<html><head><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=UTF-8"></head> <body leftmargin="25" topmargin="20" font face="Verdana" size="2"><b><font face="Verdana" size="2">Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2016/10361 E. , 2022/10220 K.</font></b><ul><li style="font-family:Verdana;font-size:12;font-weight:bold"></li></ul><ul style="list-style-type: circle;font-family:Verdana;color:#104d96;font-size:12"></ul><br> <b><font face="Verdana" size="2">"İçtihat Metni"</font></b><p align="justify"><font face="Verdana" size="2"> T.C.<br>D A N I Ş T A Y<br>BEŞİNCİ DAİRE <br>Esas No : 2016/10361<br>Karar No : 2022/10220<br><br><br>DAVACI : … <br>VEKİLİ : Av. …<br><br>DAVALI : … / …<br>VEKİLİ : Av. …<br> <br>DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.<br><br>DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararın, savunma hakkı tanınmadan tesis edildiği, FETÖ/PDY terör örgütü üyesi veya mensubu olmadığı gibi iltisakı ve irtibatının da bulunmadığı, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde güvence altına alınan temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edildiği ileri sürülerek hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan, dava konusu kararın dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun) Anayasa'ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan Kanun Hükmünde Kararname'nin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmektedir. <br><br>DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Yasa'nın 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.<br><br>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NİN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.<br><br>DANIŞTAY SAVCISI …'IN DÜŞÜNCESİ: Dava; davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.<br>Davacının Anayasaya aykırılık iddiası ile Davalı idarenin usule yönelik itirazları yerinde görülmemiştir.<br>Anayasanın 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.", 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz, ... meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.", 140. maddesinin üçüncü fıkrasında da, "Hakim ve savcıların meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.", "Hakimler ve Savcılar Kurulu" başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında ise, "Kurul, ... meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.", bu maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz. ..." hükümlerine yer verilmiştir. <br>2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, "Hakim ve savcıların: a) fıkrasında, Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) fıkrasında, Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, .... hallerinde görevleri sona erer." şeklinde düzenleme yapılmıştır.<br>6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve idari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu" başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır.<br>Diğer taraftan, 15/07/2016 günlü darbe girişimi sonrası; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20/07/2016 tarih ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu'nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21/07/2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. <br>08/03/2018 tarihinde yürürlüğe giren 7075 sayılı Kanun ile kanunlaşan, 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 11. maddesinin 2. fıkrası ile, "22/07/2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir." hükmü getirilmiştir. <br>Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla, ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.<br>Ceza yargılamasında hükme esas alınacak kanıtların kesin ve şüpheye mahal bırakmayacak kuvvette olması gerekir. Ancak disiplin cezalarında her türlü done değerlidir ve kanaat oluşumu için önem arzeder.<br>Yargıç ve savcıların kararlarının normatif kurallara ve hukuka uygun olması, gerekçelerinin hukuk alemini tatmin etmesi kuşkusuz çok önemlidir. Ancak bir o kadar önemli husus da bir bütün olarak yargı camiasının özellikle de yargı mensuplarının kamuoyunda bıraktıkları intibadır. Toplumda adalete güven ve inancın artmasında meslek mensuplarının isabetli kararlarının yanında vakur ve tarafsız duruşlarının katkısı yadsınamaz bir realitedir. <br>Anayasa'ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girerek örgüt hiyerarşisi altında ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği kuşkusuzdur.<br> Dosyanın içeriğinden ve davalı idarece sunulan belgelerin incelenmesinden, tanık/şüpheli ifadeleri ile davacıya ilişkin tespitler dikkate alındığında, davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacı hakkında tesis edilen işlemde hukuka aykırılık görülmemektedir.<br>Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. <br><br> TÜRK MİLLETİ ADINA<br>Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (6749 sayılı Kanun) ile ilgili Anayasa'ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:<br><br>A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ<br>1) Genel Olarak<br>Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. <br>Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.<br>MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.<br>23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.