<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2021/1050 E.  ,  2023/520 K.</font></b><ul><li style="font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold"></li></ul><ul style="list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12"></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br> D A N I Ş T A Y<br>İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU<br>Esas No : 2021/1050<br>Karar No : 2023/520 <br><br>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …<br><br>KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurulu<br>VEKİLİ : Av. …<br><br>İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 26/10/2020 tarih ve E:2016/57834, K:2020/4714 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile irtibat ve iltisakının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve … sayılı kararı ile yine aynı Kurulun … tarih ve … sayılı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararının iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının dava konusu meslekten çıkarma kararının tesis edildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. ve 10. maddelerinin Anayasa'ya aykırı olduğundan bahisle iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurulması istenilmiştir.<br>Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 26/10/2020 tarih ve E:2016/57834, K:2020/4714 sayılı kararıyla;<br> Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun'un) 3. maddesi ile ilgili Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmeyerek, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun'un) 10. maddesinin ise Anayasa Mahkemesinin 24/07/2019 tarih ve E:2016/205, K:2019/63 sayılı kararı ile iptaline karar verildiğinin görüldüğü belirtilerek işin esasına geçilmiş; "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,<br>Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; <br>... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan davacı hakkında beraat kararı verildiği, davacının terör örgütüne üyelik suçundan beraat etmiş olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Daireleri tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığının da bulunmadığı,<br><br>Davacı hakkındaki tanık beyanı yönünden, davacının örgütün içinde yer aldığına yönelik ifade ile davacının bu ifadeye karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı,<br>YARSAV üyeliği yönünden, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek, davacının YARSAV üyeliğinin FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğunun değerlendirildiği,<br>Diğer hususlar yönünden, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün HSK'da etkin olduğu dönemde Vergi Mahkemesi Başkanı (Trabzon) olarak görevlendirilmesinin diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varıldığı belirtilerek,<br>Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu kararlarla özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği,<br> Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının dava konusu meslekten çıkarma kararının tesis edildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.<br> <br>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, davalı idarenin sunduğu delillerin çürütülmüş olmasına rağmen karar gerekçesinde beyanları kusurlandırılmadığından gerekçe hakkının ihlal edildiği; tanık R.M.'nin savcılık ifadesindeki soyut düşüncelerinin ceza yargılaması sırasında da sürdüğü, bir kişinin görgü ve duyumu dahi olmayan düşünceleri ile meslek hayatının sonlandırıldığı; ailesinin Ankara ilinde ikamet etmesi dolayısıyla hâkim adaylığının Ankara'da gerçekleştiği, hakkındaki idari işlemin etkin olarak yapılmış bir soruşturmaya dayanmadığı; idari yargının, ceza mahkemesi kararı ile bağlı olmamasının, delillerin somut temellere dayanmamasını gerektirmediği, "masumiyet karinesini" ortadan kaldırıcı mahiyette delil değerlendirilmesi yapılmasının haklı olmadığı; bahsi geçen yargı mensubunun beyanlarından hareketle, Ankara grubu olarak isimlendirilen ve isminin de yer aldığı eski yargı mensuplarından oluşturulan 50 kişilik bir listenin bulunduğu, bu sayının dönemdeki hâkim adaylarının yarısından fazlasına tekabül ettiği, iki yıllık staj eğitimi boyunca R.M. ile gerek aynı staj biriminde (mahkeme, Danıştay, eğitim merkezi) gerekse de sosyal hiçbir ortamda bulunmadığı, 2006 yılında kura kararnamesi ile atandıktan sonra kendisini hiçbir ortamda görmediği, herhangi bir iletişiminin olmadığı; tanığın, ceza yargılamasında da kendisine neden bu kategoride yer verdiğine yönelik savcılık ve mahkeme heyetinin sorularını cevaplayamadığı; davalı idarece şahıs beyanının gerçekliği araştırılmadan, bu iddiaya yönelik ve dava konusu işleme yönelik beyanı ve savunması alınmadan dava konusu işleme delil olarak sunulmasının adil yargılanma ilkesine aykırı olduğu; destekleyici unsurlar yönünden itirazlarının, asli unsurun