<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2024/462 E.  ,  2024/2621 K.</font></b></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br> D A N I Ş T A Y<br>İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU<br>Esas No : 2024/462<br>Karar No : 2024/2621 <br><br>TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ...<br> 2-...<br> VEKİLLERİ: Av. ...<br><br>KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1-...<br> VEKİLİ: Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürü ...<br> 2- ... Kurulu Başkanlığı<br> VEKİLİ: Av. ...<br><br>İSTEMİN KONUSU : Danıştay Sekizinci Dairesinin 15/09/2023 tarih ve E:2021/2335, K:2023/3894 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: Boğaziçi Üniversitesinde Hukuk Fakültesi ve İletişim Fakültesi kurulmasına ilişkin 06/02/2021 tarih ve 31387 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 05/02/2021 tarih ve 3519 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı'nın iptali istenilmiştir.<br>Daire kararının özeti: Danıştay Sekizinci Dairesinin 15/09/2023 tarih ve E:2021/2335, K:2023/3894 sayılı kararıyla;<br> 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu'nun ek 30. maddesi ile tanınan yetkinin kullanılması suretiyle Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı olarak, Hukuk ve İletişim Fakültesi kurulmasına ilişkin dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı'nın, hukuk ve iletişim alanında, dil yetkinliğine sahip nitelikli insan gücü ihtiyacının karşılanması amacı taşıdığı, Anayasa'nın 130. maddesine ve yükseköğretim mevzuatımızın temel ilke ve gerekleri ile kamu yararına uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. <br> <br>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, Anayasa'nın 130/9 maddesi, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 5/f maddesi ve Üniversitelerde Akademik Teşkilat Yönetmeliği'nin 7. maddesinde fakültelerin kanunla kurulmasının emredici olarak kurala bağlandığı, Cumhurbaşkanlığı'na bu yönde planlama yapma ve strateji geliştirme ödevinin verildiği, 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu'nun 13. maddesinde Boğaziçi Üniversitesinin hangi fakülte ve birimlerden meydana geldiğinin açıkça yazılı olduğu, oysa 2809 sayılı Kanun'un ek 30. maddesine göre Cumhurbaşkanı Kararı ile fakültelerin kurulduğu, kanun koyucu tarafından 2547 sayılı Kanun'un 5/f maddesinde, 703 sayılı KHK ile yapılan değişiklik ile fakültelerin kanunla kurulma koşulu kaldırılabilecek iken, bu kuralın, yürürlükten kaldırılmadığı, sonraki kanun olarak uygulanması gerektiği, Anayasa'nın 104/17 maddesinde yer alan ‘’Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.’’ kuralı dikkate alındığında, fakülte kurulması konusunda, yasama organının düzenleme yetkisine sahip olduğu, Cumhurbaşkanı Kararı ile fakülte kurulamayacağı, Boğaziçi Üniversitesinde fakülte kuruluşunun ciddi ve uzun süreçler gerektirdiği, aksinin üniversitenin teamülleri ile oluşturduğu dengeyi altüst edeceği, 2547 sayılı Kanun'un 14. maddesi gereği, üniversitenin bütününü ilgilendiren hususlarda görüş oluşturmanın Üniversite Senatosunun görevi olduğu, bu kapsamda, Üniversite Senatosu tarafından konunun tüm yönleri ile tartışılması için komisyonlar kurulması, akademik birimlerden görüş toplaması ve raporlama yapılması gerektiği, bu süreçler izlenmeden kurulan dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.