<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/1084 E.  ,  2023/1449 K.</font></b><ul><li style="font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold"></li></ul><ul style="list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12"></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2">T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU<br>Esas No : 2022/1084<br>Karar No : 2023/1449<br><br>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Kurulu <br>VEKİLİ : Av. …<br><br>KARŞI TARAF (DAVACI) : …<br><br>İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 19/11/2021 tarih ve E:2016/57445, K:2021/3842 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. <br> <br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine dair … tarih ve … sayılı kararının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ile parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine, 6749 sayılı Kanun'un 3. maddesinin iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmesi istenilmiştir.<br>Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 19/11/2021 tarih ve E:2016/57445, K:2021/3842 sayılı kararıyla;<br>Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları, davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ve birleştirme talebi yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş,<br>"Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,<br>Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; <br> Davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan açılan adli soruşturma sonucunda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının … tarih ve Sor. No:…, K:… sayılı kararıyla kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği ve anılan kararın 18/07/2019 tarihinde kesinleştiği,<br>Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacı hakkında somut herhangi bir bilgiye sahip olmadığı anlaşılan … isimli tanığın beyanının, başka delillerle de desteklenmediğinden davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,<br>Ayrıca, beyanlarında davacının görevini yürütürken gerçekleştirdiği faaliyetler hakkında kişisel kanaatlerinden ayrı, davacıyı FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkilendirecek somut herhangi bir ifadeye yer vermediği anlaşılan davacı hakkında müşteki sıfatıyla ifade veren … isimli tanığın beyanının da, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,<br>Davacının şüpheli sıfatıyla verdiği beyanı yönünden, beyanının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,<br>Davacıyla ilgili soruşturma bilgileri yönünden, Dairelerince, davacı hakkında FETÖ/PDY terör örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen başkaca soruşturma bulunup bulunmadığı yönünde yapılan ara kararına davalı idare tarafından verilen 27/04/2021 tarihli cevapta, davacı hakkında Hakimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin … esas sayılı (Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin … sayılı) disiplin dosyasının dışında FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen veya sonuçlandırılan başka idari soruşturma bulunmadığının belirtildiği, ancak bu disiplin soruşturması kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin varsa elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğunun ortaya konulmaması nedeniyle söz konusu soruşturmanın, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı,<br>Diğer taraftan, davacı hakkındaki şikayetlerin ve davacının eşinin dosyalarına sunulmuş belgelerin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı,<br> Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 19/02/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının anlaşıldığı,<br>Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararlarda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığı,<br> Dava konusu kararlarda hukuka uyarlık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesinin gerektiği,<br> Öte yandan; davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceğinin de açık olduğu gerekçesiyle,<br>Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının ve bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair … tarih ve … sayılı kararının iptaline, yoksun kalınan parasal haklarının davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmiştir. <br> <br>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının karşılanmadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, bu nedenle hukuki denetimin disiplin işlemi kapsamında yapılamayacağı, dava dosyasına sunulan delillerin, idarelerince davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli görüldüğü, meslekten çıkarılan ilgililer hakkında işlem tesis edildiği tarihte idarelerince yapılan değerlendirmeyi destekleyen ve idari/adli süreçte taraflarına gönderilen bilgi ve belgelerin yargı yeri ile paylaşılmasının, işlemin dayanağı delillerin sonradan tespit edildiği anlamına gelmeyeceği, bu şekildeki bir ifadenin hukuki dayanaktan yoksun olduğu, parasal ve özlük hak, maddi, manevi tazminat ve faize ilişkin taleplerin yasal dayanaktan yoksun olduğu, 685 sayılı KHK, Anayasa'nın 159. maddesinin 10. fıkrası ve 7075 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 1. fıkrası uyarınca tam yargı davalarına karşı yargı yolunun kapalı olduğu, 685 sayılı KHK'nın yürürlüğe girdiği 23/01/2017 tarihi öncesi için hiçbir şekilde parasal ve özlük hak, maddi ve manevi tazminat ve faize hükmedilemeyeceği ileri sürülmektedir.<br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının gerekçeli onanması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE:<br> HUKUKİ DEĞERLENDİRME:<br> 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde; "1. Temyiz incelemesi sonunda Danıştay;<br> a) Kararı hukuka uygun bulursa onar. Kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa, kararı, gerekçesini değiştirerek onar.<br> b) Kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararı düzelterek onar.<br>(...)" hükmü düzenlenmiştir.<br>Temyize konu Daire kararında yer verilen, yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan …'ye ait, HSK Müfettişliğince düzenlenen 13/04/2017 tarihli tanık ifade tutanağında şu ifadelere yer verilmiştir:<br> "Ben halen Rize Adliyesinde Ağır Ceza Mahkemesi üyesi olarak görev yapmaktayım... 1994 yılnda İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. Reşadiye'de tanıdık ayakkabıcı …adlı kişi vasıtasıyla İstanbul'da siyasal okuyan sonradan kaymakam olan …'nin vasıtası ile o tarihte FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğunu bilmediğim …isimli erkek öğrenci yurdunda kalmaya başladım. 1. sınıfın ilk döneminde burada kaldıktan sonra final döneminde yurdu kapatıyoruz diyerek bizi FETÖ/PDY bağlantılı evlere yönlendirdiler. Yurt kapatılacak düşüncesi ile ben de mecburen eve çıktım. Çıktığım evde yaklaşık 1 ay kaldıktan sonra çok bunaldım. Evin baskıcı tutumu beni sıktı. Bu nedenle ayrılmak istedim ve dayımın hanımı bana Fatih'deki … yurdu müdürünün akrabası olduğunu, onun vasıtası ile yer ayarlayabileceğini söyledi. Onun vasıtası ile Fatih'e gittik. Fatih'deki yurt beni Bayrampaşa'ya yönlendirdi. Bayrampaşa'daki … yurdu ile yaptığm görüşmede mutabık kalınca bu yurtta kalmaya karar verdim ve 2. sınıfın sonuna kadar yaklaşık 1,5 sene bu yurtta kaldm. 3. sınıfta lise döneminde gittiğim dershanenin felsefe hocası olan ...'nın oğlu olan İTÜ'yü o yıl kazanan … ile birlikte kalmaya karar verdim. Birlikte Beşiktaş Türkali semtinde ev tuttuk. Bu evin cemaat ile ilgisi yoktu, Üniversiteyi bu evde kalarak tamamladım. 1999 yılında mezun olduktan sonra Tokat'a gelerek avukatlık stajımı başlattım. Bu arada 2000 yılında yapılan hakimlik snavına hazrlandım, ancak kazanamadım. 