<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/1563 E.  ,  2023/2980 K.</font></b><ul><li style="font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold"></li></ul><ul style="list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12"></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br> D A N I Ş T A Y<br>İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU<br>Esas No : 2022/1563<br>Karar No : 2023/2980 <br><br>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...<br><br>KARŞI TARAF (DAVALI) : ...Kurulu<br>VEKİLİ : Av. ...<br><br>İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 15/11/2021 tarih ve E:2017/4560, K:2021/3681 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br><br>YARGILAMA SÜRECİ :<br>Dava konusu istem: Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ...sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı kararının iptali ile bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve özlük haklarının iadesi istenilmiştir.<br>Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 15/11/2021 tarih ve E:2017/4560, K:2021/3681 sayılı kararıyla;<br> Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde, davacının 6749 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile ilgili Anayasa'ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmeyerek işin esasına geçilmiş; "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,<br>Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; <br>... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraat kararı verildiği görülmüş ise de, davacının terör örgütüne üyelik suçundan beraat etmiş olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Daireleri tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığının da bulunmadığı,<br>Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına ve diğer hususlara yönelik ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı,<br>Unvanlı görev yönünden, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün Adalet Bakanlığında etkin olduğu dönemde Adalet Bakanlığına Adalet Başmüfettişi olarak atanmasının diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varıldığı belirtilerek,<br>Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu kararlarla özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği,<br> Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve özlük haklarının iadesi isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.<br> <br>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, uyuşmazlıkta 2802 ve 6087 sayılı Kanun’ların ve Anayasa'nın 139 ve 140. maddelerinin uygulanması gerektiği, idarece işlem tesis edilirken, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinde hüküm bulunmayan durumlarda anılan özel Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği, Anayasa'nın 135-140. maddelerindeki açık hükümleri gereği normlar hiyerarşisi sistemine göre Anayasa hükümlerinin doğrudan uygulanması suretiyle, dava konusu işlemin iptalinin gerektiği, yürütmenin düzenleyici işlemleriyle suç ihdasının, Anayasa'nın 7. maddesindeki "yasama yetkisinin devredilmezliği” ilkesine ve Anayasa'nın 6/3. maddesine aykırı olduğu, Anayasa'nın 91/1. maddesi gereğince de KHK'lerle suç ihdasının mümkün olmadığı; dava konusu işlemin hukuki niteliğinin iddia edildiği gibi göreve son verme işlemi olmadığı, göreve son verme işlemlerinde İdareye takdir hakkı verilmeyen durumların olduğu, bu nedenle göreve son verme işleminde disiplin tahkikatı ve savunmanın bulunmadığı, 667 sayılı KHK’nın 3/1 maddesinde HSK’ya bir değerlendirme sonucunda, vasıflandırma yaparak ve takdir hakkı kullanarak “meslekten çıkarma” yetki ve görevi verildiği, dava konusu HSK kararının hukuki niteliği ve sonuçları itibarıyla meslekten çıkarma işlemi olduğu ve neticede muhatapları açısından disiplin işlemi olduğu, usulüne uygun soruşturma yapılmadan ve savunma alınmadan alınan meslekten çıkarma kararının iptalinin gerektiği, savunma hakkı tanınmadan tesis edilen işlemin, Danıştay'a dava açılması veya duruşma yapılmasıyla hukuka uygun hâle gelmeyeceği; dava konusu işlemin, bireye özgü olmaması, soyut ve kişiselleştirilmemiş olması nedeniyle hukuka aykırı olduğu; bir kısım meslektaşının tutarsız, somut maddi bulgulara dayanmayan, hayatın olağan akışı ile bağdaşmayan kişisel kanaatten öteye geçmeyen tahmin ve varsayıma dayalı beyanlarının Daire kararında esas alındığı, terör örgütü üyeliği suçlamasıyla