<br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idareler tarafından, Danıştay Sekizinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NUN DÜŞÜNCESİ : Dava konusu işlemin dayanağı olan 2809 sayılı Yasa'nın ek 30. maddesindeki düzenlemenin Anayasa'nın 130. maddesine aykırı olduğu, iptali için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiği; işin esasının incelenmesine gelince, yeni fakülte kurulması ile ilgili olarak üniversitenin akademik organlarının görüşüne başvurulmadığı, rektörün yazısı üzerine istemin yürütüldüğü, bu haliyle akademik ve bilimsel gerekliliklere uyulmadan işlem tesis edildiği görüldüğünden, dava konusu işlemin Anayasa'nın 130. maddesinde ifade edilen bilimsel özerklik ilkesine uygun olmadığı düşüncesiyle, davanın reddi yolundaki Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. <br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br>Üyeler...,..., ..., ... ve...'nun, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı ile kurulan fakültelerin davacının menfaatini etkilemediği, bu nedenle davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi gerektiği yolundaki usule ilişkin oylarına karşılık, davacının dava açma ehliyetinin bulunduğuna oyçokluğu ile karar verilerek işin esasına geçildi.<br><br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:<br> Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;<br> "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,<br> b) Hukuka aykırı karar verilmesi,<br> c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br>Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br><br>KARAR SONUCU:<br> Açıklanan nedenlerle;<br>1. Davacıların temyiz isteminin reddine,<br>2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Sekizinci Dairesinin 15/09/2023 tarih ve E:2021/2335, K:2023/3894 sayılı kararının ONANMASINA, <br>3. Kesin olarak, 05/11/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.<br> <br><br>KARŞI OY <br><br>X- Dava; Boğaziçi Üniversitesinde Hukuk Fakültesi ve İletişim Fakültesi kurulmasına ilişkin 06/02/2021 tarih ve 31387 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 05/02/2021 tarih ve 3519 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı'nın iptali istemiyle açılmıştır.<br>Boğaziçi Üniversitesinde öğretim elemanı olan davacılar tarafından; Anayasa'nın 130/9 maddesi, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 5/f maddesi ve Üniversitelerde Akademik Teşkilat Yönetmeliğinin 7. maddesinde fakültelerin kanunla kurulmasının emredici olarak kurala bağlandığı, Cumhurbaşkanlığı'na bu yönde planlama yapma ve strateji geliştirme ödevinin verildiği, 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu'nun 13. maddesinde Boğaziçi Üniversitesi'nin hangi fakülte ve birimlerden meydana geldiğinin açıkça yazılı olduğu, oysa 2809 sayılı Yasa'nın ek 30. maddesine göre Cumhurbaşkanı Kararı ile fakültelerin kurulduğu, 2547 sayılı Yasa'nın 5/f maddesinde, 703 sayılı KHK ile yapılan değişiklik ile fakültelerin kanunla kurulma koşulunu kaldırabilecekken, bu kuralın, yürürlükten kaldırılmadığı, sonraki kanun olarak uygulanması gerektiği, Anayasa'nın 104/17 maddesinde yer alan ‘’Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.’’ kuralı dikkate alındığında, fakülte kurulması konusunda, yasama organının düzenleme yetkisine sahip olduğu, Cumhurbaşkanı kararı ile fakülte kurulamayacağı, yeni fakülte kurulması için izlenmesi gereken yol izlenmeden, gerekli hazırlıklar yapılmadan, kadro oluşturulmadan ve alt yapı sağlanmadan, fakülte kurulduğu, yeni fakültelerin yerleşebileceği binaların olmadığı gibi, kampüslerin mevcut öğrenci yoğunluğunu kaldıramayacağı, Boğaziçi Üniversitesi'nde eğitimin entegre bir sisteme dayandığı, yani bir bölümün programında yer alan derslerin en az yarısının diğer bölüm ve fakültelerden karşılandığı, diğer bölüm ve fakültelerin, fakülte kuruluşu ile ilgili sorumlulukları incelemesi, görüş oluşturması ve planlamayı onaylaması gerektiği, bu nedenle Boğaziçi Üniversitesi'nde fakülte kuruluşunun ciddi ve uzun süreçler gerektirdiği, aksinin üniversitenin teamülleri ile oluşturduğu dengeyi altüst edeceği, ülke genelindeki hukuk fakülteleri dikkate alındığında, ansızın hukuk fakültesi ve iletişim fakültesi kurulmasında kamu yararı olmadığı öne sürülerek bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.<br>I- Dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı'nın dayanağı olan 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu'nun ek 30. maddesinin Anayasa'ya uygunluk yönünden değerlendirilmesi:<br>2809 sayılı Yasa'nın Ek 30. maddesinde, "Cumhurbaşkanı üniversitelere bağlı olarak fakülte, enstitü ve yüksekokul kurmaya, bu birimlerle ilgili olarak birleştirmeye, kapatmaya, bağlantı ve isim değişikliği yapmaya yetkilidir..." hükmüne yer verilmiştir.<br>1- 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 3. maddesinin (d) bendinde "Üniversite: Bilimsel özerkliğe ve kamu tüzel kişiliğine sahip yüksek düzeyde eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapan; fakülte, enstitü, yüksekokul ve benzeri kuruluş ve birimlerden oluşan bir yükseköğretim kurumudur." şeklinde tanımlanmakta; 2809 sayılı Yasa'nın 3. maddesinde de "Üniversite; fakülte, enstitü, yüksekokul, konservatuvar, meslek yüksekokulu, araştırma ve uygulama merkezi ve benzeri birimlerden oluşur." denilmektedir.<br>Anayasa'nın yükseköğretim kurumlarını düzenleyen 130. maddesinde, "Çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek amacı ile; ortaöğretime dayalı çeşitli düzeylerde eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek üzere çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversiteler Devlet tarafından kanunla kurulur. <br>Kanunda gösterilen usul ve esaslara göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından, Devletin gözetim ve denetimine tabi yükseköğretim kurumları kurulabilir.<br>Kanun, üniversitelerin ülke sathına dengeli bir biçimde yayılmasını gözetir.<br>Üniversiteler ile öğretim üyeleri ve yardımcıları serbestçe her türlü bilimsel araştırma ve yayında bulunabilirler. Ancak, bu yetki, Devletin varlığı ve bağımsızlığı ve milletin ve ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği aleyhinde faaliyette bulunma serbestliği vermez.<br>Üniversiteler ve bunlara bağlı birimler, Devletin gözetimi ve denetimi altında olup, güvenlik hizmetleri Devletçe sağlanır.<br>Kanunun belirlediği usul ve esaslara göre, rektörler Cumhurbaşkanınca, dekanlar ise Yükseköğretim Kurulunca seçilir ve atanır.<br>Üniversite yönetim ve denetim organları ile öğretim elemanları; Yükseköğretim Kurulunun veya üniversitelerin yetkili organlarının dışında kalan makamlarca her ne surette olursa olsun görevlerinden uzaklaştırılamazlar.<br>Üniversitelerin hazırladığı bütçeler; Yükseköğretim Kurulunca tetkik ve onaylandıktan sonra Millî Eğitim Bakanlığına sunulur ve genel ve katma bütçelerin bağlı olduğu esaslara uygun olarak işleme tâbi tutularak yürürlüğe konulur ve denetlenir.