüfus yoğunluğu üzerinden hesap edilerek bu alana hizmet verecek şekilde ayrılmış olması şarttır.<br>4) Konut, ticaret, turizm alanlarının her biri için belirlenen (Mülga ibare:RG-25/7/2019-30842) (…) yapılabilecek yapılar, aynı şartlar çerçevesinde karma kullanım alanlarında da yapılabilir.'' hükmüne yer verilmiştir.<br><br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:<br>Süre itirazına ilişkin olarak; dava konusu 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği, 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliği ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliği 05.08.2022-05.09.2022 tarihleri arasında askıya çıkarılmış olup, 2577 sayılı Kanunun 20/A maddesi kapsamında olan davada, davacılar tarafından son askı tarihini izleyen 30 günlük süre içinde 05.10.2022 tarihinde açılan davanın süresinde olduğu anlaşılmıştır. <br> Ehliyet itirazına ilişkin olarak; idari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesinin ön koşullardan biri olan "dava açma ehliyeti", her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idare ile işlemlerinde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin buna bağlı olarak olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçütler içinde menfaat ilişkisinin varlığını ifade etmektedir.<br> Her olay ve davada, idari işlem ile dava açacak kişi arasında öngörülen subjektif ehliyet koşulu olan menfaat ihlali, kişisel, meşru ve güncel bir menfaat olması ölçütleri ekseninde yargı mercilerince değerlendirilerek takdir edilmektedir.<br>Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 08.03.1979 tarihli, E:1971/1, K:1979/1 sayılı kararında, Türk Mühendis ve Mimar Odalarının, tüzel kişiliği haiz birlikler gibi hak ve yetkilerinin bulunduğu gerekçesiyle davacı ve davalı olarak taraf ve dava ehliyetleri bulunduğuna karar verilmiş, 521 sayılı Danıştay Kanununun 69. ve 70. maddelerinde yer alan "ilgililer" ibaresinin gerçek ve tüzel kişilerden daha kapsamlı olduğu vurgulanmıştır. İmar planlarına karşı açılan davalarda ifa ettikleri meslek ve sanat açısından şehirleşme ve dolayısıyla imar faaliyetleriyle çok yakından ilgileri bulunan mimarların ve şehir plancılarının oluşturduğu oda ve şubelerin de birlikler gibi doğrudan dava açabileceği kabul edilmektedir.<br>Bu bakımdan, TMMOB Şehir Plancıları Odası ... Şubesinin ve TMMOB Mimarlar Odası ... Şubesinin; imar planlarının mevzuata, planlama esaslarına, şehircilik ilkelerine ve kamu yararına aykırı olduğu iddiasına dayalı olarak kendi kuruluş amacı doğrultusunda dava açma ehliyetine sahip olduğu açıktır.<br>Açıklanan nedenle davalı tarafça, sadece Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliğinin tüzel kişiliği olduğundan birlik üyesi odaların tüzel kişilikleri bulunmadığı gerekçesiyle davacıların dava açma ehliyeti olmadığı yönündeki iddiası yerinde görülmemiştir.<br>Esas yönünden;<br>Dava konusu taşınmaz açısından geçmişten itibaren belirlenen fonksiyonların değerlendirilmesi suretiyle, uyuşmazlık konusu edilen çevre düzeni planı ile nazım ve uygulama imar planı değişiklikleri ile getirilen kullanım kararlarının ve yapılaşma koşullarının çevre-imar bütünlüğünü ve sosyal donatı dengesini bozucu nitelikte olup olmadığının, bozuyor ise sosyal donatı dengesini hangi yönlerden bozduğunun, üst ölçekli imar planları ile imar planlarının kademeli birlikteliği ilkesine uygun olup olmadığının, taşınmaza verilen fonksiyonların yer seçiminin uygunluğunun, uyuşmazlık konusu alanda belirlenen fonksiyonlar açısından planlama esasları, şehircilik ilkeleri ve Kıyı Kanunu yönünden uygunluğunun tespiti amacıyla ... üye ... tarafından re'sen seçilen bilirkişiler Prof. Dr. ..., Doç. Dr. ... ..., Doç. Dr....'nın katılımıyla yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen 19.10.2023 tarihli bilirkişi raporu alınmıştır.<br>Bu itibarla dosyada yer alan bilgi ve belgeler, bilirkişi raporuna davalı idareler tarafından yapılan itirazlar ve davacıların beyanları birlikte değerlendirilerek dava konusu çevre düzeni planı ile nazım ve uygulama imar planı değişiklikleri aşağıda başlıklar halinde incelenmiştir.<br>Dava konusu çevre düzeni planı, nazım ve uygulama imar planı değişikliklerinin;<br>- Üst ölçekli planlara uyum, imar planlarının kademeli birlikteliği ilkesi bakımından incelenmesinde,<br>Bilirkişi raporunda, "Dava konusu 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı Değişikliği, 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı Değişikliği ve 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin dava konusu parseller için getirdiği kullanım kararlarının birbiri ile uyumlu olduğu, ancak, üst kademeli plan olan ...-... Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda dava konusu parsellerin de bulunduğu bölgenin (kıyı bandının) turizm potansiyelini ön plana çıkaran ve turizm odaklı plan kararları getirilen bir nitelikte olduğu, bölge için en üst kademeli planda getirilen Tercihli Kullanım Alanı kararının, alanın turizm ağırlıklı olarak gelişmesini öngördüğü, ve aynı planda turizm tesislerinin ihtiyaç duyacağı ticaret, sosyal ve teknik altyapı olanaklarının bölgede yer seçebileceği belirtilmekte iken, dava konusu planlarda ve plan notlarında, bölgenin ağırlıklı olarak ticaret kullanımları ile gelişmesine olanak sağlayıcı karar ve plan hükümlerinin getirildiği bu kapsamda her üç planın da en üst kademeli plan olan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararlarına uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır." tespitlerine yer verilmiştir.