<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/1114 E.  ,  2024/237 K.</font></b><ul><li style="font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold"></li></ul><ul style="list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12"></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br> D A N I Ş T A Y<br>İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU <br>Esas No : 2022/1114<br>Karar No : 2024/237<br><br>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … <br> VEKİLİ : Av. …<br><br> KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurulu<br> VEKİLİ : Av. …<br><br>İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 27/05/2021 tarih ve E:2016/57149, K:2021/1560 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin … tarih ve … sayılı kararının iptali ile yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi istenilmiştir.<br>Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 27/05/2021 tarih ve E:2016/57149, K:2021/1560 sayılı kararıyla;<br>Davalı idarenin usule ilişkin iddialarının yerinde, davacının 6749 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrası ile ilgili Anayasa'ya aykırılık iddiasının ise ciddi görülmediği,<br>"Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,<br>Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; <br>Davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve bu kararın henüz kesinleşmediği, davacının terör örgütüne üyelik suçundan beraat etmiş olmasının iltisak ve irtibat yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına engel oluşturmadığı gibi idari yargılama yönünden bağlayıcılığının da bulunmadığı,<br>Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının örgütün içinde yer aldığına yönelik ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı,<br>YARSAV üyeliği yönünden, davacının YARSAV üyeliğinin FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğunun değerlendirildiği,<br>Davacının FETÖ/PDY terör örgütünün Adalet Bakanlığında ve HSK'da etkin olduğu dönemde Mahkeme Başkanı olarak atanmasının, diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varıldığı belirtilerek,<br>Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu kararlarla özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği,<br>Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.<br><br>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Anayasa ve 2802 sayılı Kanun’da belirlenen usul ve güvenceler dikkate alınmadan, hakkında soruşturma açılıp savunması dahi alınmadan tesis edilen dava konusu işlemin açıkça hukuka aykırı olduğu, YARSAV Derneği'ne mesleki sorunların çözümünde fayda sağlayacağı düşüncesiyle üye olduğu, anılan Derneğe giriş aidatı dışında hiçbir ödeme yapmadığı ve Derneğin hiçbir organında görev almadığı, genel kurula katılmadığı ve oy kullanmadığı, aleyhe tanık beyanının, hiçbir görgü ve duyuma dayanmadığı, şahsi kanaat ve iftira niteliği taşıyan bu beyanın hükme esas alınamayacağı, hakkında açılan ceza davasında beraat kararı verildiği ve bu dava kapsamında dinlenen 6 tanığın da FETÖ/PDY terör örgütü ile herhangi bir ilişkisinin bulunmadığını beyan ettikleri, … Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı görevine mesleki kıdem, başarı ve tecrübesi dikkate alınarak atandığı, burada yürüttüğü 2 yıllık görevinin 1 yıldan az bir kısmında özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak çalıştığı, özel yetkili mahkemede görev almak istediği için tayin istemesi üzerine 2013 yılı ana kararnamesi ile … Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına atandığı, YARSAV Derneği üyeliği ile Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı görevlerine atanmasının iltisak ve irtibat ile ilişkilendirilemeyeceği, meslek hayatı boyunca demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal edecek hiçbir eyleminin olmadığı, dosyada böyle bir somut eyleminin de ortaya konulamadığı, adil yargılanma hakkı, savunma hakkı, özel hayata saygı hakkı, mülkiyet ve eğitim hakkı, masumiyet karinesi, yasaların geçmişe yürümezliği ilkesi, tarafsızlık ilkesi, çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkesi, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi, ayrımcılık yasağının ihlal edildiği, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.