<br>Yükseköğretim kurumlarının kuruluş ve organları ile işleyişleri ve bunların seçimleri, görev, yetki ve sorumlulukları üniversiteler üzerinde Devletin gözetim ve denetim hakkını kullanma usulleri, öğretim elemanlarının görevleri, ünvanları, atama, yükselme ve emeklilikleri, öğretim elemanını yetiştirme, üniversitelerin ve öğretim elemanlarının kamu kuruluşları ve diğer kurumlar ile ilişkileri, öğretim düzeyleri ve süreleri, yükseköğretime giriş, devam ve alınacak harçlar, Devletin yapacağı yardımlar ile ilgili ilkeler, disiplin ve ceza işleri, malî işler, özlük hakları, öğretim elemanlarının uyacakları koşullar, üniversitelerarası ihtiyaçlara göre öğretim elemanlarının görevlendirilmesi, öğrenimin ve öğretimin hürriyet ve teminat içinde çağdaş bilim ve teknoloji gereklerine göre yürütülmesi, Yükseköğretim Kuruluna ve üniversitelere Devletin sağladığı malî kaynakların kullanılması kanunla düzenlenir.<br>Vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumları, malî ve idarî konuları dışındaki akademik çalışmaları, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden, Devlet eliyle kurulan yükseköğretim kurumları için Anayasada belirtilen hükümlere tâbidir." hükmü yer almaktadır.<br>Sözü geçen fıkralarda belirtildiği ve Anayasa Mahkemesinin 29/06/1992 tarih ve E:1991/21, K:1992/42 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, üniversitelerin yasayla kurulması herhangi bir ayrıklığa yer vermeyen kesin ve buyurucu nitelikte bir Anayasa kuralıdır. Üniversiteler fakülte, yüksekokul, enstitü ve buna benzer birimleriyle bir bütün oluşturduklarına göre "yasayla kurulma" ilkesinin sözü geçen birimleri de kapsadığında kuşkuya yer yoktur. Anılan birimlerden bir veya birkaçının ortaya çıkan gereksinimlere göre sonradan kurulmalarının 130. maddenin 1., 2. ve 3. fıkralarında ifadesini bulan ilkeye ayrıklık oluşturması olanaklı değildir. Anayasakoyucu "yasayla kurulma" ilkesini bütün durumlar için öngörmüştür.<br>Nitekim;<br>a- 2547 sayılı Yasa'nın, "Ana ilkeler” başlıklı 5. maddesinin 03/04/1991 tarih ve 3708 sayılı Yasa'nın 2. maddesiyle değişik (f) bendinde "Üniversiteler ile yüksek teknoloji enstitüleri ve bunlar içindeki fakülte, enstitü ve yüksekokullar, Cumhurbaşkanınca yapılan yükseköğretim planlaması çerçevesinde kanunla kurulur." hükmüne yer verilerek, bu konuda herhangi bir duraksamaya yer bırakılmamıştır.<br>b- 2547 sayılı Yasa'nın 17/08/1983 tarih ve 2880 sayılı Yasa'nın 3. maddesiyle değişik 7. maddesinin (d) bendinin (2). fıkrasıyla "Bir üniversite içinde fakülte, enstitü ve yüksekokul açılmasına, birleştirilmesi veya kapatılması ile ilgili olarak doğrudan veya üniversitelerden gelecek önerilere dayalı kararlar almak ve gereği için Milli Eğitim Bakanlığına sunmak" Yükseköğretim Kurulunun görevleri arasında sayılmıştır.<br>Üniversiteler, fakülteler, enstitüler ve yüksekokulların ancak bir yasa ile kurulabileceği; kuruluşla ilgili idari makamın Yükseköğretim Kurulu, bu konudaki kararının sunulacağı makamın ise Milli Eğitim Bakanlığı olduğu, adı geçen Bakanlığın TBMM ile Yükseköğretim Kurulu arasında bir köprü işlevi gördüğü, sonuçta bir yasal düzenlemeye gidileceği, bunun yolunun da belli olduğu bu nedenle 7. maddedeki "Milli Eğitim Bakanlığına sunmak” ifadesini bu çerçevede değerlendirmek gerektiği, 2880 sayılı Yasa'nın T.B.M.M.deki müzakarelerinde dönemin Milli Eğitim Bakanınca açıklıkla ifade edilmiştir.<br> c- Gerek 28/03/1983 tarih ve 2809 sayılı Yasayla gerekse değişik zamanlarda çıkarılan ve bu Yasa'nın kimi maddelerinde değişiklikler yapan örneğin, 18/06/1987 tarih ve 3389 sayılı ve 03/07/1992 tarih ve 3837 sayılı Yasalarla yeni fakülte, yüksekokullar veya enstitüler kurulması, adlarının değiştirilmesi veya birbirleriyle birleştirilmesi ya da bağlantılarının değiştirilmesi yoluna gidilmiştir.