2000 yılı Kasım ayında avukatlık stajım bittikten sonra askere gittim. Kısa dönem askerliğim bittikten sonra 2001 yılı Temmuz ayından itibaren İstanbul'a serbest avukatlık yapmaya gittim. Baro kaydımı İstanbul Barosuna aldırarak şu an … milletvekili olan avukat …'nin yanında yaklaşık 4-5 ay çalıştım. Daha sonra … isimli avukatın yanında yaklaşık 1 yıl çalıştım. Akabinde Koyulhisar'dan ilkokul arkadaşım olan daha sonra avukat olan … ile birlikte Şişli'de bir büro tutarak yaklaşık 4 yıl onunla birlikte büro arkadaşlığı yaptım. Daha sonra anlaşamayıp ayrıldık. Daha önce …'nin yanında iken tanıştığım ve sonradan kendi bürosunu açan … ve birlikte çalıştığı …'nin bürosunda masraf ortağı olarak serbest avukatlık yapmaya başladım. Burada kendi dosyalarıma bakıyordum. Burada çalışırken büro arkadaşlarının teklifi ve daveti ile birkaç kez FETÖ/PDY müzahir olduğunu sonradan öğrendiğim … isimli derneğin sosyal etkinliklerine istemeyerek de olsa katıldım. Zira aynı büroda masraf ortağı idik ve arkadaşlık gereği onları kıramadım. Katıldığım organizasyonlara da parasını ödeyerek katıldm.<br> Bu süreçte 2002 yılı Eylül ayında … isimli asker arkadaşımın nişanlısının ev arkadaşı olan ve o dönem Atatürk Üniversitesinde İngilizce öğretmenliği okuyan şu anki eşimle onlar aracılığı ile tanıştım ve evlendim. 2011 yılından itibaren avukatlık mesleğinden hâkim adaylığına geçiş sınavları açılmaya başlayınca ben avukatlık yaparken aynı zamanda kendi evimde sınavlara hazırlanmaya başladım. Girdiğim ilk avukatıktan geçiş snavı olan 6 Mayıs 2012 tarihli sınavı kazanamadım. Eylül 2013 tarihinde yapılan avukatlıktan geçiş sınavını kazandım. Snavı kazandıktan sonra avukatlık bürosundaki işlerimi dağıttım. Mülakat sürecinde … Cemiyetine mensup avukat … vasıtası ile Ankara Ulus'daki … Cemiyeti sorumlusu … hocaya ulaştım ve onun kanalı ile ismimi mülakat heyet başkanna bir şekilde ulaştırdım. Yazılı sınavı kazanmamda ve mülakati geçmemde FETÖ/PDY örgütünün kesinlikle bir katkısı olmadı.<br> 2014 yılı Şubat ayında Ankara hâkim adayı olarak staja başladım. Staja başladığımda Akademinin yurdunda yer yoktu ve bana yurt çıkmadı. Bu nedenle kalacak yer sorunum vardı. Üniversiteden sınıf arkadaşım olan ve benimle aynı dönem hâkimliği kazanan … bana benim kaldığım evde kalabilirsin dedi. Nerede kaldığını sorunca daha önce hakim adayı olan arkadaşların boşalttığı bir ev var iki arkadaş ile birlikte orada kalıyorum sen de gel deyince ben de kabul ederek şu an açık adresini bilmediğim Gölbaşında eşyalı bir eve gittim. Bu evde ben ve ...'nin dışında orada İstanbul'da avukatlık yaptıkları halde daha önce hiç tanışmadığm ve ilk kez o evde tanıştığım … ve … isimli kişiler vardı. Toplam 4 kişi o evde kalmaya başladık. Ben evde kalmaya başladıktan birkaç gün sonra bu evde kalanların yoğun şekilde 17-25 Aralık operasyonlarını destekleyen ve hükümeti eleştiren söylemlerini duyunca evin FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğunu anladım, ancak o an çıkacak yerim olmadığı için evden hemen ayrılmadım. O evde kaldığm yaklaşık 2-3 haftalık süre boyunca evde kalan arkadaşların hükümete yönelik yoğun şekilde eleştirilerine tepkisiz kalıp onlarla birlikte hareket ediyor olarak gözükmeyince beni eve davet eden … isimli arkadaşım bana "arkadaşlar senin tepkisizliğinden rahatsızlar" diye söyleyince ben de evden ayrılmaya karar verdim ve şansım o ki bu kararımdan çok kısa bir süre sonra Akademi yurdunda boşalma olduğu bana söylendi ve ben yurda yerleştim ve bu arkadaşlar ile bir daha asla görüşmedim. Sadece …ile karşılaştığımızda selamlaşıyorduk. Toplamda bu evde 2 ya da 3 hafta kalmışımdır. Akademi sürecini Akademinin yurdunda kalarak tamamladım.<br> Lüzum üzerine soruldu: Ben bu evde kalırken evde kalan arkadaşlar dışında bu eve bizim dönem hâkim adayı olan … ile şu an soy ismini hatırlayamadığm ... isimli biri misafir amaçlı gelmiş idi. Onun haricinde gelen olmadı diye hatırlıyorum. Ayrıca bunun dışında yapıya ait başka ev olup olmadığı hususunda bilgim yoktur.<br>2014 yılı Ekim ayında kura kararnamesi ile Mardin hakimi olarak atandım. Mardin'de 2014 HSYK seçimleri sonrası göreve başladığımdan saflar çok net olarak ayrılmıştı. Bir tarafta FETÖ/PDY müzahir ve seçimlerde bu yapının adaylarını destekleyen hakim savcılar diğer tarafta ise devletçi Yargıda Birlik Platformunu destekleyen hakim savcılar vardı. Ben göreve başladığımda Paralel yapı mensubu hâkim savcılar benimle ilgi alaka kurmak istediler. Ancak o tarihteki hükümet aleyhtarı söylemlerine benim iştirak etmemem, tersine "hırsızlık sadece akçeli işlerde olmuyor, soru çalmak da hırsızlıktır." gibi söylemlerde bulunmam nedeniyle benden uzaklaştılar ve bana cephe aldılar. Şöyle ki paralel yapıya müzahir hakim ve savcıların yönlendirmesi ile yapıya mensup katip ve mübaşirler üzerinden bir bayan vasıta kılınarak tarafıma iftira atılmak istendi ve yıpratma politikasına girildi. Bu konuyu çok ayrıntılı anlatmak istemiyorum. Çünkü bu konu benim psikolojimi yıprattı. Bu nedenle psikolojik tedavi de gördüm. Konunun ayrıntısını zaten Başsavcımız … ve Komisyon Başkanmız … ile yapıya mensup olmayan diğer hâkim savcılar biliyor.