<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2024/1844 E. , 2025/551 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br> ALTINCI DAİRE <br>Esas No : 2024/1844<br>Karar No : 2025/551 <br><br>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Belediye Başkanlığı - ... <br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>KARŞI TARAF (DAVACI) : ...<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararın temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br> Dava konusu istem: İstanbul ili, Beyoğlu ilçesi, ... Mahallesi, ... pafta, ... ada, ... parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan tescilli yapının, onaylı projesine uygun şekilde hazırlanan projenin bölge koruma kuruluna gönderilmesi için davalı idareye başvurulduğu halde davalı idare tarafından herhangi bir işlem tesis edilmediğinden bahisle mahrum kalındığı iddia edilen ıslah edilmek suretiyle belirlenen 531.268,00-TL maddi zararın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazmini istenilmiştir.<br>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Davanın süreaşımı nedeniyle reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararının Danıştay Altıncı Dairesinin 15/05/2014 tarih ve E:2013/4526, K:2014/3810 sayılı kararıyla bozulması üzerine, bozmaya uyularak davanın kabulü ile 70.600, TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesi yolundaki ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının Danıştay Altıncı Dairesinin 18/02/2020 tarih ve E:2016/2251, K:2020/1957 sayılı kararıyla bozulması üzerine, bozmaya uyularak verilen temyize konu kararda; yerinde yeniden yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan 22/09/2021 havale tarihli bilirkişi raporu taraflara tebliğ edildikten sonra davalı idarece yapılan itiraz üzerine bilirkişilerden alınan bilirkişi ek raporunda özetle; 26/06/2007 tarihinde davalı idareye sunulan restorasyon projesinin, davalı idare tarafından 21/08/2015 tarihinde bölge koruma kuruluna gönderilmesi üzerine, bölge koruma kurulu tarafından 12/02/2016 tarihinde onaylandığı, restorasyon ruhsatının 2017 yılında verildiği, 26/06/2007 tarihinde teslim edilen projenin inceleme süresinin 60 gün olarak, inşaatın tamamlanma süresinin 12 ay olarak ve planlanan inşaatın faaliyete geçme tarihinin 26/08/2008 olabileceğinin değerlendirildiği, projenin davalı idare tarafından bölge koruma kuruluna gönderilme tarihinin 21/08/2015 olduğu, projenin verilmesinin üzerinden yaklaşık 7 yıl geçtiği, Eylül 2008 ile dava tarihi olan 14/03/2011 tarihi arasındaki döneme ilişkin kira gelir kaybının 531.268,00-TL olduğu görüş ve değerlendirmelerine yer verildiği, tescilli yapı olan uyuşmazlığa konu yapı ile ilgili her türlü inşai ve fiziki müdahele için 2863 sayılı Kanun gereğince ilgili bölge koruma kurulunun onayının alınması gerektiği, bununla birlikte yapı sahiplerinin inşai ve fiziki müdahelede bulunabilmek için restitüsyon, restorasyon, tamir, onarım için ruhsat almak istedikleri takdirde başvurularını doğrudan ilgili belediyeye yapmaları gerektiği, belediyenin ise, bu başvuruları makul bir süre içerisinde sonuçlandırması ve talebi ilgili bölge koruma kuruluna intikal ettirmesi veya belge ve bilgilerde bir eksiklik söz konusu ise yine aynı yöntemle başvuru sahiplerinden bu eksiklikleri gidermeleri hususunda bilgilendirmede bulunması, keza ruhsata bağlanması da mümkün değilse gerekçeleri ile başvuru sahiplerine bilgi vermesi gerektiği, davalı idarenin davacının başvurusu üzerine 5366 sayılı Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun kapsamında işlem yapılacağından bahisle başvuruyu zımnen reddederek bölge koruma kuruluna iletmediği, davalı idarenin makul süre içerisinde 5366 sayılı Kanun hükümlerine göre