<br>d- Fakülte, enstitü ve yüksekokullar üniversitelerin temel öğeleri olduklarına ve üniversiteler bu birimlerle bir bütün oluşturduklarına göre bu birimlerin de, üniversiteler gibi yasayla kurulmaları, bu birimlerle ilgili olarak birleştirilmelerinin, kapatılmalarının, bağlantı ve isim değişikliklerinin yasayla yapılması Anayasanın 130. maddesinden kaynaklanan bir zorunluluk olduğundan, 2809 sayılı Yasa'nın ek 30. maddesindeki düzenlemenin Anayasa'nın 130. maddesine uygun düşmediği sonucuna varılmıştır.<br>2- Anayasa'nın 7. maddesi "Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez." kuralını koymaktadır.<br>Anayasa'nın yasakoyucuya bıraktığı alanların yasayla düzenlenmesi söz konusu kuralın zorunlu sonucudur. Anayasa Mahkemesinin 06/07/1993 tarih ve E:1993/5, K:1993/25 sayılı kararında şu değerlendirmelere yer verilmiştir: <br>" Anayasa'nın 7. maddesinde, yasama yetkisinin TBMM'nce kullanılacağı ve devredilemiyeceği kurala bağlanmıştır.<br>Bu kural karşısında, Anayasa'da yasayla düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi olanaklı değildir. Yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle, Anayasa'da öngörülen ayrık durumlar dışında, yasalarla düzenlenmemiş bir alanda, yasa ile yürütmeye genel nitelikte kural koyma yetkisi verilemez."<br>Anayasa'nın 130. maddesi, üniversiteleri buna bağlı olarak fakülte, enstitü ve yüksekokul gibi birimleri kurmak yetkisini, herhangi bir ayrık durum gözetmeden yasama organına vermiş olduğuna göre bu yetkinin Cumhurbaşkanına devrini öngören düzenleme, Anayasa'nın 7. maddesi ile Anayasa hükümlerinin bağlayıcılığına işaret eden ve yasaların Anayasa'ya aykırı olamayacağı kuralını getiren 11. maddesine açık aykırılık oluşturmaktadır.<br>3- Üniversiteler, Anayasa'nın 130. maddesinin birinci fıkrasına göre "kamu tüzel kişiliğine ve bilimsel özerkliğe" sahiptirler, <br>Anayasa Mahkemesinin 25/01/1994 tarih ve E:1993/25, K:1994/2 sayılı kararında da belirtildiği gibi "...Anayasa, bilimsel özerklik ilkesiyle üniversiteleri 2. maddesinde yer alan ana niteliklere sahip bir hukuk devletinin üniversitesine yaraşır biçimde öğretim, araştırma ve yayın konularını belirlemek ve yürütmek ve ilgilerini bu doğrultuda çalışmaya yöneltmek serbestliğine sahip kılmış bulunmaktadır.<br>Anayasa'nın 130. maddesinin birinci fıkrasında, üniversitelerin bilimsel özerkliğe sahip kamu tüzelkişileri olarak tanımlanması ve bunların ancak Devlet tarafından yasayla kurulabileceklerinin saptanması ile güdülen ereğin, siyasal çevrelerin, özellikle iktidarların ve ayrıca dağişik baskı gruplarının, üniversite çalışmalarıyla öğretim ve eğitimini etki altında tutabilme yolunu kapatmak ve bu çalışmaların bilimsel gerekler ve gereksinmelerden başka, herhangi bir dış etkiden uzak kalacak bir ortamda sürdürülmesini sağlamak olduğunda kuşku bulunmamaktadır... "<br> Cumhurbaşkanına üniversitelerin birimlerini oluşturan fakülte, enstitü ve yüksekokulları kurma ve kapatma yetkisi veren düzenleme bilimsel özerklik açısından ciddi sakıncalar yaratabileceği gibi usulde paralellik ilkesine de açıkça aykırıdır. Anılan birimler yasayla kurulduklarına göre kapatılmalarının da bir yasayla yapılması gerekeceği açıktır. Aynı esas, hiç kuşkusuz bu birimlerin birleştirilmeleri, kapatılmaları, bağlantı ve isim değişiklikleri için de geçerlidir.