<br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … 'NİN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE:<br>MADDİ OLAY : <br>Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.<br>Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.<br>MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.<br>23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.<br>Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararıyla reddedilmiştir.<br>Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.<br>Öte yandan, davacı hakkında, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan açılan ceza davasında neticesinde, … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçunu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunun … Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararı ile esastan reddine karar verildiği, bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine ise Yargıtay … Ceza Dairesinin … tarih ve … , K:… sayılı kararı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.<br><br>İLGİLİ MEVZUAT :<br>1) Anayasa<br>Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.<br>Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."<br>Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.<br>Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.<br>Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz."<br>Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."<br>Anayasa’nın 13. maddesi: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."<br>Anayasa’nın 14. maddesi: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.<br><br>Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..."<br>Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.<br>Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."<br>Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz."<br>Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.<br>Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."<br>Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler."<br>Anayasa’nın 139. maddesi: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. <br> Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır."<br> Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler."<br> Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar."<br> Aynı maddenin sekizinci fıkrası: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..."<br>2) AİHS<br>AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."<br>AİHS'in 8. maddesi: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.<br>Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir."<br>AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.<br>Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.<br>Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."<br>3) Kanun<br> 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir."<br> Üçüncü fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır."<br> Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. ..."<br><br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:<br>1) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği<br>Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar hariç, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.<br>Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.<br>667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir. <br>Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.<br>Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.<br>Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.<br>Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.