bir süreç başlatmadığı, talebi sürüncemede bıraktığı ve bu haliyle kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmediği kanaatine varıldığı, davacının, söz konusu taşınmazın onaylı projesine uygun bir şekilde restore edilmesi amacıyla çizdirdiği projenin onayı için yaptığı başvuru üzerine davalı idare tarafından yaklaşık olarak 7 yıl herhangi bir uygulama başlatılmaması nedeniyle kamu hizmetinin kötü ve kusurlu işletildiği sonucuna ulaşıldığı, bilirkişi heyetince hesaplanan davacının taşınmazı kullanamamasından ötürü oluşan miktar artırımı ile istediği 531.268,00-TL’lik maddi zararının 70.600,00-TL'lik kısmının dava açma tarihi olan 14/03/2011 tarihinden itibaren, kalan ıslah ile artırılan 460.668,00-TL'lik kısmının ise miktar artırımı dilekçesinin Mahkemelerinin kaydına girdiği 27/09/2022 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne ve 531.268,00-TL’lik maddi tazminatın 70.600,00-TL'lik kısmının dava açma tarihi olan 14/03/2011 tarihinden itibaren, kalan 460.668,00-TL'lik kısmının ise miktar artırımı dilekçesinin Mahkemelerinin kaydına girdiği 27/09/2022 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine karar verilmiştir. <br> <br>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : 2006 yılından günümüze kadar dava konusu taşınmazın bahçesinin işgalli olduğu, davacı tarafından verilen 03/05/2019 tarihli ve 21/06/2019 tarihli dilekçeler ile taşınmazın bahçesinin işgalli olması nedeniyle bu alanda uygulama yapılamadığından bahisle inşaata başlanılamadığının belirtildiği, dolayısıyla tazminat dönemlerinde de şayet ruhsat alınsaydı bile inşaata başlanmasının mümkün olmadığı, davacı tarafından ruhsat başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle herhangi bir dava açılmadığı, somut olayda ruhsat alma süresi 27 ay sürdüğünden bilirkişi tarafından tazminat hesabının 2008 yılı Eylül ayından itibaren başlatılmasının maddi gerçeğe aykırı olduğu, ruhsat alma süresi olan 27 aylık sürenin dikkate alınarak hesaplama yapılması gerektiği, bilirkişi raporu tanzim edilirken herhangi bir emsal kira bedelinin esas alınmadığı, somut verilerden uzak bir bilirkişi raporu tanzim edildiği, emsal kira araştırılması yapılması gerektiği, hesaplamalarda davacının ödeyeceği gelir vergisinin düşülmediği belirtilerek temyize konu kararın usul ve hukuka aykırı olduğu iddiasıyla bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. <br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Taşınmazın bahçesinin işgalli olması durumunun restorasyon yapılmasına engel olmadığı, işgalin sürmesine rağmen restorasyon çalışmasının halihazırda yapıldığı, ruhsat sürecinin sürüncemede bırakılması neticesinde davacının kararlarının değişebileceği, ruhsatın geç verilmesini takiben restorasyonun yapılmamış olmasına yönelik iddiaların dava ile hiçbir ilgisinin bulunmadığı belirtilerek temyiz edilen kararda bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, usul ve kanuna uygun olan kararın onanması gerektiği savunulmaktadır.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : <br> Tazminat davalarının amacı, uğranılan gerçek zararın tazmini olup, bu davalarda gerçekleşmiş, yani somut zararın tazminine hükmedilmelidir. Zararın, davacının malvarlığında meydana getirdiği eksilmenin kesin şekilde ortaya konulması gerekmektedir.