<br>Öte yandan, Anayasa'nın 130. maddesinin 7. fıkrasında "Üniversite yönetim ve denetim organları ile öğretim elemanları; Yükseköğretim Kurulunun veya üniversitelerin yetkili organlarının dışında kalan makamlarca her ne suretle olursa olsun görevlerinden uzaklaştırılamazlar." hükmünü taşımaktadır. Anayasa Mahkemesinin 30/05/1990 tarih ve E:1990/2, K:1990/10 sayılı kararında ayrıca vurgulandığı gibi "...Anayasanın 130. maddesi üniversite, çalışmalarını, eğitim ve öğretimin her türlü dış etkiden uzak, bilimin gerektirdiği yansız ve baskısız bir ortam içinde yapılmasını sağlayacak biçimde düzenlemiştir. Anayasa'da üniversiteler konusunda yasama organını bağlayan ilkeler ve hükümler 130. maddede de özel olarak belirtilmiştir. Bu ilkelere dayanılarak kurulan ve Devlet yapısıyla bilim kuruluşları içinde yer alan üniversiteye, Devletin herhangi bir yönetim kademesinin, bu kurumlarla bağdaşamayacak müdahaleler yapmasına ve böyle bir karışmaya olanak verecek yasal düzenlemelerde bulunulmasına yer yoktur..."<br> Yüksek Mahkemenin sözü geçen kararındaki gerekçeler Cumhurbaşkanına üniversitelerin belli birim ve/veya birimlerini kurmak ve yine bu birimleri kapatma yetkisi verilmesinin "bilimsel özerklik" ve "üniversitelerin kendi organları eliyle yönetilmesi" ilkelerine açık aykırılık oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Nitekim, 130. maddeye ilişkin gerekçede "Üniversitelerin, Devletin gözetimi ve denetimi altında, kendi organları eliyle yönetilmesi, öğretim üye ve yardımcılarının göreve alınmaları, yükseltilmeleri ve göreve son verilmesinin kendi organları tarafından yürütülmesi de bilimsel özerkliğin bir gereği olarak belirtilmiştir." denilmektedir.<br>Üniversitelerin, Anayasa'nın 123. maddesinde öngörülen ve bir bütün olduğu belirtilen "idare” içinde yer almış olması sonucu değiştirmemektedir. Üniversiteler, idare kapsamında yer almakla birlikte özel bir konumdadırlar ve diğer kamu tüzel kişilerine göre özelliği olan kuruluşlardır. Üniversitelerin kuruluş ve işleyişlerinde, eğitim ve öğretim faaliyetlerinde tabi olacakları yöntem ve ilkeler Anayasa kurallarıyla belirlenmiştir. Üniversiteler ve onları oluşturan birimler yasayla kurulup açıldıklarına göre kapatılmalarının da yine bir yasa ile yapılması Anayasal bir zorunluluk olarak gözükmektedir. Belirtilen Anayasa'ya aykırılık durumunun yanı sıra, kurma ve kapatma yetkisinin Yükseköğretim Kurulu'nun önerisi olsa bile, Cumhurbaşkanınca kullanılmasının, siyasi takdir ve tercihlere çok açık bir yön taşıması nedeniyle "bilimsel özerkliği" tehdit edici, eğitim ve öğretimi siyasallaştırıcı boyutu olduğu gözardı edilemeyecek bir husustur. <br>Bu nedenle, 2809 sayılı Yasa'nın dava konusu işlemin dayanağı olan ek 30. maddesinin ilgili kısmının iptali için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulması gerekmektedir.<br>II- Dava konusu işlemin esasının incelenmesine gelince:<br>Anayasa'nın 125. maddesinin 4. fıkrasının ilk cümlesinde yer aldığı ve 2577 sayılı Yasa'nın 2. maddesinde de açıkça ifade edildiği gibi idari işlemler üzerindeki yargısal denetim bu işlemlerin hukuka uygunluğunun saptanmasıyla sınırlıdır. İdarenin takdir yetkisinin denetimine yargı organları yönünden getirilen ve idari işlemlerin yalnızca hukuka uygunluk açısından denetlenebilecekleri biçiminde ifade edilen kural aynı zamanda idarenin takdir yetkisinin kullanılmasında uyması gereken sınırları da koymuş olmaktadır.<br>İdari faaliyetlerin temel ve ortak amacı kamu yararını gerçekleştirmektir. İdarenin bu amacı sağlamak için yapacağı işlem ve eylemlerin türünü, zamanını ve yöntemini belirlemekte sahip bulunduğu takdir yetkisinin sınırsız olmadığı ve yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden yargı denetimine tabi bulunduğu idare hukukunun bilinen ilkelerindendir.