<br>Davalı idare tarafından bilirkişi raporuna itiraz edilerek, planlama alanınında ticaret+konut+turizm, ticaret alanı, günübirlik tesis alanı kullanımları yer aldığı, plan bütününün sahil kesiminde büyük ölçüde kamuya kapalı olarak turizm alanı olarak planlı olduğu, planlama alanının DSİ kampı olarak turizm amaçlı kullanıldığı, bu bağlamda bölgenin turizm eğiliminin dikkate alındığı, çevre imar bütünlüğüne uygun olarak planlama alanı içerisinde ticaret fonksiyonuna da yer verildiği, mevcut plandaki bölgeye verilen turizm+ticaret kimliği dikkate alınarak bölgenin turizm ve ticaret odaklı yeni bir çehre kazanmasına katkı sağlandığı, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında "tercihli kullanım alanı" için belirlenen plan hükümlerinde " Bu alanlarda turizm kullanımı ağırlıklı olmak üzere, konut kullanımı ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik alt yapıya ilişkin yapılaşma koşulları çevre imar bütünlüğü gözetilerek alt ölçekli planlarda belirlenecektir." hükmü getirildiği, söz konusu plan hükmü incelendiğinde plan değişikliğinin üst ölçekli plan hükümlerine uygun olduğu ileri sürülmektedir.<br> Dairemizce yapılan değerlendirme;<br> 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunda belirlenen esasları gerçekleştirmeye yönelik Özelleştirme İdaresi Başkanlığına kanunda verilen her tür ve ölçekte planlama yapma yetkisi kapsamında dava konusu çevre düzeni planı değişikliği yapılmıştır.<br>2014 onay tarihli 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında "turizm tesis alanı" olarak gösterilen ve özelleştirme kapsam ve programında yer alan dava konusu parsellerin etkin ve verimli kullanılabilmesi amacıyla dava konusu 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile "ticaret+turizm alanı" olarak belirlenmiştir.<br>Çevre düzeni planı kararları, kurumlardan ve arazi çalışmalarından elde edilen veriler, nüfus projeksiyonları ve yerel idarelerin imar planları, bölgesel yatırım kararları, koruma statülü alanlar, ulaşım ağları gibi plana girdi sağlayan veriler değerlendirilerek oluşturulması gerekmektedir. Dolayısıyla nüfus projeksiyonlarına göre, yerleşim alanlarının belirlenmesi, bu doğrultuda, tarım alanları, orman alanları, meralar, jeolojik açıdan sakıncalı alanların korunması gerektiğinden bu tür alanlarda, münferit kentsel gelişme taleplerinin plan bütünlüğü göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi gerekmektedir.<br> Stratejik mekânsal planlama, kentsel gelişimi yalnızca fiziksel gelişim kapsamında ele alan bir yaklaşım değildir. Fiziksel gelişmenin yanı sıra, kentteki sosyal, kültürel, ekonomik, yerel örgütsel gelişime ilişkin stratejileri de içerir. Çevre düzeni planları, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları getirmekte olup, stratejik bir plan olması sebebiyle sadece fiziki kullanım kararları içermemektedir.<br>Genel ilke olarak, plan kararları ile fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın korunma, kullanma dengesini en rasyonel biçimde belirlemek amaçlanır. Bu amaç çerçevesinde, Çevre Düzeni Planı ölçeğinde hangi usül ve esaslara göre planlama yapılacağı ayrıntıları ile ilgili Kanun ve Yönetmeliklerde düzenlenmiştir.<br>Ayrıca, bir bölgede önceki plan kararları ile belli bir amaca yönelik tanımlama yapılmış olması o bölgenin tamamının amacı, kapsamı, niteliği ve esasları ilgili mevzuatta belirlenmiş olan çevre düzeni planında aynı amaca tahsis edileceği sonucunu doğurmaz.<br>Uyuşmazlıkta, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunda belirlenen yetki doğrultusunda, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında "ticaret+turizm alanı" olarak gösterilen taşınmazın, üst ölçekli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında "tercihli kullanım alanı" olarak planlandığı, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Plan Hükümlerinin 4.30. sayılı maddesinde, tercihli kullanım alanlarında, turizm ve konut yapılaşmaları ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapının bir arada yapılmasının olanaklı kılındığı, bu alanlarda turizm kullanımı ağırlıklı olmak üzere, konut kullanımı ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapıya ilişkin planlama kararları getirilebileceği, bu nedenle uyuşmazlık konusu taşınmazda yapılan çevre düzeni planı değişikliğinin üst ölçekli 1/100.000 çevre düzeni planına uyum sağladığı, plan değişikliğinin fiziki ve teknik eşikler, mülkiyet durumu ve çevredeki kullanımlar ile bölgenin ihtiyaçları göz önünde bulundurularak yapılmış oluğu, alt ölçekli plan kararlarına esas olacak yapılaşma şeklini ortaya koyan arazi kullanım kararı getirildiği görüldüğünden, uyuşmazlık konusu taşınmazın ''ticaret+turizm" alanı olarak belirlenmesinde üst ölçekli plana aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.