<br> Tanık söz alarak; Ben üniversite döneminde 1. sınıfın ilk döneminde yapıya ait yurt ve evde kalmam ve adaylık döneminde yaklaşık 2-3 hafta yapıya ait evde kalmam dışında FETÖ/PDY ile hiçbir irtibatım olmadı. Zaten konaklama amacı ile zorunluuk sebebiyle kalmıştım. 17-25 Aralık sonrası değil yapıyla bağımın olması yapıya karşı mücadele ettim dedi.<br>Tanıktan bugüne kadar tanıdığı FETÖ/PDY bağlantılı kişiler soruldu;<br>...<br>…: Ben Mardin de görev yaparken ilgili de orada Cumhuriyet savcısı olarak görevli idi. Tavır davranış ve söylemleri itibariyle FETÖ/PDY mensubu olduğunu açıkça hissettiriyordu. Sürekli paralel yapı mensubu kişilerle birlikte hareket ediyordu.<br> ...: Ben Mardin de görev yaparken ilgili de orada hâkim olarak görevli idi. Tavır davranış ve söylemleri itibariyle FETÖ/PDY mensubu olduğunu açıkça hissettiriyordu. Sürekli paralel yapı mensubu kişilerle birlikte hareket ediyordu.<br> …: Ben Mardin de görev yaparken ilgili de orada hâkim olarak görevli idi. Tavır davranış ve söylemleri itibariyle FETÖ/PDY mensubu olduğunu açıkça hissettiriyordu. Sürekli paralel yapı mensubu kişilerle birlikte hareket ediyordu. Özellikle bir seferinde cep telefonundaki Cizre'deki hendek operasyonlarında öldüğünü iddia ettiği bir çocuğun fotoğrafını göstererek devlet çocuk öldürüyor diye adliye içerisinde diğer meslektaşlara devlet aleyhine propaganda yapıyordu.<br> …: Ben Mardin de görev yaparken ilgili de orada hâkim olarak görevli idi. Tavır davranış ve söylemleri itibariyle FETÖ/PDY mensubu olduğunu açıkça hissettiriyordu. Sürekli paralel yapı mensubu kişilerle birlikte hareket ediyordu.<br> …: Ben Mardin de görev yaparken ilgili de orada hâkim olarak görevli idi. Tavır davranış ve söylemleri itibariyle FETÖ/PDY mensubu olduğunu açıkça hissettiriyordu. Sürekli paralel yapı mensubu kişilerle birlikte hareket ediyordu.<br> …: Ben Mardin de görev yaparken ilgili de orada hâkim olarak görevli idi. Aynı mahkemede birlikte çalıştık. Sürekli paralel yapı mensubu kişilerle birlikte hareket ediyordu. Seçim döneminde Mardin adliyesine gelen FETÖ/PDY mensubu HSYK adaylarının dünyasına da ahiretine de kefilim diyerek onların reklamını yaptığı adliye içinde konuşuluyordu.<br> …: Ben Mardin de görev yaparken ilgili de orada hâkim olarak görevli idi. Tavır davranış ve söylemleri itibariyle FETÖ/PDY mensubu olduğunu açıkça hissettiriyordu. Sürekli paralel yapı mensubu kişilerle birlikte hareket ediyordu. Duruşma sırasında sanıklara "siz böyle koyun gibi olursanız güdülmeye mahkumsunuz" gibi söylemlerde bulunarak onlar üzerinden dahi devlet eleştirisi yaptığı adliye içerisinde konuşuluyordu.<br>…: Ben Mardin de görev yaparken ilgili de orada hâkim olarak görevli idi. Tavır davranış ve söylemleri itibariyle FETÖ/PDY mensubu olduğunu açıkça hissettiriyordu. Sürekli paralel yapı mensubu kişilerle birlikte hareket ediyordu.<br>…: Ben Mardin de görev yaparken ilgili de orada hâkim olarak görevli idi. Samimi değildik. FETÖ/PDY mensubu söylemlerine şahit olmadım. Ancak sürekli paralel yapı mensubu kişilerle birlikte hareket ediyordu. Bunun haricinde kişi ile ilgili bir bilgim yoktur.<br>…: Ben Mardin de görev yaparken ilgili de orada hâkim olarak görevli idi. Tavır davranış ve söylemleri itibariyle FETÖ/PDY mensubu olduğunu açıkça hissettiriyordu. Sürekli paralel yapı mensubu kişilerle birlikte hareket ediyordu.<br>…: Ben Mardin de görev yaparken ilgili de orada hâkim olarak görevli idi. Tavır davranış ve söylemleri itibariyle FETÖ/PDY mensubu olduğunu açıkça hissettiriyordu. Sürekli paralel yapı mensubu kişilerle birlikte hareket ediyordu.