<br> Uyuşmazlıkta; davacı tarafından 26/06/2007 tarihinde davalı idareye teslim edilen restorasyon projesinin davalı idare tarafından 21/08/2015 tarihinde bölge koruma kuruluna gönderildiği, İstanbul I Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla restorasyon projesinin uygun görüldüğü, davalı idare tarafından uyuşmazlığa konu yapı için 14/06/2017 tarihinde yapı ruhsatının düzenlendiği, davacı tarafından verilen 03/05/2019 tarihli ve 21/06/2019 tarihli dilekçelerden inşaata başlanılamadığının anlaşıldığı, dolayısıyla somut olayda projenin bölge koruma kurulunca yaklaşık 6 ay sonra onaylandığı ve yapı ruhsatının projenin onaylanmasından 14 ay sonra düzenlendiği, davacı tarafından yapı ruhsatının düzenlendiği tarihten sonra 2 yıl geçtiği halde inşaata başlanılmadığı, inşaata başlanıldıktan sonra ise ne kadar sürede tamamlanabileceği, inşaatın tamamlanması halinde yapı kullanma izninin ne kadar sürede alınabileceği hususlarındaki belirsizlikler de dikkate alındığında, davacı tarafından somut maddi zararın ortaya konulamadığı, davacının talep ettiği zararın muhtemel zarar niteliğinde olduğu sonucuna varıldığından davanın reddi gerektiği gerekçesiyle temyiz isteminin kabulü ile Mahkeme Kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE:<br> MADDİ OLAY : <br> Davacının maliki olduğu, Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilen uyuşmazlığa konu yapının bulunduğu alan, İstanbul I Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla kentsel sit alanı olarak belirlenmiş, daha sonra, 28/03/2006 tarih ve 26122 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 20/02/2006 tarih ve 2006/10172 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla, 5366 sayılı Kanunun 2. maddesine göre yenileme alanı olarak ilan edilmiştir.<br> İstanbul II Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 13/06/2007 tarih ve 1095 sayılı kararıyla, uyuşmazlığa konu taşınmaz üzerinde bulunan yapının rölöve ve restitüsyon projesinin uygun olduğuna ve yıkılmadan hazırlanacak restorasyon projesinin belediyesince imar mevzuatına göre incelenerek görüşüyle birlikte kurula getirilmesine karar verilmiştir.<br> Davacı tarafından maliki olduğu eski eser tescilli taşınmazı için hazırlatılan restorasyon projesi, İstanbul Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kuruluna gönderilmek üzere 26/06/2007 tarihinde davalı idareye teslim edilmiştir.<br> Davacının 26/06/2007 tarihli başvurusuna, davalı idarenin ... tarih ve ... sayılı yazıyla; taşınmazın yenileme alanında kaldığı ve yenileme alanları ile ilgili mevzuat uyarınca uygulama yapılacağı yönünde cevap verilmiştir.<br> Davalı idare tarafından herhangi bir işlem tesis edilmediğinden davacı tarafından davalı idareye gönderilen ... tarih ve ... sayılı noter ihtarnamesi ile başvurunun neden sonuçlanmadığı sorularak eksik belge ve bilgi varsa bildirilmesi yoksa projesinin onaylaması talep edilmesi üzerine, davalı idarenin ... tarih ve ... sayılı yazıyla; taşınmazın yenileme alanında kaldığı ve yenileme alanları ile ilgili mevzuat uyarınca uygulama yapılacağı yönünde cevap verilmiştir.<br> Bunun üzerine bakılan dava açılmıştır.<br> Uyuşmazlığa konu taşınmaza ilişkin restorasyon projesi, davalı idare tarafından 21/08/2015 tarihinde bölge koruma kuruluna gönderilmiştir.<br> İstanbul I Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla, uyuşmazlığa konu taşınmaza ilişkin restorasyon projesi uygun görülmüş, davalı idare tarafından 14/06/2017 tarihinde restorasyon amacıyla yapı ruhsatı düzenlenmiştir.<br> Davacı tarafından, davalı idareye verilen 03/05/2019 tarih ve 21/06/2019 tarihli dilekçeler ile yapı ruhsatının alındığı, taşınmazın işgalli olması nedeniyle tahliye için yasal sürecin başlatıldığı, ancak sonuçlanmadığı belirtilerek inşaata başlanılamamasından dolayı ruhsat süresinin uzatılması talep edilmiştir.<br> Anılan davacı başvuruları üzerine, davalı idare tarafından uyuşmazlığa konu yapı için 13/09/2019 tarihinde yenileme amacıyla yapı ruhsatı düzenlenmiştir.