<br>23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.<br>23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. <br>Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.<br><br>2) Davacıya İlişkin Süreç <br>… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir. <br>Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptali talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.<br>Öte yandan, ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 223. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi uyarınca beraatine karar verildiği ve anılan kararın (istinaf edilmeden) 22/02/2021 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.<br><br>B) İLGİLİ MEVZUAT<br>1) Anayasa<br> Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.<br> Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."<br> Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. <br> Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.<br> Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”<br> Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."<br> Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”<br> Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. <br> Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”<br> Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. <br> Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." <br> Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”<br> Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. <br> Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."<br> Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”<br> Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. <br> Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”<br> Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”<br> Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”<br> Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”<br><br>2) AİHS<br> AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."<br> AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.<br> Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”<br> AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.<br> Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.<br> Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."<br><br>3) Kanun<br> 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”<br> Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”<br> Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”<br><br>4) Etik İlkeler<br> Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.<br> Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.<br> Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.<br><br>C) İNCELEME VE GEREKÇE<br>1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç<br> AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir. <br> Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.<br> Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).<br> Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır. <br> Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır. <br>Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır. <br>Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir. <br>Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.<br>06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.<br>Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 19/02/2019 tarihli, 13/02/2020 tarihli ve 25/08/2020 tarihli ek beyan dilekçeleri ve ekleri, 14/10/2020 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve bunlara ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmiştir. <br>Ayrıca aynı ara kararla davalı idarenin ikinci savunma dilekçesinde cevap vermesini gerektiren hususlar bulunduğu da davacıya bildirilerek, söz konusu ikinci savunma dilekçesi ve ekinde yer alan bilgi ve belgelere karşı beyanlarını dosyaya sunabilmesi için de on gün süre verilmiştir.<br>Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir. <br> Bununla birlikte, AİHS’in ‘’Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.<br> AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46). <br> Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.<br> Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır. <br><br>2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler<br>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir. <br>1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır. <br>Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:<br>"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...<br>Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...<br>HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.<br>Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...<br>Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...<br>Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."<br>Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:<br>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”<br>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”<br>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”<br> Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur. <br> Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir. <br>3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü<br> AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).