<br>…: Ben Mardin de görev yaparken ilgili de orada hâkim olarak görevli idi. Tavır davranış ve söylemleri itibariyle FETÖ/PDY mensubu olduğunu açıkça hissettiriyordu. Sürekli paralel yapı mensubu kişilerle birlikte hareket ediyordu.<br>…: Ben Mardin de görev yaparken ilgili de orada hâkim olarak görevli idi. Tavır davranış ve söylemleri itibariyle FETÖ/PDY mensubu olduğunu açıkça hissettiriyordu. Sürekli paralel yapı mensubu kişilerle birlikte hareket ediyordu.<br>…: Ben Mardin de görev yaparken ilgili de orada hâkim olarak görevli idi. Tavır davranış ve söylemleri itibariyle FETÖ/PDY mensubu olduğunu açıkça hissettiriyordu. Sürekli paralel yapı mensubu kişilerle birlikte hareket ediyordu.<br>Bildiklerimi tüm samimiyetim ile anlattım. Söyleyeceklerim bunlardan ibarettir."<br>Yargı mensubu olarak görev yapan … isimli şahsın HSK Müfettişlerince alınan ifadesine ilişkin yukarıda yer verilen tanık ifade tutanağı incelendiğinde, … isimli şahsın ifadesinde; kendisinin Üniversite ve Akademi döneminde bilmeden FETÖ/PDY örgütüne ait yurt ve evlerde kısa süreliğine kaldığını, 2014 yılı Ekim ayında kura kararnamesi ile Mardin hakimi olarak atandığını, 2014 yılı HSYK seçimleri sonrası göreve başladığını, safların çok net olarak ayrıldığını, bir tarafta FETÖ/PDY örgütüne müzahir ve seçimlerde bu yapının adaylarını destekleyen hakim ve savcıların, diğer tarafta ise devletçi, Yargıda Birlik Platformunu destekleyen hakim ve savcıların olduğunu, göreve başladığında Paralel yapı mensubu hâkim ve savcıların kendisiyle ilgi, alaka kurmak istediklerini, ancak o tarihteki hükümet aleyhtarı söylemlerine iştirak etmemesi ve tersine söylemlerde bulunması nedeniyle kendisinden uzaklaştıklarını ve kendisine karşı cephe aldıklarını beyan ettiği, Müfettişlerce bugüne kadar tanıdığı FETÖ/PDY bağlantılı kişiler sorulduğunda ise, o dönem Mardin ilinde görev yapan, davacının da içinde yer aldığı hakim ve savcılar için "Tavır davranış ve söylemleri itibariyle FETÖ/PDY mensubu olduğunu açıkça hissettiriyordu. Sürekli paralel yapı mensubu kişilerle birlikte hareket ediyordu." şeklinde ifadeye yer verildiği, bazı hakim ve savcılar için bu ifadeye ek olarak somut bilgiler yer alırken, davacı hakkında ifade içeriğinde herhangi somut bir bilginin yer almadığı görülmüştür.<br>Öte yandan, Kurulumuzun 02/02/2023 tarihli ara kararı ile, davalı idare tarafından, davacı hakkında FETÖ/PDY terör örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen Hakimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin … esas (Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin … sayılı dosyası) sayılı soruşturma dosyasında, Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile davacıyla ilgili verilmiş bir meslekten çıkarma kararının bulunduğu ve kararın kesinleşmesi nedeniyle yeniden karar verilmesine yer olmadığına yönelik karar verildiğinin belirtildiği, ancak bu soruşturma kapsamında davacıya ilişkin elde edilen bilgi ve belgelerin dava dosyasına sunulmadığı görüldüğünden, anılan soruşturma dosyasında davacı hakkında yer alan tüm bilgi ve belgelerin dava dosyasına sunulmasının istenilmesi üzerine, davalı idarece cevaben dava dosyasına sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu ortaya koyacak nitelikte başkaca herhangi bir bilgi ve belgenin mevcut olmadığı anlaşılmıştır.<br>Netice itibarıyla, başka delillerle de desteklenmemesi ve davacı hakkında somut herhangi bir bilgi vermemesi nedeniyle S.Y. isimli tanığın beyanı, Kurulumuzca da davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmemiştir.<br>Daire kararının diğer kısımları ise Kurulumuzca aynen benimsenmiştir.<br>Bu durumda, temyizen incelenen karara, yukarıda yer verilen gerekçenin eklenmesi suretiyle, iptal ve kabul yolundaki Daire kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik görülmemiştir.<br><br>KARAR SONUCU:<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. Davalı idarenin temyiz isteminin reddine,<br>2. Dava konusu işlemlerin iptaline, yoksun kalınan parasal haklarının davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 19/11/2021 tarih ve E:2016/57445, K:2021/3842 sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA,<br>3. Kesin olarak, 19/06/2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.