<br>Özelleştirme kapsam ve programına alınan uyuşmazlık konusu taşınmazda imar planı yapma yetkisinin Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait olduğu, dava konusu imar planları yapılırken ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alındığı, dava konusu işlemler ile aynı zamanda 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında da değişiklik yapılarak taşınmazın "ticaret+turizm alanı, kısmen dere, kısmen de kara yolu alanı" olarak planlandığı, dava konusu 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği plan hükümlerinin 3.1. sayılı maddesinde de, bu alanlarda ticaret ve turizm tesisi ile birlikte bu kullanımlara hizmet edebilecek sağlık, sosyal, kültürel, teknik altyapı, günübirlik tesisler, açık ve yeşil alanlar, spor, idare vb. kullanımların yer alabileceği hükmüne yer verildiği görülmüştür.<br>1/25.000 ölçekli çevre düzeni planının plan notları ile planlama ilke ve esasları çerçevesinde yapılan değerlendirmede; 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planının ölçeği göz önünde bulundurulduğunda parsel bazında kararların üretilmesi mümkün olmayacağı, bu planda gösterilemeyen kullanımların alt ölçekli imar planlarında yer alabileceği, üst ölçekli planlarda yer verilemeyen ayrıntıların ya da teknik olarak gösterimi imkansız fonksiyonların alt ölçekli planlarda yer almasının üst ölçekli plana aykırılık oluşturmayacağı, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında şematik veya sembol olarak gösterilen kullanımlara ilişkin yer seçimlerinin ilgili kurumların görüşleri doğrultusunda alt ölçekli planlarda kesinleştirileceği, dolayısıyla yukarıda da hukuka uygun olduğu değerlendirilen dava konusu 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile ''ticaret+turizm'' olarak belirlenen bir alanda alt ölçekli dava konusu 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ile fonksiyon belirlemesi yapılmasının ve taşınmaza ''ticaret+turizm'' kullanımı içerisinde yer alabilecek; ''ticaret+turizm alanı, genel otopark alanı, park, günübirlik tesis alanı, yol, trafo alanı'' fonksiyonlarının getirilmesinin üst ölçekli plana aykırılık oluşturmayacağı, parsel bazlı küçük bir alanda yapılan dava konusu imar planı değişiklikleri ile getirilen kullanım kararlarının 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında bölgesel nitelikteki büyük bir alan için belirlenen koruma-kullanma dengesini ve ana plan stratejisini bozacak nitelikte olmadığı, dava konusu imar planı değişikliklerinde taşınmazlar için getirilen kullanım kararlarının üst ölçekli planla belirlenen fonksiyona uygun olduğu, planlar arasında kademeli birlikteliğin sağlandığı sonucuna ulaşılmıştır.<br>Dava konusu planlar ile getirilen fonksiyonların yer seçiminin uygunluğunun, getirilen kullanım kararlarının çevre ve imar bütünlüğü ile sosyal donatı dengesini bozucu nitelikte olup olmadığının değerlendirilmesi;<br>Bilirkişi raporunda; "Dava konusu planlar ile getirilen kararların kıyı şeridi bütününde ve çevresinde yer alan yürürlükteki imar planlarının getirdiği kararların gözetilmeden alındığı ve/veya gözetilerek alındığına dair kanıtları sunmadığı; dava konusu planlara ait tek bir araştırma raporunda dava konusu parsellerin üzerinde mevcut durumda yer alan DSİ Kamp Alanı (Resmi Kurum Alanı / Kamu Kurum Alanı) yerleşmesinin yerine böylesi bir fonksiyonun getirilmesindeki nedenlerin teknik, bilimsel ve nesnel olarak ortaya konulmadığı, bu kapsamda fonksiyonların yer seçiminde sorunlu noktalar bulunduğu ve bu sebeple dava konusu planlarda getirilen plan kararlarının çevre ve imar bütünlüğünü bozucu bir nitelikte olduğu; alana getirilen ticaret ağırlıklı kullanım kararının, dava konusu alanın yakın çevresindeki yerleşimler ile kıyı alanı bütününde yer alan sosyal donatılar açısından bir dengesizlik yaratabileceği, dolayısıyla dava konusu planların bölgeye yönelik sosyal donatı dengesini bozucu nitelikte olduğu kanaate varılmış bulunmaktadır." tespitlerine yer verilmiştir. <br>Davalı idare tarafından bilirkişi raporuna itiraz edilerek; dava konusu plan değişikliği ile planlama alanının yaklaşık %38,92'lik kısmının kamu yararına halkın kullanımına açık şekilde planlandığı, söz konusu parsellerin özelleştirme kapsam ve programına alındığından 4046 sayılı Özelleştirme Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, planlanan taşınmazların daha önceki planlarda kamu tesis alanında kalmasına karşın zaten DSİ kamp alanı olarak turizm amaçlı kullanıldığı, dolayısıyla ticaret+turizm, günübirlik tesis alanı, plaj, otopark kullanımı getirilmesinin şu anki kullanım amacına ve bölgenin bu yöndeki eğilimine uygun olduğu, plan değişikliği hazırlanırken Kültür ve Turizm Bakanlığının, ... Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünün, Karayolları Genel Müdürlüğü . Bölge Müdürlüğü, ... Elektrik A.Ş'nin, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün görüşleri alınarak bu görüşlere plan açıklama raporunda yer verildiği ileri sürülmüştür.<br>Dairemizce yapılan değerlendirme;<br>Mahallinde yapılan keşif sırasında yapılan gözlemde; taşınmazın üzerinde halihazırda Devlet Su İşleri eğitim merkezi ve kamp alanı, kamp alanın plajı ve otopark alanı bulunduğu ve yakın çevresinde turistik tesis alanı ve ticaret alanı kullanımlarının yer aldığı görüldüğünden, parseller için belirlenen kullanım kararlarının hem çevredeki yapılaşma, hem taşınmaz üzerindeki fiili kullanım durumu, hem de üst ölçekli çevre düzeni planı ile uyumlu ve yer seçiminin uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.