<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2021/1592 E. , 2023/3200 K.</font></b><ul><li style="font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold"></li></ul><ul style="list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12"></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br> D A N I Ş T A Y<br>İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU<br>Esas No : 2021/1592<br>Karar No : 2023/3200 <br><br>TEMYİZ EDEN (DAVACI): …<br>VEKİLİ: Av. …<br><br>KARŞI TARAF (DAVALI): … Kurulu <br>VEKİLİ: Av. …<br><br>İSTEMİN KONUSU: Danıştay Beşinci Dairesinin 14/12/2020 tarih ve E:2016/57866, K:2020/5775 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ:<br>Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin … tarih ve … sayılı kararının iptaline ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmiştir.<br>Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 14/12/2020 tarih ve E:2016/57866, K:2020/5775 sayılı kararıyla;<br> Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş;<br>"Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,<br>Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; <br> Davacı hakkında, ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraat kararı verildiği ve kararın kesinleştiği,<br> Bununla birlikte, davacının terör örgütüne üye olma suçundan beraat etmiş olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Daireleri tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığının da bulunmadığı,<br> Davacı hakkındaki tanık beyanı yönünden, davacının örgüt mensubu olduğuna, örgüt toplantılarına katıldığına, çocuklarını örgüte müzahir okullara gönderdiğine ve diğer hususlara yönelik ifadelerin değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı,<br> Diğer hususlar yönünden, davacının, diğer mahkemelerden farklı soruşturma ve kovuşturma usulleri uygulandığından "özel yetkili mahkemeler" olarak adlandırılan ve devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya, devlet sırlarına karşı işlenen suçlara, terör suçları gibi daha kapsamlı ve ağır ithamlar içeren suçlara ilişkin yargılamaların yapıldığı, özel yetkili bir ağır ceza mahkemesine FETÖ/PDY terör örgütünün HSK'da etkin olduğu dönemde Cumhuriyet savcısı olarak görevlendirilmesinin, yukarıda yer verilen tanık beyanı ve diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varıldığı belirtilerek, <br> Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu işlemlerle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği,<br> Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br> <br>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü nasıl ihlal ettiğine yönelik olarak idarenin ve Dairenin bir izahat yapmadığı; mesleki faaliyetlerini başarı ile yürüttüğü; Ş.Ş. ve C.G. isimli iki tanığın beyanlarının kendisinin örgüt tarafından istenmediğinin delilleri olduğu; tanık K.Y.'nin mahkemedeki beyanında kendisini herhangi bir örgüt toplantısında görmediğini ifade ettiği; bu tanığın beyanlarının yine kendisinin beyanlarıyla yalanlandığı; bu tanığın beyanlarına yönelik olarak ceza yargılamasında araştırma yapıldığı ve tanığın soruşturma aşamasındaki beyanlarının esas alınamayacağı; Daire kararında esas alınan bu beyanın ceza yargılamasında delil olarak dahi değerlendirilmediği; talebi olmadığı halde özel görevli savcı olarak yetkilendirildiği; bu hususun da ceza yargılamasında araştırıldığı; bu görevini hukuka uygun olarak yerine getirdiği; 2014 yılında yapılan HSK seçimlerinden sonra özel yetkili mahkemelerde ve savcılıklarda çalışan pek çok yargı mensubu hakkında adli ve idari soruşturma açılmasına rağmen kendisi hakkında işlem yapılmadığı; lehindeki pek çok tanık anlatımıyla delillerin doğru olmadığının ispatlandığı; mahkeme aşamasında geri alınmış bir tanık ifadesine değer verilerek adil yargılanma hakkının ihlal edildiği; dosyaya sunulan delil ve beyanlarının dikkate alınmadığı; evine yakın olduğu için çocuğunu özel koleje kaydettirdiği, eğitim dönemi içerisinde okulun el değiştirdiği, devralan kişilerin örgütle irtibatını 15 Temmuz'dan sonra öğrendiği; savunması alınmadan ağır bir disiplin cezası tatbik edildiği; masumiyet karinesinin çiğnendiği; hakkında adli veya idari bir soruşturma bulunmamakta iken açığa alındığı; darbe teşebbüsüyle bir ilgisinin bulunmadığı; işlemin "ceza" olarak nitelendirilmesi ve ceza hukukuna ilişkin ilkelerin uygulanması gerektiği; hakkındaki suçlamayı dahi öğrenmeden kamuoyunda suçlu gibi gösterilerek kişilik haklarına zarar verildiği; olağanüstü hal