<br>2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi<br> İptal davaları idarî işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan davalardır. İdari işlem ise idarenin kamu gücü kullanarak tek taraflı olarak tesis ettiği hukuki sonuç doğuran işlemdir. İdareyi işlem yapmaya sevk eden maddi ve hukuki etkenler ise idari işlemin sebep unsurunu oluşturmaktadır. <br> Görülmekte olan davada davalı idareyi dava konusu işlemi yapmaya sevk eden maddi sebep ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesini temin etmektir. Hukuki sebep ise bunu gerçekleştirmek için Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmiş olması ve yine olağanüstü hal kapsamında alınan tedbirlere ilişkin çıkartılan ve 23/07/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'dir.<br> 667 sayılı KHK'nın 3. maddesinin 1. fıkrasının öngördüğü üzere terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca karar verilir hükmü gereğince davacı hakkında dava konusu işlem tesis edilmiştir.<br> Davacı hakkındaki terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönünde davalı idarece yapılan değerlendirmenin de kuşkusuz keyfiyetten uzak olması gerekir.<br> Diğer yandan, 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 11 inci maddesinin ikinci fıkrasıyla; "22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir." hükmü getirilerek söz konusu işlemler yargı denetimine açılmış ve ilgililere, davalı idarece haklarında bu çerçevede tesis edilen işlemlere karşı yargı yoluna başvurabilme imkanı tanınmıştır. <br> Bu kapsamda, dava konusu işlemin sebep unsuru yönünden hukuki denetiminin yapılabilmesi; bu değerlendirmeyi haklı kılan maddi sebeplerin yargılama esnasında davalı idarece somut şekilde ortaya konulmasına ve izah edilmesine bağlıdır. Bu konudaki yükümlülük, şüphesiz öncelikle dava konusu işlemi tesis eden davalı idareye aittir.<br> Her ne kadar dava konusu işlemin, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden sağlanması amacıyla tesis edilen "olağanüstü tedbir" niteliğinde olması nedeniyle anılan işlemin dayanağı olan deliller, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulmuş ise de; bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılarla iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun yargısal denetiminde dikkate alınabileceği tabiidir. Bu bağlamda davalı idarenin, tesis ettiği işlemin sebep unsurunu ortaya koyabilmek için bütün imkanlarını kullanarak (teftiş birimini harekete geçirmek suretiyle tanık dinlemek, sosyal çevre araştırması yaptırmak, Emniyet Genel Müdürlüğü birimlerince ve diğer kamu kurumlarınca yapılan tespitler ile tanık ifadelerinde yer verilen hususları değerlendirmek vb.) elde ettiği lehe ya da aleyhe delilleri sunması gerekir.<br> Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ilişkin bilgi ve belgeler aşağıda irdelenmiştir:<br>a) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları :<br>Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:<br>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.Ü., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10/04/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "Staj döneminden sonra eğitim merkezinde Eryaman'da tek başıma ev tuttum ve orada kaldım. 1999 yılının sonunda kura çekince Nevşehir Cumhuriyet Savcısı olarak atanınca şanssız bir şekilde sicillerimiz arka arkaya olan Z.Y. ile beraber ben de Nevşehir'e kura çektim. Orada hepimiz kuradan olan ben hariç herkes yapıya mensup idi. Bunlar M.K., H.E., Z.Y. ve ... idi." şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.<br>Davalı idarece; B.Ü. isimli şahsın yukarıda yer verilen beyanının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.<br>Davacı tarafından; bu ifadenin hiçbir görgü ve duyuma dayanmadığı, kişisel kanaat ve iftira niteliğini haiz olduğu, hakkında açılan ceza davasında ifade veren 6 tanığın beyanlarının bu şahsın ifadesini çürüttüğü, bu nedenle söz konusu beyanın hükme esas alınamayacağı belirtilmiştir.<br><br>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve yukarıda ifadesine yer verilen B.Ü. hakkında iftira suçundan açılan ceza soruşturması neticesinde verilen ve 09/08/2022 tarihinde kesinleşen, ... Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarih ve Soruşturma No: ... , Karar No: ... sayılı Karar Verilmesine Yer Olmadığına Dair Karar'da, B.