<br>Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 21. maddesinin 10. fıkrasında, imar planlarında ticaret+turizm+konut karma kullanım alanlarında konut kullanımına da yer verilmesi halinde konut kullanım oranları belirlenerek, konut kullanımının gerektirdiği sosyal ve teknik altyapı alanlarının ayrılmasının zorunlu olduğunun hüküm altına alındığı, dava konusu imar planlarında ise konut kullanımına yer verilmediği, bu nedenle alana getirilen bir kalıcı nüfus bulunmadığı, bu bağlamda plan değişikliğinin sosyal donatı dengesini bozucu nitelikte olmadığı, donatı alanları açısından ilave bir artış gerektirmediği sonucuna ulaşılmıştır.<br><br>Dava konusu planlar ile getirilen fonksiyonların ilgili mevzuat, planlama easasları, şehircilik ilkeleri ve Kıyı Kanunu açılarından uygunluğunun değerlendirilmesi; <br>Bilirkişi Raporunda;"Yapılan incelemeler sonucunda ... Belediyesi İmar Komisyonu ile Kültür ve Turizm Komisyonu’nun 12.09.2014 tarihli kararına uygun olarak ... Belediye Meclisi’nin ... tarih ve ... sayılı kararı ile onanan Kısmi Yapılaşma Durumu Planının bulunduğu tespit edilmiştir. Anılan planda dava konusu parsellerde yer alan kamp alanının yerleşimi görülebilmektedir.<br>Tarafımıza yöneltilen bilirkişi sorusunda dikkate alınması gerektiği vurgulanan ... tarihli ve ... sayılı ... Belediyesi Başkanlığı İmar ve Kültür ve Turizm Komisyonu kararı incelendiğinde ise, karar metninin; <br>“1) Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ...tarih ... sayılı yazısı doğrultusunda; ... ... ... Termal Turizm Merkezi Tevsii ... Kesimi, 1/25000 ölçekli Çevre Düzen Planına uygun olarak ... Belediyesine verilmiş olan ön izin doğrultusunda, ... Belediye Başkanlığının... ürüt ... sayılı yazısı ile Bakanlığa onaya sunulmuş olan 1/5000 ölçekli Nazım ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planlarının incelenmesi neticesinde; 12.09.2014 tarihli ... Belediyesi İmar ve Kültür ve Turizm Komisyonu Karar Tutanağı ile "Kısmi Yapılaşma”nın tamamlandığı pafta numaraları ile ilgi yazı ekinde iletilen mer'i imar planları pafta numaralan arasında uyumsuzluk olduğu (iletilmeyen paftalar: ... ...) ayrıca söz konusu karar tutanağında kısmi yapılaşmanın dayanağı olduğu belirtilen imar planlarına herhangi bir atıfta bulunulmadığı belirtilerek gereğinin yapılmasının belirtildiği, Komisyonlarımızca ... kıyı kesiminin tamamında ... sayılı kanun gereğince kısmi yapılaşma durumunun incelenmesinin görüşülmesi,<br>2) Komisyonumuzca yapılan görüşmelerde; ... Belediye Meclisinin ... tarihli ve ... nolu kararı doğrultusunda komisyonumuza havale edilen ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ... tarih ve ... sayılı yazısında belirtilen hususlarda dikkate alınarak, ... İli, ... İlçesi, ... ..., ... ... ve ... ... Mahallesini kapsayan kıyı kesiminin tamamında, ... Belediye Meclisinin... tarih ... sayılı kararı ve eki plan ve tutanaklar ile onayı yapılmış olan imar planlarına uygun olarak yapılan tetkiklerde;... tarihli komisyon kararı ve ... tarih ve ... nolu Meclis Kararında geçen ... paftasının ... paftası olduğu tespit edilmiş,... paftalar,... ve ... adalarda kısmi yapılaşma hakkında yapılan incelemelerde; <br>01.07.1992 tarih ve 3830 sayılı Kıyı Kanunu değişik 4.4.1990 tarih ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 5. ye 16. maddeleri gereğince düzenlenmiş olan "Kıyı Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik"in "Genel Hükümleri” ne ilişkin "Birinci Bölümü”nde; "Belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında 11 Temmuz 1992 tarihinden önce belirli bir kullanım amacına dayalı olarak onaylanmış 1/1000 ölçekli mevzi imar planlarının kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde 100 metrelik kesim içerisindeki imar adalarında; üzerinde yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan plan ve mevzuata uygun olarak tamamlanmış yapılar ile ruhsat alınarak en az su basman seviyesinde inşaatı tamamlanmış yapıların bulunduğu parsellerin sayısının veya kullanımları toplam taban alanının imar adasındaki toplam parsel sayısının veya toplam alanın yüzde ellisinden fazla olması durumudur.” şeklinde “Kısmi Yapılaşma” tanımlandığı, bu kapsamda yukarıda konulu adalara ilişkin belediyemiz arşiv kayıtlarında ve yerinde yapılan incelemeler neticesinde imar planı bütününde Kısmi Yapılaşma”nın tamamlanmış olduğu tespit edilmiştir.” <br>şeklinde olduğu görülmektedir. Söz konusu metinden de anlaşıldığı üzere 2899 ada kısmi yapılaşma kararı verilen alan içerisinde yer almaktadır. Yine ifadelerden kararın imar planı bütünlüğünde verilmiş olduğu ve dava konusu taşınmazları kapsadığı sonucuna ulaşılmaktadır. <br>Kıyı Kanunu ve Uygulama Yönetmeliğinde yer verilen Kısmi Yapılaşma ve Müktesep Hak tanımlamalarının daha önce belirlenmiş hakların korunması ve kişilerin mağdur edilmemesi amacına dayandığı görülmektedir. Mevzuat hükümleri doğrultusunda yapıların mevcut haliyle korunması için yapılarda kısmi yapılaşma durumunun tespit edilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte 11 Temmuz 1992 tarihinden önce yürürlükteki plan veya mevzuat hükümlerine göre inşaat ruhsatı alarak en az su basman seviyesine göre yapılaşmış parsellerdeki müktesep hakların saklı olması hususu farklı biçimlerde yorumlanabilmektedir. Bu kapsamda eğer kazanılmış hakkı olan yapılar tespit ediliyorsa, kısmi yapılaşmadan yararlanan yapıların fiziksel ömürlerini tamamlayıncaya kadar korunmakla beraber, bu sürecin sonunda yeni yapılan/yapılacak planın kararlarına tabi olacakları da anlaşılmak durumundadır. <br>Dava açısından ele alındığında dosyasındaki belgeler bölgedeki gelişmelerin 11 Temmuz 1992 tarihinden çok daha önce başlamış olduğunu ortaya koymaktadır. 