<br><br>KARŞI OY <br><br>X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden;<br>İNCELEME VE GEREKÇE:<br>MADDİ OLAY : <br>Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.<br>Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.<br>MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.<br>23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.<br>Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararıyla reddedilmiştir.<br>Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.<br>Öte yandan, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan açılan ceza soruşturması sonucunda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının … tarih ve Sor. No:…, K:… sayılı kararıyla kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiş ve anılan karar 18/07/2019 tarihinde kesinleşmiştir.<br><br>İLGİLİ MEVZUAT :<br> Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.<br>Anayasa'nın 5. maddesinde: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."; 6. maddesinde: “(1) Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. (2) Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. (3) Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz."; 9. maddesinde: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."; 13. maddesinde: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."; 14. maddesinde: "(1) Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. (2) Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..."; dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesinde: "(1) Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. (2) Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."; 20. maddesinin birinci fıkrasında: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz."; 36. maddesinde: "(1) Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. (2) Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."; 138. maddesinin birinci fıkrasında: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler."; 139. maddesinde: "(1) Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. (2) Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır."; 140. maddesinin ikinci fıkrasında: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler."; 159. maddesinin birinci fıkrasında: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar."; aynı maddenin sekizinci fıkrasında: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..." hükümlerine yer verilmiştir.<br>AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrasında: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."; 8. maddesinde: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. <br>Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir."; 15. maddesinde: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.<br>Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.<br>Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir." hükümleri yer almıştır.<br> 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında: "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir."; üçüncü fıkrasında: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır."; aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrasında: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. ..." hükümlerine yer verilmiştir.<br><br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:<br> 1) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği<br>Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.<br>Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.<br>667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir. <br>Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.<br>Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.<br>Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.<br>Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.<br> <br>2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi<br>Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.