<br> Başka bir anlatımla, idarelerin belirli bir kamu hizmetinin etkili ve verimli bir biçimde yürütülmesi, kamu yararının daha somut bir biçimde ortaya konulması için birden çok seçenekten birisini tercihte takdir yetkisiyle donatıldıkları durumda idari yargı organlarının bu yetkisini hukuka uygun olarak kullandığının saptanması koşuluyla idareyi bu seçeneklerden birisini tercihe zorlayacak ya da belli bir yönde işlem veya eylem tesisine zorunlu kılacak biçimde yargı kararı vermeleri Anayasa ve 2577 sayılı Yasa'nın yukarıda belirtilen ilkeleriyle bağdaştırılamaz.<br>Ancak; idarelere, yaptıkları düzenlemelerde takdir yetkisi tanınmakla birlikte, bu yetkinin sınırsız kullanımı da söz konusu değildir. İdareler; eşitlik, kamu yararı, hizmet gerekleri, hak ve nesafet ilkelerine göre takdir yetkisini kullanmakla yükümlüdürler.<br>Kamu yararı kavramı, tüm devlet organlarının işlem ve eylemlerinin genel nitelikteki amacını ve aynı zamanda nedenini oluşturmakta, çeşitli hak ve özgürlükler açısından bir sınırlama nedeni niteliği de taşımakta olup, bu kavram genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. <br>Bu bağlamda, dava konusu işlemde sorunlu göründüğü düşünülen sebep ve amaç ögeleri yönünden inceleme yapma gereği doğmuştur.<br> Anayasa'nın 130. maddesinin 1. fıkrasında; "Çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek amacı ile; ortaöğretime dayalı çeşitli düzeylerde eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek üzere çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversiteler Devlet tarafından kanunla kurulur." hükmü yer almaktadır. <br> Anayasa Mahkemesinin 04/12/2010 tarih ve 27775 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 16/07/2010 tarih ve E:2010/29, K:2010/90 sayılı kararında; Anayasa'nın 130. maddesinde çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde milletin ve ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek amacı ile kurulan üniversitelerin kamu tüzelkişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip olduğu, öğretim üyeleri ve yardımcılarının serbestçe her türlü bilimsel araştırma ve yayında bulunabilecekleri belirtilmiş, madde gerekçesinde de, yasaya bırakılan konuların 'bilimsel özerklik' ilkesi göz önünde bulundurularak düzenlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Anayasa'da üniversitenin, bilimsel çalışmaların yapıldığı ve bilimin öğretildiği kurum olarak nitelendirilip bilimsel ve idari özerkliğe sahip kılınarak diğer kamu kurumlarından farklı değerlendirildiği tespitine yer verilmiştir. <br>İdareye tanınan takdir yetkisinin kamu yararı amacına ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılması zorunludur. Bu hususun, idarenin takdir yetkisi alanı içinde yaptığı işlemlerde hukuken geçerli nedenlere dayanılması ile sağlanacağı, idarenin gösterdiği sebeplerin yargı yerince tartışılacağı, idarenin gösterdiği sebeplerin yargı organınca uygun görülmemesi halinde maksat unsuru yönünden ya da maksat ve sebep unsuru yönünden aykırılık gerekçesiyle iptal edileceği, bir başka anlatımla; idarece işlem tesis gerekçesinin hukuken geçerli bir nedene dayandırılmaması halinde, işlemin tesisinde kamu yararı dışında başkaca bir amaçla hareket edildiği sonucuna ulaşılacağı, dolayısıyla buradaki sebep unsuru yönünden hukuka aykırılık durumunun, işlemi maksat unsuru yönünden sakatlayacağı açıktır. (Nuri Alan, Türk İdari Yargısında Yerindelik ve Takdir Yetkisinin Değerlendirilmesi, İdari Yargıda Son Gelişmeler Sempozyumu, (10-11-12 Haziran), Ankara, Danıştay Yayınları,1982, Sf.54-55-56)<br>2547 sayılı Yasa'nın "Ana İlkeler" başlıklı 5. maddesinin (h) bendine göre, yükseköğretim kurumlarının