<br> <br> İLGİLİ MEVZUAT:<br> Uyuşmazlığa konu taşınmaza ilişkin restorasyon projesinin davalı idareye sunulduğu 26/06/2007 tarihinde yürürlükte olan haliyle 05/07/2005 tarih ve 25866 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5366 sayılı Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun'un 1. maddesinin birinci fıkrasında; "Kanunun amacı, büyükşehir belediyeleri, büyükşehir belediyeleri sınırları içindeki ilçe ve ilk kademe belediyeleri, il, ilçe belediyeleri ve nüfusu 50.000'in üzerindeki belediyelerce ve bu belediyelerin yetki alanı dışında il özel idarelerince, yıpranan ve özelliğini kaybetmeye yüz tutmuş; kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurullarınca sit alanı olarak tescil ve ilan edilen bölgeler ile bu bölgelere ait koruma alanlarının, bölgenin gelişimine uygun olarak yeniden inşa ve restore edilerek, bu bölgelerde konut, ticaret, kültür, turizm ve sosyal donatı alanları oluşturulması, tabiî afet risklerine karşı tedbirler alınması, tarihi ve kültürel taşınmaz varlıkların yenilenerek korunması ve yaşatılarak kullanılmasıdır. " hükmü yer almış, Kanun'un 2. maddesinde; yenileme alanlarının, il özel idarelerinde il genel meclisi, belediyelerde belediye meclisi üye tam sayısının salt çoğunluğunun kararı ile belirleneceği, il İl özel idaresinde il genel meclisince, büyükşehirler dışındaki belediyelerde belediye meclisince alınan kararların Bakanlar Kuruluna sunulacağı....Bakanlar Kurulunca kabul edilen alanlardaki uygulama bir program dahilinde etap etap projelendirilebilebileceği... belirlenen alan sınırları içindeki tüm taşınmazların belediyece ve il özel idaresince hazırlanacak yenileme projelerinin kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurulunca karara bağlanmasını müteakip bu Kanuna göre yapılacak yenileme projesi hükümlerine tâbi olacağı; 3. maddesinde; yenileme alanları olarak belirlenen bölgelerde il özel idaresi ve belediye tarafından hazırlanan veya hazırlatılan yenileme projeleri ve uygulamaların ilgili il özel idareleri ve belediyeler eliyle yapılacağı veya kamu kurum ve kuruluşları veya gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerine yaptırılarak uygulanacağı....büyükşehirlerde, büyükşehir belediyeleri tarafından başlatılmayan uygulamalar ilçe ve ilk kademe belediyelerince tek başına veya müşterek olarak yapılacağı veya yaptırılacağı...yenileme projelerini onaylamak üzere 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 51. maddesine göre gerektiği kadar Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu oluşturulacağı, Kurulca onaylanan projelerin il özel idaresi veya belediyece uygulanacağı, yenileme projelerinin, uygulama alanı içerisinde bulunan taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının rölöve, restitüsyon, restorasyon projeleri ile onarılacak veya yeniden inşa edilecek yapıların imar mevzuatında öngörülen projelerden oluşacağı hüküm altına alınmıştır. <br> 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun "Tespit ve tescil" başlıklı 7. maddesinde; "Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili yapılan tespitler koruma bölge kurulu kararı ile tescil olunur...." hükmüne, "Korunma alanı ile ilgili karar alma yetkisi" başlıklı 8. maddesinde; "Yedinci maddeye göre tescil edilen korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının korunma alanlarının tesbiti ve bu alanlar içinde inşaat ve tesisat yapılıp yapılamayacağı konusunda karar alma yetkisi Koruma Kurullarına aittir." hükmüne, 9. maddesinde; ''Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararları çerçevesinde koruma bölge kurullarınca alınan kararlara aykırı olarak, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile sit alanlarında inşaî ve fizikî müdahalede bulunulamaz, bunlar yeniden kullanıma açılamaz veya kullanımları değiştirilemez. Esaslı onarım, inşaat, tesisat, sondaj, kısmen veya tamamen yıkma, yakma, kazı veya benzeri işler inşaî ve fizikî müdahale sayılır.'' hükmüne, 57. maddesinin 6. fıkrasında "Koruma bölge kurulu, belgeleri tam olarak koruma bölge kuruluna ibraz edildiği tarihten itibaren, koruma amaçlı imar plânlarını en geç altı ay, uygulamaya yönelik projeleri ise en geç üç ay içinde karara bağlar." hükmü yer almaktadır.