<br>Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de, bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemlerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.<br>Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür.<br>Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında açılan ceza soruşturmasında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır. <br>Bu durumda, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılan ceza soruşturması sonucunda, kamu davası açılması için yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır. <br><br>a) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanı<br> Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan ...'ye ait, HSK Müfettişliğince düzenlenen 13/04/2017 tarihli tanık ifade tutanağında şu ifadelere yer verilmiştir:<br>"…: Ben Mardin de görev yaparken ilgili de orada hâkim olarak görevli idi. Tavır davranış ve söylemleri itibariyle FETÖ/PDY mensubu olduğunu açıkça hissettiriyordu. Sürekli paralel yapı mensubu kişilerle birlikte hareket ediyordu."<br> Davacı tarafından, … isimli tanığın meslekten çıkarma tarihinden yaklaşık bir yıl sonra HSK Müfettişlerince alınan ifade tutanağının hukuki dayanaktan yoksun olduğu, tanığın ifadesinde o dönem Mardin Adliyesinde görev yapan tutanakta ismi geçen hakim ve savcıların isimlerini verdiği, ismini verdiği hakim ve savcıların, davranış ve söylemleri itibarıyla FETÖ/PDY mensubu olduklarını hissettiğini ifade ettiği, tanığın asılsız ve mesnetsiz olan bu ifadesinin adli ve idari anlamda şahsının FETÖ/PDY örgütü ile bağlantısını ortaya koyacak nitelikte somut olmadığı, hukukta sonradan delil üretilemeyeceği, kendisi bu yapının içinde bulunmuş bir kişinin genel geçer, soyut, her hakim savcı için aynı mahiyetteki ifadesinin kabul edilebilir olmadığı, şahsını mağdur eden ancak kendisi halen görevde bulunan tanığın ifadesinin hukuki bir değer taşımadığı, tanığın gerek adli yönden suçtan ve cezadan, gerekse idari yönden meslekten çıkarma yaptırımından kurtulmak adına şahsına iftira attığı, tanığın yeminsiz alınan ifadesinin hukuki bir delil olmadığı, ayrıca tanığın bu yapıdan insanlarla birlikte hareket ediyorlardı şeklindeki beyanlarının da kişisel düşünceden ibaret olduğu, zira Mardin ilinde gezdiği ve görüştüğü kişilerin, fikir ve görüş ayrımı gözetmeksizin sosyal ve mesleki nezaket kuralları çerçevesinde tüm hakim ve savcılar olduğu, konuşup görüştüğü kişilerin FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olup olmadıklarını bilmelerinin mümkün olmadığı, görüşüp konuştukları arasında tanığın da bulunduğu, tanığın 2014 HSK seçimlerinden sonra mesleğe başlamış olması sebebiyle seçimlerde oy kullanmadığı, lojmanda dahi kalmadığı, kişisel ve yanılgılı olarak yorumda bulunduğu, FETÖ/PDY örgütü mensubu kişilerle birlikte hareket ettiğini belirtmesine karşın bu kişilerin kim olduğunu, yer, zaman ve eylem olarak açıklayamadığı ileri sürülmektedir.<br> Bu durumda, davacının FETÖ mensubu olduğuna, örgüt mensuplarıyla birlikte hareket ettiğine ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifade ile davacının bu ifadeye karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.<br><br>3) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi<br> Dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.<br>Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.<br>Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.<br>Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike"nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.<br>Bu itibarla, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.<br><br>4) Sonuç olarak<br> Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.<br> Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi isteminin de reddi gerekmektedir.<br>Bu itibarla, dava konusu işlemlerin iptali ve davacının bu işlemler nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi isteminin kabulü yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. <br>Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile temyize konu kararın bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.</font></p></body></html>

atama