geliştirilmesi, verimlerinin artırılması, genişletilmesi ve bütün yurda yaygınlaştırılması amacına yönelik olarak yenilerinin açılması, öğretim elemanlarının yurt içinde ve dışında yetiştirilmeleri ve görevlendirilmeleri, üretim - insangücü- eğitim unsurları arasında dengenin sağlanması, yükseköğretime ayrılan kaynakların ve ihtisas gücünün dağılımı, milli eğitim politikası ve kalkınma planları ilke ve hedefleri doğrultusunda ülke, çevre ve uygulama alanı ihtiyaçlarının karşılanması, örgün, yaygın, sürekli ve açık eğitim - öğretimi de kapsayacak şekilde planlanır ve gerçekleştirilir.<br>Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı'nın resmi web sitesinden alınan verilere göre, Türkiye'de devlet ve vakıf üniversitesi olmak üzere toplam aktif ve pasif durumda bulunan doksan (90) hukuk fakültesinin bulunduğu, bu fakültelerde profesör, doçent, doktor öğretim üyesi, araştırma görevlisi toplam 4126 akademik personel olduğu, fakültelerde 16.469'u 2021/2022 eğitim öğretim dönemi yeni kayıt olmak üzere, 78.598 öğrencinin hukuk eğitimi aldığı; yine devlet ve vakıf üniversitesi olmak üzere aktif pasif altmış yedi (67) iletişim fakültesi bulunduğu, bu fakültelerde 15.425'i yeni kayıt olmak üzere toplam 68.033 öğrencinin eğitim gördüğü ve 1953 akademik personelin görev yaptığı görülmektedir.(Erişim: www.istatistik.yok.gov.tr. Erişim Tarihi: 23/11/2021) Ayrıca Türkiye'de 2019 yılı itibarıyla 82 hukuk fakültesinden 20'si kendisine hukukçu bir dekan bile bulamamıştır. Ne yazık ki, bu 20 hukuk fakültesi ilahiyatçı, ziraatçı, tıpçı, kimyacı gibi hukukçu olmayan dekanlar tarafından yönetilmektedir. (Kemal Gözler "Hoşgeldin Boğaziçi Hukuk!", Anayasa. Gen. Tr)<br>Yukarıda yer alan istatistiki veriler karşısında, dava konusu işlemde amaçlanan kamu yararı ve gözetilen hizmet gereklerinin davalı idarelerce ortaya konulamadığı, bu haliyle işlemin sebep ve amaç unsuru yönünden hukuka uygun olmadığı sonucuna varılmıştır.<br>Öte yandan; Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü'nün ...tarih ve ... ve ... sayılı yazıları ile üniversite bünyesinde hukuk fakültesi ve iletişim fakültesi kurulması yolundaki tekliflerin Cumhurbaşkanlığı'na iletildiği, anılan teklif yazılarında yabancı dil yeterliliğine sahip hukukçu ve iletişimci yetiştirilmesinin amaçlandığının ifade edildiği görülmektedir. <br>Burada, yeni fakülte kurulması ile ilgili olarak üniversitenin akademik organlarının herhangi bir görüşüne başvurulmadığı, sadece rektörün yazısı üzerine istemlerin yürütüldüğü, bu haliyle akademik ve bilimsel gerekliliklere uyulmadan işlem tesis edildiği görüldüğünden, bu durum hizmetin gereklerine uymadığı gibi Anayasa'nın 130. maddesinde zikredilen bilimsel özerklikle de bağdaşmamaktadır.<br>Ayrıca, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı'nın, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun "Ana İlkeler" başlıklı 5. maddesinin (h) bendinde yer alan; yükseköğretim kurumları ve bunların birimlerinin geliştirilmesi, verimlerinin artırılması, genişletilmesi ve bütün yurda yaygınlaştırılması amacına yönelik olarak yenilerinin açılmasının, milli eğitim politikası ve kalkınma planları ilke ve hedefleri doğrultusunda ülke, çevre ve uygulama alanı ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla planlanacağı ve geliştirileceği kuralına da aykırı olduğu kanaatine ulaşılmıştır.<br>Açıklanan nedenlerle, davacıların temyiz istemlerinin kabulü ile davanın reddi yolundaki Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum. <br> <br><br><br><br><br><br><br></font></p></body></html>

atama