<br> AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir. <br> Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir. <br> Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.<br> Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.<br><br>4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği<br> Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.<br> Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.<br> Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir. <br> Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.<br> Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. <br> Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. <br> Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.<br> <br>5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi<br> Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. <br> Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.<br> Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibariyle aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca ''Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak'' suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür.<br> Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan açılan ceza davasında beraat kararı verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır.<br> Bu durumda, somut olayda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 223/2-a maddesi uyarınca beraat kararı verildiği görülmüş ise de, davacının terör örgütüne üyelik suçundan beraat etmiş olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Dairemiz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır. <br><br>a) Davacının Kendi Beyanları ve Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları<br>Davacının kendi beyanı şu şekildedir:<br>Davacının Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/08/2016 tarihli sorgulama tutanağı; "... 16 yaşında E.Ö. ve 12 yaşında kızım vardır. 9 yıl önce Kocaeli'ye atandık. O zaman okul çağında olan E.Ö.'yi 50. Yıl Cumhuriyet İlköğretim Okuluna kaydettirmiştim. Okulların açılmasına bir kaç gün kala sınıf mevcudunun 47 olması o zamanki korumam halen şundaki Başsavcının koruması olan polis memuru Y. Bey Atafen'e vermek istediğimde daha önce korumalığını yaptığı İ.E.D.'in 2 oğlunun oradan mezun olduğunu, ikisinin de üniversite kazanamadığını söyledi. Tüm bürokrasi ve adliyede herkes çocuklarını ozaman çok popüler olan Erkul İlköğretim okuluna gönderdikleri için okulların açılmasına 3 gün kala naklini oraya aldırdım. Yukarıda bahsettiğim o tarihteki korumama ''senin yüzünden cemaatçilerin okullarına verdik'' diye takılırdım. O zaman eşim aman bize cemaatçi derler mi diye kaygılanmıştı. Vali, şuan iktidarda olan partinin tüm belediye başkanları herkes ve adliyedekilerin tamamına yakını oraya gönderdiği için biz dedikoduyu göğüsleyelim çocuğumuz buradan iyi bir fen lisesine girer diye konuşmuştuk. Eşim bundan hiç memnun olmadı ancak ben biz cemaatçimiyiz, bak herkes gönderiyor diye kendisini ikna ettim. Hükümet ile Fethullaçıların arasının bozulduğu ve dönemin Başbakının çocukları bunların okullarından alın dediği dönemde çocuğumuz TEOG'tan 470,5 puan aldı ve merkezdeki 2 Fen Lisesine giremedi. Bunların Erkul Fen Lisesi'nde puanı yettiği ve burası Kız Fen Lisesi olduğu için yine buraya vermeyi düşündük. Eşim yine aman sorun olur boşver demesine rağmen yeni HSYK döneminde Başsavcı Vekili yapılan bir arkadaş ile Sulh Ceza Hakimi yapılan karşı komşumuz Hakim Beylere de sorarak onların çocukları merkezdeki her iki Fen Lisesine de gidebildikleri halde Erkul Fen Lisesini tercih etmeleri olması sebebiyle ve karşı komşumuz olan Sulh Ceza Hakiminin de benim gibi 2 kızı da oraya gittiği için mecburen 5 puan eksiği kalan Muammer Dereli Fen Lisesine ara sınıflarda aktarma ümidiyle eşimin muhalefetine rağmen kızımı Erkul Fen Lisesinden hemen alamadım. ... Bu seneye kadar ara sınıftan Muammer Dereli Fen Lisesine büyük kızımı küçük kızımı da Savcı arkadaşım H.'ın benim kızımın kankası olan ve Erkul'da beraber okudukları MY Koleji geçirtme planlarımız malesef Muammer Dereli için her sene çok uğraşmam ve referans bulamamam sebebiyle başarılı olamadım. Her sene başında ya da yıl sonunda Sulh Ceza Hakimi karşı komşum ve Başsavcı Vekili arkadaşa ne yapacağız bu sene de mi göndereceğiz diye sordum. Onlar almadıkları için ve gönderdikleri için eşimi de bu HSYK döneminin itibar ettiği arkadaşlar gönderiyor, biz cemaatçi de değiliz bir ünvanlı görevimiz de yok sorun olmaz diyerek eşimi ikna ettim. ... Ben kızımın puanı Gölcük ve Körfez İlçelerinde ki Fen Liselerine tuttuğu için buraları da düşündüm. Ancak Savcı H. Beyin oğlu Gölcük Fen Lisesinde uyum sorunu yaşadı. Çok sıkıntı çekti, Körfez Fen Lisesine bizim lojmandan geçen bir komşumuzun kızı da direk servis olmaması sebebiyle çok sıkıntı çekti. Ben Başsavcı Vekili arkadaşa ne yapsak Körfez'e mi göndersem diye sorduğumda İl'den ilçeye çocuk mu gönderilir dedi. Ben bunları hep eşime aktardım. O da bende gönülsüz olarak ve istemeyerek Fen Lisesine giden büyük kızımızı dolayısıyla küçük kızımı bir türlü alamadık. ... 2005 yılında bahsettiğim şekilde 5 kişilik kurul tarafından Van CMK 250 ile görevli Başsavcı Vekilliğine atandım. 