döneminde dahi temel haklarının ihlal edilemeyeceği; hakkında kesinleşen beraat kararına değer atfedilmemesinin hukuka uygun olmadığı; özel hayata saygı hakkının, suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin, ayrımcılık yasağı ilkesinin ihlal edildiği; kendisiyle ilgili olarak örgüte atfedilen hiçbir delilin bulunmadığı; tanıkların, örgütün istediği tarzda hareket etmediği için tayininin çıktığına yönelik ifadelerinin bulunduğu; kanunla kurulan mahkemelerde hukuka uygun olarak görev yapmanın, devlet gözetiminde bulunan eğitim kurumlarında çocuğunu okutmanın hukuka aykırı olmadığı; bu doğrultuda olmak üzere anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal etmediği; irtibat ve iltisak kavramlarına abartılı anlamlar yüklenerek tesis edilen işlemin hukuka aykırı olduğu belirtilerek Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.<br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE:<br>MADDİ OLAY : <br>Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.<br>Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.<br>MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.<br>23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.<br>Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararıyla, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş, davacının bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebi … tarih ve … sayılı karar ile reddedilmiştir. <br>Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.<br>Öte yandan, davacı hakkında, ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmiş ve bu karar kesinleşmiştir.<br><br>İLGİLİ MEVZUAT :<br>1) Anayasa<br>Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.<br>Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."<br>Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.<br>Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.<br>Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz."<br>Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."<br>Anayasa’nın 13. maddesi: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."<br>Anayasa’nın 14. maddesi: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.<br>Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. (...)"<br>Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.<br>Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."<br>Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz."<br>Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.<br>Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."<br>Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler."<br>Anayasa’nın 139. maddesi: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. <br> Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır."<br> Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler."<br> Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar."<br> Aynı maddenin sekizinci fıkrası: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..."<br>2) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi<br>AİHS'in 6. maddesinin 1. fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."<br>AİHS'in 8. maddesi: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.<br>Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir."<br>AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.<br>Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.<br>Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."<br>3) Kanun<br> 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrası: "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen (…)hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca, (...) meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir."<br> 3. fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır."<br> Aynı Kanun’un 4. maddesinin 2. fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. ...".<br><br>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:<br>1) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği<br>Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar hariç, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.<br>Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.<br>667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir. <br>Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.<br>Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.<br>Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.<br>Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.