Ü. tarafından dosyaya sunulan 25/03/2022 tarihli yazılı savunma dilekçesinde; "... Ankara C. Başsavcılığınca hakkında yürütülen FETÖ soruşturması kapsamında beyanının alınırken, müşteki ... hakkında, yapıya dahil olup olmadığını bilmediğini, herhangi bir örgütsel faaliyetine tanık olmadığını ancak aynı yerde (Nevşehir ilinde) görev yaparken tavır, davranış ve çevreden oluşturduğu intiba itibariyle söz konusu yapıya dahil olabileceği şeklinde görüş ve düşüncesini beyan ettiği..." hususlarına yer verilmiştir.<br>Öte yandan; davacı hakkında, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan açılan ceza davası neticesinde, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararda yer alan tanık beyanları şu şekildedir:<br>Tanık S.A. beyanında; "Ben daha önce bu konuda ifade vermedim, halen Emniyet genel müdürlüğünde sağlık daire başkanlığında polis memuru olarak görev yapıyorum, sanığı tanırım, kendisi ile 2012-2013 yılları arasında Van ilinde birlikte çalıştım, kendisi o dönem Van ilinde Adalet Komisyon Başkanı idi, ben kendisinin koruması idim. Kendisi ile 1,5 yıl boyunca çalıştım. Kendisinin özel hayatında genelde eşi ve çocukları ile birlikte vakit geçirdiğini biliyorum. Bunun dışında özel hayatında meslektaşları haricinde kimler ile görüştüğünü ben bilmiyorum. Hafta sonları da genelde ailesi ile vakit geçirirdi, ben sanığın kendisinden sonra komisyon başkanı olan ve benim yine korumalığını yaptığım B.A. ile 17/25 Aralık öncesinde de arasının bozuk olduğunu hatırlıyorum. Aralarında ne geçtiği ve aralarının neden bozuk olduğu hususundaki ayrıntıları net olarak bilmiyorum. Bu kişi ile birlikte sanığın başka bazı hakimler ile arası iyi değildi, ben o zaman bu hakimlerin Fetullahçı olduklarını seziyordum ama henüz bazı olaylar vuku bulmadığından kafamda tam oturtamıyordum. Daha sonra HSYK seçimleri sonrasında olaylar kafamda daha net olarak oturdu ve ben sanığın FETÖ yapılanması içerisinde olan hakim savcılar ile anlaşamadığı hususunda kanaate sahip oldum. Hatta bir keresinde ben ... taşınacığı zaman onun eşyalarının yüklendiği kamyonun arka tarafına B.A'nın dolabını koyduğumda sanık bu hususta bana çok kızmıştı ve beni fırçalamıştı, bu hususta aralarının iyi olmadığını göstermektedir. Sanık 2013 yılı yazında tayini çıktı ve Aydın iline ağır ceza başkanı olarak gitti, ben sanığın geçmişinde ve tayin olduktan sonra gittiği yerde ki yaşam tarzını ve kimler ile görüştüğünü bilmiyorum." <br>Tanık H.B. beyanında; "Biz sanık ile 2014 yılı Eylül ayından 2015 Şubat ayına kadar ... Ağır Ceza Mahkemesinde birlikte çalıştık. Öncesinde ve sonrasında bu yapıya aidiyetine, mensubiyetine ilişkin bir bilgim görgüm yoktur. Beraber çalıştığımız dönemde de yoğun iş ilişkimiz vardı. Bu dönemde de gerek fetö veya başka bir yapıya ilişkin herhangi bir aidiyetini, duruşunu, yakınlığını, hissetmedim . Hatta kendisinin siyasi görüşünü bile bilmem. İş ilişkisi dışında özel bir ilişkimiz yoktu. Zaten yoğun olarak çalışıyorduk. Dolayısı ile kendisinin fetö ile irtibatı, iltisakına ilişkin bilgim görgüm yoktur. Kendisinden duyduğum herhangi bir şey de bulunmamaktadır."<br><br>Tanık O.D. beyanında; "Ben 2011 Ocak ayında Van Hakimliğine atandım. İş ve Kadastro Hakimi olarak yetkilendirildim. Sanık ... 2011 yaz kararnamesi ile ... Ağır Ceza Mahkemesine atandı. İlk başta ... Ağır Ceza Mahkemesi olarak yetkilendirildi. Daha sonra komisyon başkanı olarak da yetkilendirildi. Bir yıl süre ile kendisi ile birlikte görev yaptık. Komisyon başkanlığı sırasında özel yetkili hakim savcılar kendisine karşı mesafeli duruyorlardı. Kendisinin bu süre zarfında FETÖ örgütü ile ilişkili herhangi bir eylemini görmedim. Bu tarz konuşmalarına da şahit olmadım. Daha sonra Van özel yetkili mahkeme başkanı olarak da atandı. Belli bir süre görev yaptıktan sonra Aydın iline Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olarak atandı. 2014 HSYK seçimlerinde Yargıda Birlik grubuna mesafeli durduğunu öğrenmem üzerine eşi S.K. ile telefon ile görüştüm. S.K. bana Kerim'in tarafsız kalacağını söyledi. Her iki tarafa da destek vermeyeceğini söyledi. Bunun dışında başka bir bilgim yoktur.",<br>Tanık Z.