1992 yılı öncesi hazırlanmış olan imar planları bu kapsamda dosyasında yer alan önemli kanıtlardır. Belgeler bölgede 1983, 1986, 1987 ve 1989 yıllarında hazırlanmış mevzi planların bulunduğunu göstermektedir. Ayrıca 1989 planı itibariyle dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgenin bir kamp alanı olarak tasarlandığı ve değerlendirildiği anlaşılmaktadır.<br>Yukarıda ortaya konan yönetmelik hükmüne göre belirlenen sahil şeridi içinde kalan ve daha önce yürürlükte olan plan ve mevzuata uygun olarak yapılmış veya ruhsat alınarak 11 Temmuz 1992 gününde en az su basman seviyesine gelmiş yapıların kazanılmış hakları bulunmaktadır. En az su basman seviyesinde yapıların bulunduğu imar adalarında bu seviyedeki yapılar için onaylı plana göre uygulamaya devam edilmesi, tüm imar adalarındaki parsel sayısına göre %50’den az veya hiç yapılaşma olmayan alanlarda ise plan revizyonu yapılması ve Yasanın öngördüğü sahil şeridi belirlenerek uygulamaya geçilmesi gerekmektedir. Dava açısından bu durum ise kısmi yapılaşma kararının plan bütünlüğünde verilmiş olması ifade edilmiş olduğundan bu kapsamda ele alınacaktır. Bir başka ifade ile konunun bölgedeki genel yapılaşma durumu dikkate alınarak ve dava konusu taşınmazların üzerinde bulunan yapılaşmalarla birlikte verilmiş olan kısmi yapılaşma kararı kapsamında değerlendirilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu kapsamda dava konusu parsellerde kısmi yapılaşma kararının bulunduğu ve 11 Temmuz 1992 öncesinde döneminin mevzuat ve planlarına uygun olarak üretilmiş olan dava konusu parseldeki yapılaşmaların haklarının korunması ve kısmi yapılaşma tamamlandığı için onaylı planların uygulanması gerektiği de anlaşılmaktadır. Ayrıca, dava konusu taşınmazların bir kamp alanı olması da dikkate alınması gereken bir husustur. <br>Dava konusu planlarda sahil şeridi olarak geçen kısım için verilen plan kararlarının Kıyı Kanunu açısından uygun olduğu, ancak, dava konusu planların mevzuat çerçevesinde yeterli ve ölçeği bağlamında gerekli teknik ve bilimsel ölçümlere dayandırılmadığı, planlama amacının nesnel olarak ortaya koyulmadığı, mevzuat çerçevesinde tarif edildiği üzere ilgili kurum ve kuruluş görüşlerinin alınmadığı, kurum görüşlerinin plan notlarına yansıtılmadığı, alanın bütüncül olarak değil parçacıl olarak ele alındığı, plan belgeleri üzerinde bir kısım sorunlu çizim teknikleri olduğu, yine mevzuat çerçevesinde plan değişikliği yapılması durumunda gerekli görülen bir kısım analiz ve açıklama raporlarının bulunmadığı ve resmi kurum niteliğindeki bir kullanımın ticaret-turizm alanına dönüştürülerek alan bütünündeki plan kararlarından önemli ölçüde farklılaştığı buna karşın bu durumu açıklayan bilgi-belge, analiz-sentez ve kurum ve kuruluş görüşlerinin sunularak gerekçelendirilmediği anlaşıldığından dava konusu planların imar mevzuatı, şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından uygun olmadığı kanaatine ulaşılmıştır." tespitlerine yer verilmiştir.<br>Davalı idare tarafından bilirkişi raporuna itiraz edilerek, söz konusu parsellerin özelleştirme kapsam ve programına alındığından 4046 sayılı Özelleştirme Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, plan değişikliği hazırlanırken Kültür ve Turizm Bakanlığının, ... Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünün, Karayolları Genel Müdürlüğü, 2. Bölge Müdürlüğü, ... Elektrik A.Ş'nin, Devlet Su İşlerinin görüşleri alınarak bu görüşlere plan açıklama raporunda yer verildiği, dava konusu imar değişikliğine ilişkin analiz ve inceleme hazırlıkları aşamasında alanın konumu ve özellikleri, tapu ve kadastro bilgileri, jeolojik durumuna, ulaşım bağlantılarına, çevresinde yer alan fonksiyon ve yapılaşma koşullarına, doğal yapısına ve koruma alanlarına ilişkin tüm incelemeler yapıldığı ileri sürülmektedir." tespitlerine yer verilmiştir.<br>Davalı idare tarafından bilirkişi raporuna itiraz edilerek, söz konusu parsellerin özelleştirme kapsam ve programına alındığından 4046 sayılı Özelleştirme Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, plan değişikliği hazırlanırken Kültür ve Turizm Bakanlığının, ... Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünün, Karayolları Genel Müdürlüğü 2. Bölge Müdürlüğü, ... Elektrik A.Ş'nin, Devlet Su İşlerinin görüşleri alınarak bu görüşlere plan açıklama raporunda yer verildiği, dava konusu imar değişikliğine ilişkin analiz ve inceleme hazırlıkları aşamasında alanın konumu ve özellikleri, tapu ve kadastro bilgileri, jeolojik durumuna, ulaşım bağlantılarına, çevresinde yer alan fonksiyon ve yapılaşma koşullarına, doğal yapısına ve koruma alanlarına ilişkin tüm incelemeler yapıldığı ileri sürülmektedir.