Mahkemesinde yapılan yargılamada oybirliğiyle beraat kararı verilmesinin ve bu kararın bir üst merciince de oybirliğiyle onanmasının nazardan kaçırıldığı, isnat olunan fiil ve eylemlerin kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi ile suç ve cezaların geçmişe yürütülemeyeceğine dair ilkelere aykırı olduğu; işlem tesis edildiği sırada ve sonrasında meslekten çıkarmayı gerektirecek herhangi bir somut veri ve delil bulunmadığı, bu yönüyle dava konusu işlemin sebep öğesi yönüyle hukuka aykırı olduğu; ceza kovuşturmasında, ... Ağır Ceza Mahkemesi tarafından gerek SEGBİS sistemiyle ve gerekse talimat yoluyla dinlenilen tanıkların tamamının somut ve maddi karşılığı olan beyanlarda bulunmadığı; hakkındaki ifadelerde, suça konu bir eylem ve fiilden bahsedilmediği ve suç işleme saikiyle hareket ettiğine dair herhangi bir delilden de söz edilmediği, "bildiğim kadarıyla" ve "düşüncelerim vardı" şeklinde kişisel kanaatlerin paylaşıldığı, beyanları destekleyecek herhangi bir somut delilin ortaya konulmadığı, bu beyanların davalı idare tarafından alınmadığı, dava konusu işlemin tesis edilmesinden sonra verilmiş olması ve etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak ve kanuna aykırı menfaat elde etmek amacıyla kendi yorum ve düşüncesine dayalı olarak suç unsuru içermeyen genel, soyut ifadeler olması nedeniyle dava konusu işlemin tesisine gerekçe ve dayanak olamayacağı, hakkındaki tespitlerin anayasal sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini gösterecek nitelikte ve vasıfta olmadığı; mesleğin niteliği itibarıyla tarafsız ve bağımsızlık ilkesine riayet etmediğine ilişkin bir tespit ve somut bir delilin ortaya konulmadığı ileri sürülmektedir.<br><br>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ... 'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmeyerek işin esası incelendi, gereği görüşüldü:<br><br>İNCELEME VE GEREKÇE :<br>MADDİ OLAY :<br> ... tarih ve ...sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir. <br> Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kalınan parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve özlük haklarının iadesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır. <br><br> İLGİLİ MEVZUAT :<br>1) Anayasa<br> Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.<br> Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."<br> Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. <br> Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.<br> Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”<br> Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."<br> Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”<br> Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. <br> Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”<br> Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. <br> Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." <br> Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”<br> Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. <br> Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."<br> Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”<br> Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. <br> Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”<br> Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”<br> Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”<br> Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”<br><br>2) AİHS<br> AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."<br> AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.<br> Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”<br> AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.<br> Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.<br> Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."<br><br>3) Kanun<br> 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”<br> Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”<br> Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”<br><br>4) Etik İlkeler<br> Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.<br> Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.<br> Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.