<br> 3194 sayılı İmar Kanununun 22. maddesinde "Belediyeler veya valiliklerce (....) (2) ruhsat ve ekleri incelenerek eksik ve yanlış bulunmuyorsa müracaat tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde yapı ruhsatiyesi verilir" hükmüne ve 30. maddesinde "Yapı tamamen bittiği takdirde tamamının, kısmen kullanılması mümkün kısımları tamamlandığı takdirde bu kısımlarının kullanılabilmesi için inşaat ruhsatını veren belediye, valilik (...)[33] bürolarından; 27 nci maddeye göre ruhsata tabi olmayan yapıların tamamen veya kısmen kullanılabilmesi için ise ilgili belediye ve valilikten izin alınması mecburidir. Mal sahibinin müracaatı üzerine, yapının ruhsat ve eklerine uygun olduğu ve kullanılmasında fen bakımından mahzur görülmediğinin tespiti gerekir.<br> Belediyeler, valilikler (...)[34] mal sahiplerinin müracaatlarını en geç otuz gün içinde neticelendirmek mecburiyetindedir. Aksi halde bu müddetin sonunda yapının tamamının veya biten kısmının kullanılmasına izin verilmiş sayılır.(...)34" hükmüne yer verilmiştir.<br> 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesinin 1. fıkrasında, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtilmiş, son fıkrasında ise, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu hükmüne yer verilmiştir.<br> <br> HUKUKİ DEĞERLENDİRME:<br> Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının değerlendirilmesi, hizmet kusurunun varlığının tespit edilmesi halinde ise, bu durumun davacının malvarlığında meydana getirdiği eksilmenin kesin şekilde ortaya konulması gerekmektedir.<br> 2863 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tescil edilen korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının korunma alanlarının tespiti ve bu alanlar içinde inşaat yapılıp yapılamayacağı konusunda karar alma yetkisi bölge koruma kurullarına ait olduğundan, inşa edilecek yapının koruma amaçlı imar planına uygun olarak ve bölge koruma kurulundan alınacak izin doğrultusunda yapılmasının zorunlu olduğu, tescilli yapılar ile ilgili her türlü inşai ve fiziki müdahele için 2863 sayılı Kanun gereğince ilgili bölge koruma kurulunun onayının alınmasının gerektiği, hazırlanacak projenin bölge koruma kurulunca uygun bulunması halinde belediye tarafından düzenlenecek yapı ruhsatı üzerine inşaata başlanabileceği, belgelerin tam olarak bölge koruma kuruluna ibraz edildiği tarihten itibaren, uygulamaya yönelik projelerin bölge koruma kurulu tarafından en geç üç ay içinde karara bağlanacağı, 3194 sayılı Kanunun 22. maddesi uyarınca belediyeler tarafından ruhsat ve ekleri incelenerek eksik ve yanlış bulunmuyorsa müracaat tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde yapı ruhsatının verileceği, mal sahibinin müracaatı üzerine, yapının ruhsat ve eklerine uygun olduğu ve kullanılmasında fen bakımından mahzur görülmediğinin tespitinin gerektiği, belediye tarafından mal sahiplerinin müracaatlarının en geç otuz gün içinde neticelendirilmesi gerektiği, aksi halde bu müddetin sonunda yapının kullanılmasına izin verilmiş sayılacağı anlaşılmaktadır.