<br>Dairemizce yapılan değerlendirme;<br>Uyuşmazlık konusu taşınmazın özelleştirme kapsam ve programına alındığı, davacı tarafından bu kararlara karşı dava açılmadığı, dava konusu planlara ait açıklama raporlarında özelleştirme kapsam ve programına alınan parsellerin etkin ve verimli kullanılabilmesi amacıyla dava konusu çevre düzeni planı ile imar planı değişikliklerinin yapıldığı belirtilerek planlamanın temel gerekçesinin ortaya konulduğu, <br>Dava konusu imar planı değişiklikleri ile önceki imar planları ile getirilen 7 metrelik yaya yolunun genişliği arttırılarak 10 metre olarak planlanmasının, trafik düzeni ve güvenliği açısından doğru bir yaklaşım olduğu, yine planlama alanının %1,30'u genel otopark alanı ayrılarak otopark ihtiyacının Otopark Yönetmeliğine uygun olacak şekilde yapı adaları içerisinde karşılandığı, yapılan düzenlemelerin imar planı değişikliği ile getirilen ilave trafik yükünü karşılayabilecek mahiyette olduğu sonucuna ulaşılmıştır. <br>Kıyı mevzuatı açısından yapılan değerlendirmede ise Anayasada 'kıyılardan yararlanma' koşulları düzenlenirken sadece kıyıların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunun belirtilmesi ile yetinilmeyip ayrıca deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetileceği ve kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartlarının yasayla düzenleneceğine ilişkin kurallara da yer verilmiştir. <br>3086 sayılı Kıyı Kanununun 4,5,6,9,12,13,17. maddelerinin ve Geçici 2.maddesinin iptali istemiyle açılan davada, Anayasa Mahkemesinin 25.02.1986 günlü, 1985/1, K:1986/4 sayılı kararının " Geçici 2. maddenin Anayasa'ya aykırılığı sorunu" başlıklı bölümünde:<br>"Geçici 2. maddede, '1972 yılından önce Kıyıda doğmuş özel mülkiyete konu yapılar ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuata ve imar planına uygun olarak yapılan yapılar hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz.<br>Birinci fıkrada sözü edilen yapılara eklenti yapılamaz. Ancak bu yapıların herhangi bir sebeple yıkılması halinde 6 ncı madde hükümlerine göre yapılanmaya izin verilir.<br>Kıyı ve sahil şeridinde Hazineye ait arazi ve arsalar ile Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler üzerinde gerçek ve tüzel kişiler tarafından 1 Ekim 1983 tarihinden önce izinsiz ve kaçak olarak inşa edilen liman, iskele, rıhtım, balıkçı barınağı ve dayanma duvarları gibi kıyıda bulunması zorunlu tesisler ile sanayi ve turizm tesislerinden ilgili Bakanlıklarca millî ekonomiye katkısı veya kamu yararı olduğu kararlaştırılanlar hakkında 12 nci madde hükümleri uygulanır. Bu arsa ve araziler, Maliye ve Gümrük Bakanlığınca, kullananlara veya tesis sahiplerine kiraya verilebilir...' denilmektedir.<br>Görüldüğü gibi, maddenin birinci fıkrasında iki tür yapılanma Yasanın kapsamı dışında tutulmuştur. Bunlardan ilki, 1972 yılından önce kıyıda doğmuş özel mülkiyete konu yapılar, ikincisi, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuata ve imar planına uygun olarak yapılan yapılardır. Bunlardan birinci gruba giren yapılarda mevzuata ve imar planına uygun olma koşulu aranmadığına göre, bununla kıyıda 1972 yılından önce mevzuata aykırı olarak yapılan yapıların kastedildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kıyı konusunda da bazı hükümler getiren 11/7/1972 günlü, 1605 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 1972 yılından önce kıyıda kaçak olarak yapılmış olan yapılar bu hükmün kapsamına girmektedir. Kanunun 4. Maddesi incelenirken belirtildiği gibi Anayasa'nın 43/1. maddesindeki 'Kıyıların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu'nu belirleyen hükmü karşısında, özel mülkiyete konu olamayan kıyıda, 1972 yılından önce mevzuata aykırı olarak yapılan yapılar yönünden 'kazanılmış hakların saklı tutulacağı kuralı uygulanamaz. Çünkü yasalara aykırı durumlara dayanılarak kazanılmış hak iddiasında bulunulamayacağı, hukukun temel ilkelerinden birini teşkil etmektedir. Yine 6. maddenin incelenmesi sırasında, Anayasa koyucunun kıyıda kamu yararı yanında, kişilerin de bazı haklarının bulunduğu gerçeğini gözönünde tutarak, kamu yararı ile kişi haklarını bağdaştırmaya çalıştığı ve sonuçta bu madde ile ulaşılmak istenen amacın, kıyıda mevzuata ve hukuka uygun olarak kazanılmış hakları korumakla birlikte kıyıları kamuya açmak olduğu belirtilmiştir.<br>Maddenin birinci fıkrasında yer alan '...bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuata ve imar planına uygun olarak yapılan yapılar hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz.' biçimindeki kural ile kazanılmış haklar saklı tutulmuş, ikinci ve üçüncü fıkralardaki hükümlerde de, kazanılmış bir kısım haklar dikkate alınarak, bazı koşulların mevcudiyeti halinde ilgililere bu yapı ve tesislerden yararlanma imkanının idarece verilebileceği kabul edilmiştir.<br>Dava konusu Geçici 2. maddenin birinci fıkrasında yer alan '1972 yılından önce kıyıda doğmuş özel mülkiyete konu yapılar ile...' biçimindeki ibarenin kıyıda, mevzuata aykırı olarak yapılan yapılar için 3086 sayılı Kanunun uygulanmayacağı belirtilmek suretiyle kazanılmış hakların korunacağı kuralından yararlanmaları olanağı bulunmayan yapılar için bu hakkın tanınmış olması Anayasa'nın 43. maddesine aykırı düşmektedir.