<br> Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, temyiz incelemesi sonunda, Danıştayın; kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa, kararı, gerekçesini değiştirerek onayacağı; ikinci fıkrasında ise, temyiz incelemesi sonunda Danıştayın;<br>"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,<br> b) Hukuka aykırı karar verilmesi,<br> c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması",<br>sebeplerinden birinin varlığı hâlinde kararı bozacağı hükme bağlanmıştır. <br><br> HUKUKİ DEĞERLENDİRME :<br> Anayasa’nın 139. maddesinde, hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.<br> Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.<br> 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir. <br> Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.<br> Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. <br> Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. <br> Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hâl ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması hâlinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.<br> Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin söz konusu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. <br> Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemlerin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemlerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.<br>Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları :<br> Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:<br>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.G., İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17/02/2017 tarihli şüpheli ek ifade tutanağında; <br>''...... sicil numaralı ...,...Teftiş Kurulu'nda görev yaptıklarından örgüt ile bağlantılı olduklarını biliyorum......ile birlikte Bursa denetimi yapmıştık...''<br>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.Ö., İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/05/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında;<br>''... ...(Sicil No:... ) :2001 yılında Burdur Altınyayla ilçesinde çalışırken Yargıtay da hizmet içi eğitime katıldım. Bu 3 aylık dönemde hakim evinde kaldım. Benimle aynı şekilde hizmet içi eğitime gelenlerden C.G., R.G. ve Z.Ö. ile birlikte bulunuyordu. Kendileriyle burada tanıştım. Beş kişi birlikte bu dönemde sıklıkla görüşmemiz oldu. Komşularımızda cemaatçi olduğumuz açıkca söyleniyordu. Kendisi ve diğerlerinin bu sebeple cemaat üyesi olduklarını biliyorum. Daha sonra ...Teftiş kuruluna geçti. Sonrasında ne olduğunu bilemiyorum. Bir irtibatım olmadı. Ancak cemaatçi olduğunu kendisiyle konuşmamızdan öğrendim... Z.Ö. C.G., R.G. ve ...ile birlikte hakim evinde kaldık. Üçaylık dönem içinde hep bir aradaydık. Konuşmalarımız cemaat eksenliydi. Birbirimize cemaatçi olduğumuzu gizlemedik. Bu konuşmalarımızda onunda cemaatçi olduğunu öğrendim...''<br>Davacının yargılandığı ...Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararda, C.G.'nin davacıyla ilgili olarak: <br>''...İsmim C.G. Halen Kırıkkale Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapmaktayım. Hakkında şu an devam eden FETÖ/PDY kapsamında soruşturma bulunmamaktadır. Erzurum CBS'de hakkımda yürütülen FETÖ/PDY kapsamında soruşturma takipsizlikle 1 yıl önce sonuçlanmıştır. Bu soruşturma kapsamında sanık ...hakkında vermiş olduğum ifadem aynen geçerlidir. Ben 2000-2008 yılları arasında Adalet Bakanlığı teftiş kurulunda müfettiş ve başmüfettiş olarak görev yaptım. Sanığı da aynı bölümde teftiş kurulunda müfettiş olması ve aynı zamanda Urankent lojmanlarında C11 Blokta aynı apartmanda olmamız sebebiyle tanırım. Lojmanda oturduğumuz dönemde ben ve adalet müfettişi olan ve aynı lojmanda oturan S.M., İ.İ., H.O.K. ve sanık ...ile birlikte o zamanki ismiyle cemaat olan şimdiki FETÖ/PDY alakalı kendi evlerimizde ev misafirliği şeklinde toplanıp sohbet yapılıyordu. Sanığın evindede sohbet yapılmıştır. Sohbetlerde Risal-i Nur okunur. Genel sohbet yapılırdı. Sanıkla birlikte bu sohbetlere katılmamız sanık adalet müfettişliğine atandıktan sonra Urankent C 11 lojmanlarda oturduğu süre boyuncadır. Tahminimce 2004-2005 yılları boyuncadır. Sanığın FETÖ/PDY örgütü alakalı faaliyetlerine ilişkin sohbetlerine katılması dışında başka faaliyetlerini görmedim. 2004 ekiminde sanığın Bursa'da yapılan düğününe katıldım....''<br>Davacının yargılandığı ...Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararda, F.Ş.'nin davacıyla ilgili olarak: <br>''... Ben ...'i ismen tanırım. Sanığın 2014 HSYK seçimlerindeki tavrının ne olduğu hakkında bir bilgim yoktur. Ancak kendisinin FETÖ terör örgütü ile bağlantısının olduğunu tahmin edebilirim.''