<br> 3194 sayılı Kanunun 30. maddesi uyarınca yapı kullanma izin başvurusunun 30 günlük süre içinde sonuçlandırılmaması halinde kanunen yapı kullanma izin belgesi almaya hak kazanılamamaktadır. Yapı kullanma izninin, yapı tamamlandıktan sonra ilgilisi tarafından kullanılmasını sağlamak amacıyla düzenlenen ve ruhsat ve eklerine uygun olarak inşa edilen yapının, kullanılmasında fen bakımından bir sakınca bulunmadığına işaret eden bir evrak olduğu, davacının bu maddeden faydalanabilmesi için binanın, yapı ruhsatına aykırı olarak inşa edildiği yönünde bir tespitte bulunulmamış olması gerektiği anlaşılmaktadır. Yapı kullanma izin belgesi için gerekli evrakların tam olarak verilmesi üzerine, ilgili idare tarafından yapının ruhsat ve eklerine, fen ve sağlık kurallarına uygun olarak tamamlanıp tamamlanmadığının tespit edilmesi, yapının mevzuata uygun bulunması halinde, 30 gün içinde yapı kullanma izin belgesi düzenlenmesi, aksi takdirde eksikliklerin tamamlanarak yapının mevzuata uygun hale getirilmesinin istenilmesi gerekmektedir. Aksi yöndeki yorumla, binanın, yapı ruhsatına uygun olup olmadığına ve hukuka aykırılığına ilişkin bir tespit bulunup bulunmadığına bakılmaksızın yapı kullanma izni verilmesi gerektiği şeklinde hatalı bir değerlendirmeye neden olabilecektir. Dolayısıyla yapı kullanma izin belgesi başvuru evraklarında eksiklik bulunması, yapının ilgili idare tarafından denetlenmesi, yapıda ruhsat ve eklerine aykırılık tespit edilmesi hallerinde eksikliklerin tamamlanmasının ve aykırılıkların giderilmesinin bir süreç gerektirdiği hususlarının da göz önüne alınması gerekmektedir. Bu çerçevede, uyuşmazlıkta doğrudan 30 gün içerisinde yapı kullanma izin belgesi düzenlenebileceğinin kabulü de mümkün olmadığından, anılan hususların değerlendirilmesi suretiyle makul bir sürenin belirlenmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır. <br> Uyuşmazlıkta; ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının Danıştay Altıncı Dairesinin 18/02/2020 tarih ve E:2016/2251, K:2020/1957 sayılı kararıyla "davalı idareye sunulan restorasyon projesinin ilgili Koruma Kurulu'nca onaylanıp onaylanmayacağı, onaylanması durumunda restorasyon işleminin ne kadar zaman alabileceği göz önüne alınarak kira kaybının değerlendirilmesi, yine gelinen süreç itibariyle ilgili Koruma Korulu tarafından taşınmazla ilgili hazırlanan başka bir projeye dair karar verilip verilmediği hususlarının araştırılarak yeniden karar verilmesi gerektiği" gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.<br> Dosyanın incelenmesinden; davacı tarafından 26/06/2007 tarihinde davalı idareye teslim edilen restorasyon projesinin davalı idare tarafından 21/08/2015 tarihinde bölge koruma kuruluna gönderildiği, İstanbul I Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla, uyuşmazlığa konu taşınmaza ilişkin restorasyon projesinin uygun görüldüğü, davalı idare tarafından 14/06/2017 tarihinde restorasyon amacıyla yapı ruhsatının düzenlendiği, İdare Mahkemesince bozmaya uyulmak suretiyle verilen kararda hükme esas alınan 21/09/2021 tarihli bilirkişi raporu ile 24/08/2022 tarihli bilirkişi ek raporunda; 26/06/2007 tarihinde teslim edilen projenin inceleme süresinin 60 gün olabileceğinin bu kapsamda proje inceleme süresinin bitiş tarihi olarak 26/08/2007 tarihinin öngörüldüğü, inşaatın tamamlanma süresinin 12 ay olarak ve planlanan inşaatın faaliyete geçme tarihinin 26/08/2008 olabileceğinin değerlendirildiği, o bölgede bulunan 4 adet otelin günlük oda fiyatlarının ortalaması emsal kira kaybı olarak esas alınarak mimari projede 8 oda olacağından bahisle % 75 oda doluluğuna göre, amortisman ve işletme maliyeti olarak kabul edilen % 35 oranının düşülmesi suretiyle kira kaybının Eylül 2008-14/03/2011 tarihleri arasındaki dönem için toplam 512.029,00 TL olarak, ayrıca bina olarak kiraya verilmesi halinde kira bedelinin 10.000,00 TL olarak hesap ve takdir edildiği ve buna göre zararın 531.268,00 TL olarak hesaplandığı anlaşılmaktadır.