Ö. beyanında; "2006-2011 tarihleri arasında ... Adliyesinde Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ve Adalet Komisyonu Başkanlığı görevini yaptım. Hatırladığım kadarıyla 2007 yılında ... hakim olarak ... Adliyesine atandı. Müstemir yetkisi ... Asliye Ceza Mahkemesi idi. Bu mahkemede göreve başladığında 1600 civarında derdest dosyası vardı. Çalışkan bir hakimdi. 2011 yılında Van'a tayini çıktı. Ağır ceza ve komisyon başkanlığının bulunduğu bina ile Asliye Cezaların bulunduğu binalar farklı yerdeydi. ...'ün FETÖ ile ilgili bir davranışına veya bir sözüne rastlamadım. Buna ilişkin bir duyumum da Çorlu'da olmadı..."<br> Tanık O.Y. beyanında; "Ben 2012 yaz kararnamesi ile ... Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına atandım, daha sonra ... ACM başkanlığı müstemir yetkisi ile 2014 yaz kararnamesine kadar Van'da görevliydim, sanık ... ise ... ACM başkanı ve Adalet Komisyonu Başkanı olarak görev yapıyordu, bilahare TMK.10. maddesi ile görevli ... ACM kurulduğunda ... bu mahkemeye başkan olarak atandı, kendisi 2013 yaz kararnamesinde Aydın ACM başkanı olarak atanmıştır, bu şekilde kendisi ile yaklaşık 1 yıl aynı adliyede görev yaptık, çalışma süremiz boyunca kendisinin FETÖ terör örgütü lehine herhangi söz ve davranışına tanık olmadım, CMK.250 maddesi ile görevli Ağır Ceza Mahkemesi başkan ve üyeleri ile yine bu büroda görev yapan, savcıların ...'e karşı soğuk davranışları bulunurdu, o büroda görev yapan hakim savcıların hemen hemen tamamı hakkında FETÖ terör örgütü üyeliği suçlamasıyla soruşturma yapılmış olması nedeniyle bu kişilerin ...'e karşı soğuk davranışları da bulunması nedeniyle ben ... hakkında soruşturma yapıldığında buna şaşırmıştım, ...'ü ilk defa Van'da tanımış olmam nedeniyle bu tarihten öncesine ilişkin bir bilgim yoktur, yine kendisinin Aydın iline atandıktan sonraki eylemleri bakımından da bir bilgim yoktur, o tarihte HSYK seçimleri de henüz gündemde olmadığından bu konuda da ne gibi bir tavrı olduğunu da bilemiyorum..." ,<br>Tanık M.Z. beyanında; "Sanık ile 2006-2009 yılları arasında Açıpayam ilçesinde birlikte çalıştık, kendisinin FETÖ terör örgütü lehine herhangi bir söz ve davranışına tanık olmadım, Açıpayam hakimi olarak görev yaparken o dönemde kurulmuş olan YARSAV'ın mesleki sorunların dile getirilip çözülmesi hususunda faydalı olacağı inancıyla üye olmuştum, sanık da üye olmuştu, onun üye olmakla farklı bir maksadı olup olmadığını bilemiyorum, ancak biz kendi aramızda meslek örgütüne üye olmanın faydalı olacağını konuşmuştuk, ancak ilerleyen süreçte YARSAV siyasi söylemlerde bulunmaya başlayınca ben istifa ettim ancak istifa etmem Açıpayam'dan ayrılmamdan sonradır, sanığın ne zaman istifa ettiğini bilemem, (...) ben Açıpayam ilçesinde FETÖ'ye ait yurt olup olmadığını bilemiyorum, sanığın bu yapıya mensup kişiler ile özel bir yakınlığı olduğuna dair de birşey duymadım, görmedim, esasen ben mesleğim gereği dışarı ile fazla diyalog kurmadığım için ilçede kimlerin bu yapıya mensup olduğunu da bilmem, sanık ile seçim döneminde herhangi bir irtibatımız olmadı, bu nedenle HSYK seçimlerinde nasıl bir tavır sergilediğini bilemem, Açıpayam'dan ayrıldıktan sonra kendisiyle çok nadir olarak telefonda görüşüp hal hatır sorduğumuz olmuştur, bu görüşmelerde herhangi bir şekilde FETÖ konusu gündeme gelmemiştir, başkaca diyeceğim birşey yoktur.",<br>Tanık Y.Ç. beyanında; "2002 yılında kura ile Nevşehir Adliyesi'nde göreve başladığını, kendisi başladığında ... ile B.Ü'nün de bu adliyede görev yaptıklarını, çalıştığı süre içinde bu kişiler arasında husumet olmadığını, sanığın FETÖ PDY kapsamında herhangi bir eylemini görmediğini, şüpheleneceği bir davranışı olmadığını, 2004 yılında Nevşehir'den ayrıldığını, bu tarihten sonra da bu yapı ile irtibatlı olduğuna dair duyum almadığını, darbe girişiminden sonra hakkında soruşturma açıldığını ve ihraç edildiğini öğrendiğini" beyan etmiştir. <br>B.