bozulması ile herhangi bir anlam ifade etmeyeceği; YARSAV üyeliğinin gerekçesi ve üyelik sürecinde hiçbir işlem yapmadığı, karar gerekçesinde bu delilin destekleyici unsur olduğunun belirtildiği, üye olduğu döneme bakıldığında sayıca en az üye olunan dönemlerden birine isabet ettiğinin görüleceği, bu durumun, başlı başına tercihinin bireysel düşüncelerden kaynakladığını gösterdiği, ilk üyelik aidatı haricinde yıllık aidatlarını ödemediği, herhangi bir organizasyonunda hiçbir şekilde yer almadığı, kurul toplantılarına veya organ seçimlerine ilişkin hiçbir seçimde oy kullanmadığı, YARSAV'ın bütün üyeleri hakkında aynı yaptırım uygulanmadığı; ailesinin Ankara ilinde olması nedeniyle atama talebini sözlü olarak dönemin kurul üyesine İstanbul'daki kurul toplantısında ilettiği, ancak Van ilindeki deprem nedeniyle yargı mensuplarının çoğunlukla tayin talebinde bulunması sebebiyle bu ilde ihtiyaç olduğunun ifade edildiği, hakkındaki tasarrufun bir ihtiyaç giderimi olarak görüldüğünden öte bu hususta bir savunma yapmasının mümkün olmadığı; aynı dönemde unvanlı göreve atanıp ihraç edilmeyenlerle arasındaki farkın ne olduğunun karar gerekçesinde belirtilmediği; Trabzon Vergi Mahkemesi Başkanlığından Mersin Vergi Mahkemesi üyeliğine atanma kararına kurul nezdinde itiraz etmediği, talebi olmayan atama kararında T.G.'nin muhalif kalmasının gerekçesinin tarafınca bilinmesinin mümkün olmadığı, ihraç edilmiş İ.O.'nun bu kararda çoğunlukta kalmasının bir çelişki olduğu; çelişkili delillerin kabulünü gerekli kılan bir emarenin bulunmadığı, meslekten ihraç işleminin hem de bir terör örgütüyle irtibatlı olma gibi bir gerekçe ile yapılması toplum nezdindeki masumiyet karinesini ortadan kaldıracak sonuçları olacağından, bir tür ceza mahiyetinde olan bu idari işlemde ceza hukukuna hâkim olan "şüpheden sanık yararlanır" ilkesinin işletilmesi gerektiği; hakkındaki suçlamaları öğrenip bu konuda karşı görüşlerini hazırlayıp sunamadan, tanık dinletebilme hakkı sağlanmadan kamu görevinden çıkarılmanın kabul edilebilir olmadığı, silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkelerinin gereklerine uyulmadığı ileri sürülmektedir.<br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra; davacının duruşma istemi 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca yerinde, Anayasaya aykırılık iddiası ise ciddi görülmeyerek işin esası incelendi, gereği görüşüldü:<br><br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME :<br>Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;<br>"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,<br> b) Hukuka aykırı karar verilmesi,<br> c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br>Davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve bu kararın kesinleştiği görülmüştür.<br>667 sayılı KHK uyarınca, hâkimlerin ve savcıların terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti bulunmasa da terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olmaları nedeniyle meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik işlem tesis edilebilmesi mümkündür. Nitekim dava konusu işlem de davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu gerekçesiyle tesis edilmiştir.<br>Anayasa Mahkemesi, 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamış, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamının yargı içtihatlarıyla belirlenebileceğini belirtmiştir. Bu kavramlar ile, kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterlidir.<br>Bu itibarla, davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan beraatine karar verilmiş ise de, ceza muhakemesinde terör örgütüne üye olma suçu yönünden delil olarak değerlendirilemeyecek bir kısım fiil ve davranışlar ile bunlara ilişkin bilgi ve belgeler, üstün bir kamu gücü olan yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari tedbir niteliğindeki işlemlerde terör örgütüne irtibat veya iltisakın sübut bulup bulmadığı yönünden örgüt üyeliğine göre farklı değerlendirilebilecektir.<br> Bu çerçevede, davacının terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik yargısal denetime ilişkin işbu dava dosyasında yer verilen tespitler birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna varıldığından bahisle verilen Danıştay Beşinci Dairesi kararı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br><br>KARAR SONUCU :<br>Açıklanan nedenlerle;<br>1. Davacının temyiz isteminin reddine,<br>2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 26/10/2020 tarih ve E:2016/57834, K:2020/4714 sayılı kararının ONANMASINA,<br>3. Adli yardım kararından dolayı ertelenmiş olan temyiz aşamasına ilişkin yargılama giderlerinin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davacıdan tahsili için Dairesince müzekkere yazılmasına,<br>4. Kesin olarak, 20/03/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.</font></p></body></html>

atama