<br> Bilirkişi raporunda; tazminatın başlangıç tarihi belirlenirken 2863 sayılı Kanun uyarınca bölge koruma kurulu tarafından projelerin en geç 3 ay içinde onaylanabileceği hususu ile 3194 sayılı Kanun uyarınca ruhsat ve eklerinin incelenerek eksiklik bulunmaması halinde bölge koruma kurulu onayının belediyeye ulaştığı tarihten itibaren otuz gün içinde yapı ruhsatının verileceği ile yapı kullanma izni alınması gerekliliği hususunun, ayrıca somut olayda davalı idare tarafından 21/08/2015 tarihinde bölge koruma kuruluna gönderilen restorasyon projesinin, bölge koruma kurulunun tarafından 12/02/2016 tarihinde onaylandığı, uyuşmazlığa konu yapı için 14/06/2017 tarihinde yapı ruhsatı düzenlenmesinin ruhsat başvurusu ve eklerine ilişkin eksiklikten kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususlarının değerlendirilmediği anlaşılmaktadır.<br> Bu durumda; somut olayda davalı idare tarafından 21/08/2015 tarihinde bölge koruma kuruluna gönderilen restorasyon projesinin, bölge koruma kurulu tarafından 12/02/2016 tarihinde onaylandığı, uyuşmazlığa konu yapı için 14/06/2017 tarihinde yapı ruhsatı düzenlenmesinin ruhsat başvurusu ve eklerine ilişkin eksiklikten kaynaklanıp kaynaklanmadığı ile yapı kullanma izin belgesi alınması süresine ilişkin hususlarının değerlendirilmesi suretiyle tazminatın başlangıç tarihinin belirlenmesi gerektiğinden, yeni bir bilirkişi heyetinden alınacak raporun değerlendirilmesi suretiyle yeniden karar verilmesi gerekmektedir. <br> Öte yandan; Mahkemenin, bozma kararına uymak veya ilk kararında ısrar etmek olanağının bulunduğu, bozma kararına uyan Mahkemenin de ancak bozmada gösterilen esaslara uygun olarak işlem yapmak ve hüküm vermek mecburiyetinde olduğu; Mahkemece, bozma kararına uyulmakla taraflardan birisi lehine ve diğeri aleyhine olmak üzere, kesinleşen kısımları da aşacak şekilde karar verilemeyeceği, bozmaya uyulması durumunda yeniden yapılacak yargılamada Mahkeme kararına karşı sadece davalı idare tarafından temyiz yoluna başvurulduğu dikkate alındığında önceki aşamada verilen kabul kararındaki miktarın aşılmasının davalı yönünden aleyhe bozma yasağı ilkesine aykırılık teşkil edeceği hususu da göz önüne alınarak karar verilmesi gerektiği, yargılama giderleri hususunda da (yargılamanın önceki aşamaları da dikkate alınarak, tahsilde tekerrüre sebebiyet verilmeyecek şekilde) yeniden karar verileceği açıktır.<br><br>KARAR SONUCU :<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1.2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davalının temyiz isteminin kabulüne,<br>2.Yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın kabulüne ilişkin temyize konu ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,<br>3. Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,<br>4. 2577 sayılı Kanunun (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 11/02/2025 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. <br><br><br>(X) KARŞI OY: Dosyanın incelenmesinden; davacı tarafından restorasyon projesinin İstanbul Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kuruluna gönderilmek üzere 26/06/2007 tarihinde davalı idareye sunulduğu, davacının anılan başvurusuna, davalı idarenin ... tarih ve ... sayılı yazıyla; taşınmazın yenileme alanında kaldığı ve yenileme alanları ile ilgili mevzuat uyarınca uygulama yapılacağı yönünde cevap verildiği, davalı idare tarafından herhangi bir işlem tesis edilmediğinden davacı tarafından davalı idareye gönderilen ... tarih ve ... sayılı noter ihtarnamesi ile başvurunun neden sonuçlanmadığı sorularak eksik belge ve bilgi varsa bildirilmesi yoksa projenin onaylamasının talep edildiği, davalı idare tarafından ... tarih ve ... sayılı yazıyla; taşınmazın yenileme alanında kaldığı ve yenileme alanları ile ilgili mevzuat uyarınca uygulama yapılacağı yönünde cevap verilmesi üzerine 14/03/2011 tarihinde bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.