Ü isimli şahsın yukarıda yer verilen 10/04/2017 tarihli ifadesi, aynı şahıs tarafından Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarih ve Soruşturma No: ... , Karar No: ... sayılı soruşturma dosyasına sunulan yazılı beyanı ve ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararında yer alan diğer tanık beyanları ile birlikte değerlendirildiğinde; bahse konu ifadenin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, davalı idare tarafından tanık ifadesini destekleyecek başkaca bir delil de sunulmadığı görülmüş, söz konusu ifadenin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır. <br><br>b) Yargıçlar ve Savcılar Birliği Derneği (YARSAV) Üyeliği :<br> YARSAV, 2006 yılında 501 kurucu üye ile üyelerinin ortak menfaatlerini savunabilmek amacıyla yargı mensuplarının oluşturduğu ilk sivil toplum örgütlenmesi olarak dernek statüsünde kurulmuştur. Bununla birlikte YARSAV'ın faaliyetlerinden rahatsız olan FETÖ/PDY tarafından Dernek'in yönetiminin ele geçirilmesi ve kendi amaçları doğrultusunda faaliyet göstermesinin sağlanması maksadıyla FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı hakim ve savcıların anılan Dernek'e üye yapılması yönünde organize şekilde çalışmalar yürütülmüş ve 2007-2008 yıllarından itibaren FETÖ ile bağlantısı bulunan yargı mensupları örgüt talimatı doğrultusunda sistematik bir şekilde YARSAV'a üye olmuşlardır. Bir başka anlatımla FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı yargı mensupları kendi serbest iradeleriyle ve yargının ortak menfaatlerinin savunulması maksadıyla değil, Dernek'in yönetimini ele geçirmek ve kendi maksatları doğrultusunda yönlendirmek gayesiyle YARSAV'a üye olmuşlardır.<br> Davalı idare tarafından; davacının YARSAV'a üye olmasının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.<br><br> Davacı tarafından; YARSAV Derneğine özgür iradesiyle ve mesleki sorunların çözümünde fayda sağlayacağı düşüncesiyle üye olduğu, hiçbir talimat ve telkinle hareket etmediği, anılan Derneğe giriş aidatı dışında hiçbir ödeme yapmadığı ve Derneğin hiçbir organında görev almadığı, genel kurula katılmadığı ve oy kullanmadığı, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararında yer alan tanık M.Z.'in beyanının da bu hususları destekler mahiyette olduğu, YARSAV Derneği üyeliğinin meslekten çıkarılmaya gerekçe olamayacağı ileri sürülmektedir.<br> Davacı hakkında, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan açılan ceza davası neticesinde, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararda yer alan ve yukarıda ifadesine daha detaylı biçimde yer verilen tanık M.Z.; "Sanık ile 2006-2009 yılları arasında Açıpayam ilçesinde birlikte çalıştık, kendisinin FETÖ terör örgütü lehine herhangi bir söz ve davranışına tanık olmadım, Açıpayam hakimi olarak görev yaparken o dönemde kurulmuş olan YARSAV'ın mesleki sorunların dile getirilip çözülmesi hususunda faydalı olacağı inancıyla üye olmuştum, sanık da üye olmuştu, onun üye olmakla farklı bir maksadı olup olmadığını bilemiyorum, ancak biz kendi aramızda meslek örgütüne üye olmanın faydalı olacağını konuşmuştuk ..." şeklinde beyanda bulunmuştur.<br> Dosyaya sunulan belgenin incelenmesinden; davacının YARSAV Derneğine ... üye numarası ile 23/10/2008 tarihinde üyelik kaydı yaptırdığı görülmüş ise de, gerek davacının konuya ilişkin savunmaları ile M.Z.'nin konuya ilişkin beyanlarının örtüştüğü, gerekse YARSAV üyeliğinin davacının örgütle bağlantısı bulunduğunu gösteren başka delillerle de desteklenemediği görüldüğünden, YARSAV üyeliğinin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır. <br><br>c) Unvanlı Görev :<br>Davalı idare, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde unvanlı bir göreve atanmasının davacının anılan terör örgütü ile irtibat ve iltisakına yönelik bir tespit olduğunu ileri sürmüştür.<br>Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet belgesinin incelenmesinden, davacının ... Ağır Ceza Mahkemesi hakimi olarak görev yapmakta iken 19/06/2011 tarihinde ... Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı (özel yetkili), 30/04/2013 tarihinde ise ... Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak atandığı ve bu suretle 19/06/2011-15/01/2015 tarihleri arasında Mahkeme Başkanı olarak görev yaptığı, 15/01/2015 tarihinde ise (HSK'da FETÖ/PDY terör örgütünün etkisinin kırılmasından sonra) Mersin Ağır Ceza Mahkemesi Hakimliğine atamasının yapıldığı görülmüştür.<br><br>Davacı tarafından, ... Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı görevine mesleki kıdem, başarı ve tecrübesi dikkate alınarak atandığı, burada yürüttüğü 2 yıllık görevinin 1 yıldan az bir kısmında özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak çalıştığı, özel yetkili mahkemede görev almak istemediği için tayin istemesi üzerine 2013 yılı ana kararnamesi ile ... Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına atandığı, bu dönemde unvanlı görev alan birçok meslektaşının hala görevine devam ettiği hatta Yargıtay üyesi olarak seçildiği, bu nedenle bahse konu hususun iltisak ve irtibata delil olarak kabul edilemeyeceği beyan edilmiştir.<br> <br> Davacı hakkında, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan açılan ceza davası neticesinde, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararda yer alan ve yukarıda ifadesine daha detaylı biçimde yer verilen tanık O.Y.; "Ben 2012 yaz kararnamesi ile ... Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına atandım, daha sonra ... ACM başkanlığı müstemir yetkisi ile 2014 yaz kararnamesine kadar Van'da görevliydim, sanık ... ise ... ACM başkanı ve Adalet Komisyonu Başkanı olarak görev yapıyordu, bilahare TMK.10. maddesi ile görevli ... ACM kurulduğunda ... bu mahkemeye başkan olarak atandı, kendisi 2013 yaz kararnamesinde ... ACM başkanı olarak atanmıştır, bu şekilde kendisi ile yaklaşık 1 yıl aynı adliyede görev yaptık, çalışma süremiz boyunca kendisinin FETÖ terör örgütü lehine herhangi söz ve davranışına tanık olmadım, CMK.250 maddesi ile görevli Ağır Ceza Mahkemesi başkan ve üyeleri ile yine bu büroda görev yapan, savcıların ...'e karşı soğuk davranışları bulunurdu, o büroda görev yapan hakim savcıların hemen hemen tamamı hakkında FETÖ terör örgütü üyeliği suçlamasıyla soruşturma yapılmış olması nedeniyle bu kişilerin ...'e karşı soğuk davranışları da bulunması nedeniyle ben ... hakkında soruşturma yapıldığında buna şaşırmıştım..." şeklinde beyanda bulunmuştur.<br> Dosyaya sunulan belgenin incelenmesinden; davacı FETÖ/PDY terör örgütünün Adalet Bakanlığında ve HSK'da etkin olduğu dönemde Mahkeme Başkanı olarak atanmış ise de; gerek davacının savunmaları ile O.Y.'nin konuya ilişkin beyanları, gerekse davacının örgütle bağlantısının başka delillerle de desteklenemediği hususları birlikte değerlendirildiğinde, davacının 19/06/2011-15/01/2015 tarihleri arasında Mahkeme Başkanı olarak görev yapmasının, anılan örgütle iltisak ve irtibatını koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır. <br><br>3) Sonuç olarak<br> Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, öte yandan, davalı idarece Kurulumuzun 08/11/2023 tarihli ara kararına verilen cevapta da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı anlaşılmıştır.<br> Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararlarda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. <br> Dava konusu kararlarda hukuka uyarlık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının da yasal faiziyle birlikte davacıya iadesi gerekmektedir.<br> Öte yandan, davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceği de açıktır.<br><br>KARAR SONUCU :<br>Açıklanan nedenlerle;<br>1. Davacının temyiz isteminin kabulüne,<br>2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 27/05/2021 tarih ve E:2016/57149, K:2021/1560 sayılı kararının BOZULMASINA,<br>3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Danıştay Beşinci Dairesine gönderilmesine, <br>4. Kesin olarak, 08/02/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. <br> <br><br>KARŞI OY <br>X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun olduğu dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davacının temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz. </font></p></body></html>

atama