<br>2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi<br> İptal davaları idarî işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan davalardır. İdari işlem ise idarenin kamu gücü kullanarak tek taraflı olarak tesis ettiği hukuki sonuç doğuran işlemdir. İdareyi işlem yapmaya sevk eden maddi ve hukuki etkenler ise idari işlemin sebep unsurunu oluşturmaktadır. <br> Görülmekte olan davada davalı idareyi dava konusu işlemi yapmaya sevk eden maddi sebep ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesini temin etmektir. Hukuki sebep ise bunu gerçekleştirmek için Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmiş olması ve yine olağanüstü hal kapsamında alınan tedbirlere ilişkin çıkartılan ve 23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'dir.<br> 667 sayılı KHK'nın 3. maddesinin 1. fıkrasının öngördüğü üzere terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca karar verilir hükmü gereğince davacı hakkında dava konusu işlem tesis edilmiştir.<br> Davacı hakkındaki terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönünde davalı idarece yapılan değerlendirmenin de kuşkusuz keyfiyetten uzak olması gerekir.<br> Diğer yandan, 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 11 inci maddesinin 2. fıkrasıyla; "22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir." hükmü getirilerek söz konusu işlemler yargı denetimine açılmış ve ilgililere davalı idarece haklarında bu çerçevede tesis edilen işlemlere karşı yargı yoluna başvurabilme imkanı tanınmıştır. <br> Bu kapsamda, dava konusu işlemin sebep unsuru yönünden hukuki denetiminin yapılabilmesi; bu değerlendirmeyi haklı kılan maddi sebeplerin yargılama esnasında davalı idarece somut şekilde ortaya konulmasına ve izah edilmesine bağlıdır. Bu konudaki yükümlülük şüphesiz öncelikle dava konusu işlemi tesis eden davalı idareye aittir.<br> Her ne kadar dava konusu işlemin, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden sağlanması amacıyla tesis edilen “olağanüstü tedbir" niteliğinde olması nedeniyle anılan işlemin dayanağı olan deliller, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulmuş ise de; bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılarla iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun yargısal denetiminde dikkate alınabileceği tabiidir. Bu bağlamda davalı idarenin, tesis ettiği işlemin sebep unsurunu ortaya koyabilmek için bütün imkanlarını kullanarak (teftiş birimini harekete geçirmek suretiyle tanık dinlemek, sosyal çevre araştırması yaptırmak, Emniyet Genel Müdürlüğü birimlerince ve diğer kamu kurumlarınca yapılan tespitler ile tanık ifadelerinde yer verilen hususları değerlendirmek vb.) elde ettiği lehe ya da aleyhe delilleri sunması gerekir.<br>Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ilişkin bilgi ve belgeler aşağıda irdelenmiştir:<br>Davacı Hakkındaki Tanık Beyanı<br>Davacı hakkındaki tanık beyanı şu şekildedir:<br> Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.Y.'ye ait Akşehir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/11/2016 tarihli sorgulama tutanağında, "... 2002 yılı Ocak ayında kura ile Salihli Cumhuriyet Savcısı olarak atandım. İstanbul'daki evimden Salihli'ye taşındım. Burada eşim ve çocuğum ile birlikte kalmaya başladım. Bir müddet sonra bizim ile aynı dönem olup, bizden önce Ekim ayında kura çekmiş ... (eski hakim) odama tanışmaya geldi. Hakim ...'nin selamı olduğunu söyledi. Ben de bu yapıdan olduğunu anladım. Yine sonradan bu yapıdan olduğunu anladığım … (Yargıtay Cumhuriyet Savcısı), H.C. (Yargıtay Tetkik Hakimi), ... ile ...'nin aracılığı ile tanıştık. Bunların birbirini tanıdığı belliydi ancak benim eşim ile eşleri görüşmüyorlardı. Çünkü eşim sigara kullandığından ve bu yapıyı tanımadığından güvenemedikleri için görüşmediklerini düşünüyorum. 2-3 kez hakim ...'nin evine çay davetine istinaden gittim. Burada diğer arkadaşlar da bulunuyordu. Cemaat sohbeti yapıyorlardı. Çaydan sonra Fetullah GÜLEN'e ait kitaptan kısa bir pasaj okuyorlardı. Sorumlularından da ... olduğu anlaşılıyordu. Yukarıda da söylediğim üzere bana tam güvenemedikleri ve bunların kabulüne göre tam kendilerinden saydıkları beşlik denilen gruptan saymadıklarından bana karşı kontrollü ve mesafeli davranıyorlardı. Ben de sigara kullandığımdan sigara içmek yerine kurban gibi bağış yapabileceğimi söylüyorlardı ve dolaylı olarak kurban parası istiyorlardı. Ancak benim eşim majör depresyon ve anksiyete geçirdi. İntihara kalkıştı. İzmir Ege Üniversitesi Hastanesinde uzun süre psikiyatrik tedavi gördü. Bu nedenle herhangi bir maddi bağışta bulunmadım ve yine bu nedenler ile görüşmedim. Bu şahıslar da benimle temas kurmadılar. ..." şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.