<br>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.A., Ordu Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17/10/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında; <br>''...Çorum adliyesinde görevim sırasında iş bölümüne göre bende olmayan bir takım görevler ile ilgili başarısızlığı iddiasıyla ve objektif olmayan, somut gerçeğe uymayan gerekçelerle "orta " aldığımı öğrendim. İlk öğrendiğim zaman Cizre Başsavcısı olan M.V.'nin yanına giderek derdimi anlattım. Benim orta almama, üstelik 6 aylık bir savcıyken böyle bir durumun olmasına şaşırdığını ifade etti. Hal kağıdındaki başmüfettiş ...i tanımadığını, müfettiş olan İ.Ö.'nün ise bir önceki dönem Cizrede teftişe geldiğini, ters birisi olduğunu,…söyledi…. Nitekim bu orta notu veren başmüfettiş ...'in 16 Temmuz 2016 tarihindeki hain darbe girişimi sonrasındaki listedeki açığa alınması ve sonrasında ihracı ile bu orta notun sözde cemaat denilen bu yapının oyunu olduğunu geç de olsa ifademin sonrasında anlatacağım şekilde daha sonradan öğrenmiş bulundum…. orta not bu yapıdan ayrılmam nedeniyle ortada hiçbir hukuki gerekçe yokken cemaatin talimatıyla verilmişti….Başmüfettiş O.İ.D. bu sözlerin ardından bana Ankara'daki eski arkadaşların seni seviyorlar, eskiden hatalar yapmış olabilirsin, arkadaşlarını unutma şeklinde sözler söyleyerek kendi konumunu da bu şekilde vurgulayarak benim zihnimde oluşan orta hal kağıdının sözde cemaat dışında gerçekleştiğine dair o dönemde oluşan algıyı iyice perçinledi…. Darbe girişimi sonrası açığa alınan hakim ve savcılar arasında hakkımda orta hal kağıdı düzenleyen dönemin başmüfettişi ...i ve eşini görmem ve bu yapıya bağlı olduğunu, bu şekilde anlamamla bana oynanan oyunun büyüklüğünü ancak o zaman gördüm. Ancak kendilerini deşifre edebileceğim korkusuyla ve seçim zamanını hasarsız atlatabilmek adına algı operasyonlarıyla hedef şaşırttılar. Bana başsavcıları ve müfettişleri vasıtasıyla bu şekilde baskıda bulundular. Hem ifşa olmaktan korkuyorlardı, hem de beni seçim zamanı hedeflerine ulaşmak için bir oy olarak görmüşlerdi…. onlara itaat etmediğim, kendi başıma hareket edip özgür karar verdiğim ve onlardan ayrıldığım için bu şekilde orta vererek sonrasında terfimi ve tayinimi etkileyerek beni mağdur etti.''<br>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.H., Yargıtay ... Ceza Dairesinin ...esas sayılı dosyasında düzenlenen 07/11/2017 tarihli SEGBİS kaydı tutanağında;<br>''... ...gene Güzelyurt'da şey yapmıştır. O da şeyden atılmış o da cemaatçi diye düşünüyorum. Meslekten çıkarılmış..''<br> Davacı tarafından; tanık beyanlarının meslekten çıkarma kararından sonra elde edildiği, tanıkların mesleğe dönme düşüncesiyle hareket ederek yalan beyanda bulundukları, söz konusu beyanların soyut nitelikte olduğu ve hukuken geçerliliği bulunmayan tanık beyanlarının delil olarak kabul edilmesine imkan bulunmadığı ileri sürülmektedir.<br> Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.<br>Ayrıca, Kurulumuzun karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucunda, davacının ceza yargılaması sonucunda ...Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararı ile davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraat kararı verildiği ve bu kararın kesinleşmediği görülmüş olup, ceza muhakemesinde terör örgütüne üye olma suçu yönünden delil olarak değerlendirilemeyecek bir kısım fiil ve davranışlar ile bunlara ilişkin bilgi ve belgeler, üstün bir kamu gücü olan yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari tedbir niteliğindeki işlemlerde terör örgütüne irtibat veya iltisakın sübut bulup bulmadığı yönünden örgüt üyeliğine göre farklı değerlendirilebilecektir.<br>Bu çerçevede, davacının terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik yargısal denetime ilişkin işbu dava dosyasında yer verilen yukarıdaki tespitler birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna varıldığından bahisle verilen Danıştay Beşinci Dairesi kararı sonucu itibarıyla usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br><br>KARAR SONUCU :<br>Açıklanan nedenlerle;<br>1. Davacının temyiz isteminin reddine,<br>2. Davanın reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 15/11/2021 tarih ve E:2017/4560, K:2021/3681 sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA,<br>3. Kesin olarak, 06/12/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.</font></p></body></html>

atama