<br>Açıklanan nedenlerle, 3086 sayılı Kanun'un 5., 12., 17. maddeleriyle Geçici 2.maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları ve birinci fıkrasında yer alan '...bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuata ve imar planına uygun olarak yapılan yapılar hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz' biçimindeki ibare Anayasa'ya aykırı olmadığından iptal davasının bu maddeler ve hükümlere yönelik kısımları red edilmeli....."<br> gerekçesine yer verilmiş; bu çerçevede, 3086 sayılı Yasanın Geçici 2. maddesinin 2. ve 3. fıkraları ve 1. fıkrasında yer alan '...bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuata ve imar planına uygun olarak yapılan yapılar hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz' biçimindeki ibare Anayasaya aykırı bulunmamıştır.<br>Anayasal durumu ortaya konulan kamusal kullanımının engellenmemesi gereken kıyılar üzerinde "kazanılmış hak" kavramının kapsam ve sınırları, Kıyı Kanunu ve bu Kanunun uygulanması yönünden büyük önem taşımaktadır.<br>Bu bağlamda, iptal edilen 3086 sayılı Yasanın yerini alan ve halen yürürlükte olan 3621 sayılı Yasanın Geçici Maddesinin incelenmesi gerekmektedir. Bu maddede 3621 sayılı Yasanın yayım tarihinden (17 Nisan 1990) önce kısmen veya tamamen yapılaşmış alanlara ilişkin mevzuata uygun olarak onanmış 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarının sahil şeritleri ile ilgili hükümlerinin geçerli olduğu kabul edilmiştir. Kıyı Kanununda değişiklik yapan 3830 sayılı Yasanın Geçici Maddesiyle de; kısmen veya tamamen yapılaşmamış alanlarla ilgili imar planı revizyonlarının 11 Temmuz 1992 tarihinden itibaren bir yıl içinde tamamlanması zorunluluğu getirilmektedir.<br>Bu yasal çerçeveye göre, sahil şeritlerinde 17 Nisan 1990 tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış uygulama imar planları kapsamında; kısmen veya tamamen yapılaşmış alanlarda plan kararlarının uygulanmasına devam edileceği hüküm altına alınmış ve kısmen veya tamamen yapılaşmamış alanlara ilişkin ilgili imar planı revizyonlarının 11 Temmuz 1992 tarihinden itibaren bir yıl içinde yapılması öngörülmüştür. <br>Kısmı yapılaşma tanımı ise, 03.08.1990 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikle yapılmış, Yönetmelikte, 3621 sayılı Yasanın yayım tarihinden önce onaylanmış uygulama imar planlarındaki imar adalarında yer alan parsellerin yüzde ellisinden fazlasında, yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan imar plânı ve mevzuata uygun olarak tamamlanmış yapılarla, ruhsat alınarak en az subasman seviyesine kadar inşaatı tamamlanmış yapıların bulunması durumu kısmi yapılaşma olarak tanımlanmıştır. 3830 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra Yönetmelikte yapılan değişiklikle kısmi yapılaşma benzer şekilde yeniden tanımlanırken; farklı olarak kısmi yapılaşmanın olmadığı alanlardaki plan revizyonları için Yasaya paralel olarak, 3830 sayılı Yasanın yayım tarihi olan 11 Temmuz 1992 tarihinden itibaren 1 yıl süre verilmiştir.<br>Kanuna, Kıyı Kanunundan önce oluşmuş hakların nasıl ve hangi ölçüler içinde korunabileceğini belirlemek için geçici madde eklenmiş ve buna uygun olarak Yönetmelikle kısmi yapılaşma tanımlanmış ve mevcut hakların sınırları belirlenmiştir.<br>3621 sayılı Kıyı Kanununun Geçici Maddesi kapsamında geçerli kabul edilebilecek planlar, kısmen veya tamamen planlanmış alanlardaki sahil şeritleri iken, 3830 sayılı Yasa ile gelen Geçici Madde ise, kısmen veya tamamen yapılaşmamış sahil şeritlerinde plan revizyonu yapılmasını öngörmüş, başka bir ifade ile 3621 sayılı Kanunun geçici maddesi ile Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki sahil şeridine ilişkin plan kararları geçerli kabul edilirken, 3830 sayılı Kanunun geçici maddesi ile 11 Temmuz 1992 tarihinden itibaren 1 yıl süre içinde onaylanan plan kararlarınında geçerli olduğu kabul edilmiş, 3621 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra hiç yapılaşmamış alanlara ilişkin olan revizyonun 3621 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılması, diğer bir ifade ile idarelere 3621 sayılı Kanun ve buna dayalı olarak çıkarılan Yönetmelik hükümlerine göre kısmı yapılaşma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğine göre yapılaşma ya da yapılaşmaya uygun olmayan parselleri (dolayısıyla 3621 sayılı Kanunun yürürlükteki 100 metrelik sahil şehidi hükümlerine göre) belirleme suretiyle plan revizyonu yapma yükümlülüğü getirilmiştir.<br>Ancak idarenin bu yükümlülüğüne uymayarak verilen süre içerisinde plan revizyonlarını yapmadığı alanlara ilişkin sonraki tarihlerde de kısmi yapılaşma tespit ve araştırılması yapılarak plan revizyonlarının yapılabileceği, yapılmadığı hallerde ise yargı yerlerince de anılan hükümler çerçevesinde bu tespitin yapılabileceği kabul edilmiştir.