<br> Davacı tarafından, K.Y. isimli tanığın beyanının gerçeği yansıtmadığı, bu tanığın ceza yargılaması aşamasında kendisini örgütün sohbet toplantılarında görmediği yönünde ifade verdiği beyan edilmiştir.<br> Davacının yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı dosyasında tanık K.Y.'nin, "Ben bu olayla ilgili olarak daha önce ifade vermiştim. O ifademi aynen tekrar ederim. Ben ...'i ilk görev yerimden tanırım, kendisi de Cumhuriyet Savcısıdır. Benim üst dönemimdir. İlk görev yeri olan Salihli adliyesine atandığımda sanık da Salihli de Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapmaktaydı. Benden önce atanmıştı. Sanık ile atandığı dönem öncesine dair tanışmışlığım veya bir arkadaşlığım yoktur. Salihli adliyesinde tanıştıktan sonrada da ailevi olarak herhangi bir görüşmemiz ya da sohbet adı altında herhangi bir görüşmemiş olmamıştır. Akşehir C. Başsavcılığında daha önceden verdiğim ifademde de belli olmak üzere sanık FETÖ yapısına bağlı olduklarını düşündüğüm o dönem ki ..., ... ile daha yakın olduğunu gördüğüm için bu yapıya bağlı olabileceğine dair ifade vermiştim. Bu ifademi tekrar ederim. Doğrudur. Ancak sanığın herhangi bir sohbet veya FETÖ yapısına bağlı topluluk için görmedim. Zaten o dönem eşim de tedavi sürecinde olduğu için bende herhangi bir sohbete katılmıyordum. O dönemki arkadaşlardan da H.C. da aynı … gibi biraz önce ismini saydığım ve FETÖ yapısına bağlı olduğunu düşündüğüm dönemin hakim ve savcıları ile yakındı. Bu sebeple bende de önceki ifadem de olduğu gibi kanı oluştu. Aynı görev yerinde çalıştıktan sonra kendisi de idarecilik ve Yargıtay Savcılığı yaptığı için benim de Cumhuriyet Başsavcılık görevim olduğu için sanığa bir iki kere mesleki sorular sormuştum. FETÖ yapısı ile herhangi bir bağını sürdürüp sürdürmediğini bilmiyorum. Benim olayla ilgili bilgi ve görgüm bundan ibarettir." şeklinde beyanda bulunduğu görülmektedir.<br> Diğer taraftan, tanık K.Y. hakkında, davacının şikayette bulunması üzerine, iftira ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından yapılan soruşturma neticesinde verilen, Akşehir Cumhuriyet Başsavcılığının … tarih ve Soruşturma No:…, Karar No:… sayılı kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararında, şüpheli K.Y.'nin beyanında, "...'in 15/09/2016 tarihinde tutuklandığını ve her 30 günlük süreler içinde tutukluluğu gözden geçirildiğini, iddia ettikleri ifade ise tutuklamadan 3,5 ay sonra verildiğini, bu ifadenin hakkında yapılan örgüt üyeliği suçlaması ile ilgili savunma kapsamında verilmiş bir ifade olduğunu, örgüt üyesi olduğunu düşündüğü kişilerin isimleri arasında kesinlikle ...'in adını geçirmediğini, sadece ...'ın ...le tanıştırdığına dair beyanı olduğunu bunun dışında ... hakkında örgüte ait faaliyetlerde bulunduğuna dair beyanının olmadığını, aynı şekilde müşteki hakkında yapılan yargılama kapsamında Banaz Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde 16/10/2017 tarihinde tanık olarak verdiği ifadede örgüte üye olduğuna yada faaliyetlerine katıldığına dair hiçbir beyanınının bulunmadığını beyan ettiği, katıldığı toplantı ve faaliyetlerde hiçbir zaman görmediğini de belirttiğini, müştekinin tutuklanmasında ve tutuklu kalmasında hiçbir etkisinin bulunmadığını" beyan ettiği görülmüştür.<br> Tanık K.Y., Akşehir Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği 01/11/2016 tarihli ifadesinde, davacıyla bu yapıdan olduğunu anladığı yargı mensubu aracılığıyla tanıştığını, birkaç kez kendisinin cemaat sohbetine katıldığını, bu toplantılarda diğer arkadaşların da bulunduğunu beyan etse de, bu ifadeden, sohbetlerde davacının da yer alıp almadığı anlaşılamamaktadır. Zira öteki beyanlarında, önceki ifadesini tekrar ettiğini belirtmekle birlikte sohbet adı altında herhangi bir görüşmelerinin olmadığını, davacının FETÖ yapısına bağlı olduklarını düşündüğü kişiler ile daha yakın olduğunu gördüğü için bu yapıya bağlı olabileceğine dair ifade verdiğini, ancak davacıyı herhangi bir sohbet veya FETÖ yapısına bağlı topluluk içinde görmediğini, zaten o dönemde kendisinin de herhangi bir sohbete katılmadığını, aynı görev yerinde çalıştıktan sonra kendisi de idarecilik ve Yargıtay Savcılığı yaptığı, kendi görevinin de Cumhuriyet Başsavcılık görevi olduğu için davacıya bir iki kere mesleki sorular sorduğunu, davacının FETÖ yapısı ile herhangi bir bağını sürdürüp sürdürmediğini bilmediğini; örgüt üyesi olduğunu