<br> Bu durumda; davacının 26/06/2007 tarihli ilk başvurusu, davalı idarenin ... tarih ve ... sayılı yazıyla reddedildiğinden davacı tarafından yapılan 19/01/2011 tarihli ikinci başvuru öncesine ilişkin tazminat talebi yönünden davanın süresinde açılmadığı, davacının 11/11/2010 tarihinde yaptığı başvurunun 2007 yılında tesis edilen işlemden kaynaklanan zarara karşı açılacak dava için öngörülen dava açma süresini ihya etmeyeceği, 2863 sayılı Kanun uyarınca bölge koruma kurulu tarafından projelerin koruma kurulunca en geç 3 ay içinde onaylanabileceği hususu ile 3194 sayılı Kanun uyarınca ruhsat ve eklerinin incelenerek eksiklik bulunmaması halinde bölge koruma kurulu onayının belediyeye ulaştığı tarihten itibaren otuz gün içinde yapı ruhsatının verileceği ile yapı kullanma izni başvurusunun otuz gün için sonuçlandırılması gerektiği hususu dikkate alındığında, davacının 11/11/2010 tarihli ikinci başvurusu üzerine davanın açıldığı 14/03/2011 tarihine kadar ise davacının somut bir maddi zararının bulunmadığı sonucuna varıldığından 11/11/2010-14/03/2011 tarihleri arasındaki döneme ilişkin tazminat isteminin ise reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle temyize konu İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşüncesiyle, karara katılmıyorum.<br><br><br>(XX) KARŞI OY:<br> İdare yönünden tazmin borcunun doğabilmesi için, sadece zararın varlığı yeterli olmayıp, bu zararın kesin olarak ortaya çıkmış, kesin ve belirlenebilir nitelikte, yani gerçek zarar olması gerekir. Tazminat davaları ile, uğranılan gerçek zararın giderilmesi amaçlanmaktadır.<br> Tazminat davalarının amacı, uğranılan gerçek zararın tazmini olup, bu davalarda gerçekleşmiş, yani somut zararın tazminine hükmedilmelidir. Zararın, davacının malvarlığında meydana getirdiği eksilmenin kesin şekilde ortaya konulması gerekmektedir.<br> Uyuşmazlıkta; davacı tarafından 26/06/2007 tarihinde davalı idareye teslim edilen restorasyon projesinin davalı idare tarafından 21/08/2015 tarihinde bölge koruma kuruluna gönderildiği, İstanbul I Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla, uyuşmazlığa konu taşınmaza ilişkin restorasyon projesinin uygun görüldüğü, davalı idare tarafından 14/06/2017 tarihinde restorasyon amacıyla yapı ruhsatının düzenlendiği, davacı tarafından verilen 03/05/2019 tarihli ve 21/06/2019 tarihli dilekçelerde yapı ruhsatının alındığı, taşınmazın işgalli olması nedeniyle tahliye için yasal sürecin başlatıldığı, ancak sonuçlanmadığı belirtilerek inşaata başlanılamamasından dolayı ruhsat süresinin uzatılmasının talep edildiği, anılan dilekçeler ile davacı tarafından taşınmazın işgalli olması nedeniyle inşaata başlanılamadığı hususunun açıkça kabul edildiği, uyuşmazlığa konu taşınmazın bahçesinin 2006 yılından itibaren işgalli olduğu, dolayısıyla somut olayda projenin bölge koruma kurulunca yaklaşık 6 ay sonra onaylandığı ve yapı ruhsatının projenin onaylanmasından 14 ay sonra düzenlendiği, davacı tarafından taşınmazın işgalli olması nedeniyle yapı ruhsatının düzenlendiği tarihten sonra 2 yıl geçtiği halde inşaata başlanılmadığı, inşaata başlanıldıktan sonra ise ne kadar sürede tamamlanabileceği, inşaatın tamamlanması halinde yapı kullanma izninin ne kadar sürede alınabileceği hususlarındaki belirsizlikler de dikkate alındığında, davacı tarafından somut bir maddi zararın ortaya konulamadığı, davacının talep ettiği zararın muhtemel zarar niteliğinde olduğu sonucuna varıldığından davanın reddi gerekirken aksi yönde verilen temyize konu İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği oyu ile, karara katılmıyorum.<br><br></font></p></body></html>
denetim