<br> Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik hükümleri uyarınca, imar planının uygulama imar planı ya da mevzi imar planı olma durumuna göre kısmi yapılaşma durumları imar adası veya imar planı bazında değerlendirilmektedir. Kısmi yapılaşma değerlendirmesi mevzi imar planlarında imar adası bazında, uygulama imar planlarında ise sahil şeridinde kalan imar adalarının bütününe göre olması gerekmektedir. Mevzi imar planlarının olduğu yerlerde imar adası bazında değerlendirme yapılmış ve yapıların bulunduğu parsellerin sayısının veya kullanılan toplam taban alanının imar adasındaki toplam parsel sayısının veya toplam alanın yüzde ellisinden fazla olması durumu, uygulama imar planlarının olduğu yerde de plan kapsamındaki imar adalarının sayısının yüzde ellisinden fazlasında anılan koşulların bulunması kişilere korunacak haklar sağlayan ölçüt olarak ele alınmıştır.<br>Yukarıda yer verilen mevzuat ve yapılan açıklamalar ve Yönetmelik maddelerinde yer alan bu düzenleme göz önüne alındığında, sahil şeridinden yararlanmanın kamunun kullanımına açılmasında kamu yararı olduğu kabul edilmekle birlikte, 3621 sayılı Kanundan önce yürürlükteki mevzuata uygun olarak onaylanmış plan kararları uyarınca yapılaşmış veya yapılaşmamış olsa dahi belli koşulların gerçekleşmesi şartıyla (geçerli bir kıyı kenar çizgisinin esas alınması suretiyle 11.07.1992 tarihinden önce onaylanmış imar planlarına göre kısmi yapılaşma koşullarının gerçekleştiği haller ) yasanın eşitlik ilkesi çerçevesinde tanıdığı haktan yararlanan taşınmazların hukuki statüsünün geçerli olduğu kazanılmış hak kavramı çerçevesinde kabul edilerek daha önce kanunla belirlenmiş hakların korunması ve kişilerin mağdur edilmemesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır.<br>Bilindiği üzere imar planları belde halkına iyi yaşama düzeni ve koşulları sağlamak amacıyla kentin kendine özgü yaşayış biçimi ve karakteri, nüfus planı ve yapı ilişkileri, yörenin gerek çevresiyle ve gerekse çeşitli alanları arasında olan bağlantıları, halkın sosyal ve kültürel gereksinimleri, güvenlik ve sağlığı ile ilgili konular gözönüne alınarak koşulların zorunlu kıldığı biçim ve zamanda mevzuatta öngörülen yöntemlerle değiştirilebilir ve yeni kullanımlar getirilebilir.<br> Bu bağlamda kanun ve yönetmelik hükmü gereği kazanılmış hakkı bulunduğu kabul edilen sahil şeridinde bulunan taşınmazlara ilişkin sonraki tarihli planlarda yapılacak düzenlemelerin şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararı göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi gerekmektedir. <br>Bir başka ifadeyle, kanun ve yönetmelik gereği önceki mevzuata göre yapılaşma veya kısmi yapılaşma koşullarını taşıdığı için hukuken kabul edilen imar haklarının, tıpkı diğer yürürlükteki mevzuata göre getirilmiş mevcut plan kararları gibi zorunlu durumlarda revizyon ve değişikliğe tabi tutulabileceğinde duraksama bulunmamaktadır.<br>Kıyı Kanunun söz konusu hükümleri ile ilgili uyuşmazlıklara genel olarak bakıldığında, idarece, plan kararlarının önceki mevzuata uygun olarak yapılaşma veya kısmi yapılaşma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğine yönelik olarak üretildiği, yargısal denetimin de bu kapsamda yapıldığı görülmektedir. Ancak unutmamak gerekir ki, kıyıda yer alan taşınmazlara ilişkin diğer bütün alanlarda olan taşınmazlar gibi idarece yasal zorunluluk ortaya çıktığı zaman yapılacak revizyon ve değişiliklerin plan yapım, yöntem ve tekniklerine, şehircilik ilkelerine kamu kararına uygunluk bakımından inceleneceği tabiidir.<br> Dava konusu taşınmazın bulunduğu alanda ... Belediyesi İmar ve Kültür ve Turizm Komisyonunun 12.09.2014 tarihli kararına uygun olarak ... Belediye Meclisinin ... tarih ve ... sayılı kararı ile kabul edilen kısmi yapılaşma durumu planının bulunduğu, uyuşmazlık konusu taşınmazın da kısmi yapılaşma kararı verilen alan içerisinde yer aldığı, yine söz konusu belediye meclisi kararında geçen ifadelerden kısmi yapılaşma kararının imar planı bütünlüğünde verilmiş olduğu sonucuna ulaşıldığı, bu durumda uyuşmazlık konusu taşınmazın Kıyı Kanunu ve Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik hükümlerinin ortaya koyduğu esasları taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.<br>Yukarıda yer verilen açıklama ve değerlendirmeler çerçevesinde; dava konusu çevre düzeni planı, nazım ve uygulama imar planı değişikliklerinin, Kıyı Kanununa, planlama ilkelerine, şehircilik esaslarına, imar mevzuatına, hukuka ve kamu yararına uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.<br><br>KARAR SONUCU:<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. DAVANIN REDDİNE,<br>2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam...-TL yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına,<br>3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ... TL vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalı idarelere verilmesine,<br>4. Danıştay Başkanlığı tarafından yatırılan keşif ve bilirkişi incelemesi gideri olan...-TL'nin davacıdan alınarak Danıştay Başkanlığı'na verilmesine, bu kısmın tahsili için kararın bir örneğinin Danıştay Başkanlığı Genel Sekreterliği'ne (İdari İşler Müdürlüğü) tebliğine, <br>5. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacılara iadesine,<br>6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 16/01/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.<br><br><br><br><br></font></p></body></html>

denetim