düşündüğü kişilerin isimleri arasında kesinlikle davacının adını geçirmediğini, sadece ...'nin davacıyla tanıştırdığına dair beyanı olduğunu, bunun dışında davacı hakkında örgüte ait faaliyetlerde bulunduğuna dair beyanının olmadığını, aynı şekilde davacı hakkında yapılan yargılama kapsamında Banaz Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde 16/10/2017 tarihinde tanık olarak verdiği ifadede, davacının örgüte üye olduğuna ya da faaliyetlerine katıldığına dair hiçbir beyanının bulunmadığını, katıldığı toplantı ve faaliyetlerde davacıyı hiçbir zaman görmediğini belirttiğini beyan ettiği anlaşılmakta olup tanık K.Y.'nin beyanının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakını ve/veya irtibatını ortaya koymaya yeterli kanaat edinmeye elverişli bir delil olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.<br> Öte yandan, davacı, beyanlarında çocuklarının FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle kapatılan Özel Çankaya Anafartalar Ortaokulunda öğrenim gördüğünü ifade etmiş ise de, davacının söz konusu okulun önceden Doktorlar Koleji iken eğitim dönemi içerisinde devredilerek isminin Anafartalar Koleji olarak değiştirildiği yönündeki beyanı ve dosyaya ibraz ettiği belgeler değerlendirildiğinde, eğitim saiki dışında örgütsel tavır ve destek amacıyla çocuklarını örgüte müzahir okullara gönderdiği yönünde davalı idarece dosyaya sunulmuş bir tespitin bulunmadığı görüldüğünden, belirtilen hususun davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmeyeceği sonucuna varılmıştır.<br>Unvanlı Görev<br> Davalı idare, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde unvanlı bir göreve atanmasının davacının anılan terör örgütü ile irtibat ve iltisakına yönelik bir tespit olduğunu ileri sürmüştür. <br> Temyize konu Daire kararında, davacıya ait hizmet belgesi incelendiğinde, 19/07/2007-01/07/2011 tarihleri arasında Malatya'da görev yaptığının görüldüğü, davacının, FETÖ/PDY terör örgütünün HSK'da etkin olduğu dönemde, diğer mahkemelerden farklı soruşturma ve kovuşturma usulleri uygulandığından "özel yetkili mahkemeler" olarak adlandırılan ve devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya, devlet sırlarına karşı işlenen suçlara, terör suçları gibi daha kapsamlı ve ağır ithamlar içeren suçlara ilişkin yargılamaların yapıldığı, özel yetkili bir ağır ceza mahkemesine Cumhuriyet savcısı olarak görevlendirilmesinin, kararda yer verilen tanık beyanı ve diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varıldığı belirtilmiştir.<br> Davacı tarafından, talebi olmadığı halde özel görevli savcı olarak yetkilendirildiği; bu hususun ceza yargılamasında araştırıldığı; bu görevini hukuka uygun olarak yerine getirdiği; 2014 yılında yapılan HSK seçimlerinden sonra özel yetkili mahkemelerde ve savcılıklarda çalışan pek çok yargı mensubu hakkında adli ve idari soruşturma açılmasına rağmen kendisi hakkında işlem yapılmadığı ileri sürülmektedir.<br>Davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı ve/veya iltisaklı olması nedeniyle özel görevli savcı olarak yetkilendirildiğine ilişkin iddianın, başkaca bir delille desteklenmediği görüldüğünden, belirtilen hususun, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat veya iltisakını tek başına ortaya koymaya yeterli bir delil veya destekleyici unsur olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır. <br>3) Sonuç olarak<br>Temyizen incelenen dosyada bulunan diğer tüm bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece, davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı anlaşılmıştır.<br>Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararlarda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. <br>Dava konusu kararlarda hukuka uyarlık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının da davacıya iadesi gerekmektedir.<br>Öte yandan, davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceği de açıktır.<br><br>KARAR SONUCU:<br>Açıklanan nedenlerle;<br>1. Davacının temyiz isteminin kabulüne;<br>2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 14/12/2020 tarih ve E:2016/57866, K:2020/5775 sayılı kararının BOZULMASINA,<br>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Danıştay Beşinci Dairesine gönderilmesine,<br>4. 21/12/2023 tarihinde oyçokluğu ile kesin olarak karar verildi.<br> <br><br>KARŞI OY X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddine ve temyize konu kararın onanmasına karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz. </font></p></body></html>
atama