2 yıl görev yaptım. ... Bugün meslekten uzaklaştırılmam ve gözaltına alınmamında bu Şemdinli olayı olduğunu düşünüyorum. Hatta eşime benim Şemdinli laneti yüzünden iş sana da bulaştı diye gözaltındayken söyledim durdum. Ancak benim olaydaki Başsavcı Vekili olarak tek kusurum çalışma usullerini henüz bilmesem 2 aylık vekil bile olsam bu dosyayı alıp düzgünce kendim yapmamamdır. Bunun dışında müfettişlere de birçok defa ifade verdim. Yazılı savunma ibraz ettim. Dosyamda bunlar mevcuttur bakılabilir. Orada sorumlu kamu görevlisi ya da devletini düşünen bir kişi olarak bir iki hususu müfettişlere söylememiş olabilirim. ... Şemdinli dosyası gelince tecrübesiz olduğumdan kendim alıp yapamadım. Bölümdeki diğer herkes benden önce göreve başlamış kişilerdi. Başsavcımızında isteği doğrultusunda dosyaya F. Beyin bakmasını istedim. Zaten diğer iki arkadaş ile ilgili tutuklu dosyalarda 3 celsedir yeniden esas hakkında mütalaya alıyorlar diye yakınma vardı. Onlara baksınlar diye bunu F. Beye tevzi etmiş olabilirim. Yeni gelen soruşturmaları eskiden gelen adete uyguğum üzere Başsavcı Vekili savcılara tevzi ediyordu. F. Beyin İddianame yazdığını Başsavcı hemen onayladı şeklindeki söz kesinlikle doğru değildir. UYAP'tan sonra iddianeme onay yapacak Başsavcı ve Vekilinin ekranına düşer o zaman onay yapılır. O tarihte UYAP yoktu ve sanırım baş müfettiş Ö. Beye verdiğim savunmada ayrıntısını açıkladığım üzere iddianamenin son şekli verilirken Başsavcı K.K. ve F. Bey onun odasındaydı. ... Mesai bitiminde yine dava açılamadı herhalde K. Bey kızmıştır diye kendi kendime espri yaparken K. Bey kapımı açtı. Elinde katladığı iddianameyi göstererek sonunda bitti ben gidiyorum dava açıldı dedi. Ben bir bakacaktık deyince gerek yok zaten bekliyorlar çok geç kaldım dedi. ... Dolayısıyla iddianame kesinlikle benim görüldümle gitmedi. Buna gerekte yoktu. Birinci kopyayı K. Bey almış ikinci kopya mahkemeye gitmiş. F. Beyin katibi Y. tam çıkarken bana iddianame kartonunu getirip imzanız eksik kalmasın dediğinde ben iddianame kartonundan daha sonra görüldü imzası atmıştım. Bu sırada bakarken görgü tanığı olmayan ... isimli kişinin sayfalarca ifadesini görünce canım sıkıldı. ... Bey gelip sonunda mahkemeye verdik diye bilgi vermek istemiş ben bunlar ne zaman girdi diye çıkışınca tüh bir bakamadık ki iki ayağımı bir pabuca soktu sizi sıkıntıya mı sokar dedi. ..."<br>Davacının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 24/04/2019 tarihli sorgulama tutanağı; "... 15 Ağustos 2005 tarihinde Van'da göreve başladım. İlk ünvani görevimdi. Henüz daha iadeyi ziyaretleri yapamadan Şemdinli'deki olaylar meydana geldi. Hatta rahatsız olduğum bir günde evde bulunduğum sırada televizyondaki alt yazılardan patlama olayını öğrenince kamu oyunu ilgilendiren bir olay olduğu düşüncesiyle bakanlığın bilgi isteyebileceği aklıma geldi hemen adliyeye geçtim. İlk başta elimizde sadece televizyondan öğrendiğimiz bilgiler vardı. Adalet Bakanlığından Ceza İşleri Genel Müdürü arayarak konu hakkında bakana sunulmak üzere benden bilgi notu istedi. Daha sonra Başsavcı ile görüşmem neticesinde İçişleri Bakanlığından gelen iki tana Mülkiye Müfettişinin Şemdinli'ye helikopter ile gideceğini öğrenmemiz üzerine durum değerlendirilmesi yaparak nöbetçi savcı olan S.K.'ı aynı helikopter ile Şemdinli'ye göndermeye karar verdik. S.K. döndükten sonra bana haber vermedi ancak evine kadar giderek konu hakkında bilgi istedim. Konuyu anlatarak görevimize girmediğini, Hakkari'nin bakması gerektiğini bana anlattı. Bunun üzerine tutanak tanzim etmesini istedim. O da aldığı soruşturma dosyasının fotokopisinin üzerine ne yazacağını sorunca benim diktemle görev alanımıza girmediği yönünde tutanak tanzim etti. Sonraki süreçte Bakanlıktan dosyayı almak istemediğimiz yönünde algı oluştuğu ve bu konu ile ilgili Müfettiş gönderileceğini bize söylediler. Ayrıca Ceza İşleri Genel Müdürü N.K. ile görüştüğümüzde; o zaman ki Bakanlık Müsteşarına, Bakana iletilmek üzere konunun Van Özel Yetkili Başsavcılığının görev alanına girdiğini söylediklerini, Kanunlar Genel Müdürlüğünün de aksi yönde görüş bildirerek Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığının görev alanına girdiği yönünde bilgi verdiklerini söyledi. Sonrasında Başsavcı K.K. ile görüşmemizde Bakanlıkta dosyanın neden tarafımızdan alınmadığı ya da alınmak istenmediği yönünde algı oluştuğunu. Bu hususta araştırılması için Müfettiş gönderileceğini öğrendim. Konuyu araştırmak üzere bir Adalet Başmüfettişi ve bir Müfettiş Van'a geldi. Benim ve Başsavcı K.K.'ın bilgisini aldılar Sonrasında Başbakan, Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanının aynı uçakla Van'a geldiğini öğrenmemiz üzerine, karşılamak üzere havalimanına gittik. Burada Adalet Bakanıyla yaptığım görüşmede bana konu hakkındaki son durumu sordu. Bende olayı bildiğim kadarı ile anlattım. Akabinde soruşturmanın yetki hususunda ne düşündüğümü sordu. İlk başta görev alanımıza girmediğini ancak gelişen süreçte şüphelilerin beyanlarında PKK ile irtibatlandırıIdıkları hususunun ortaya çıktığını ve bunun bizim tarafımızdan araştırılması gerektiğini söyledim. Şemdinli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturmanın tarafımıza gönderilmesi halinde tarafımızdan sorutturmanın yürütüleceğini hatta olayı incelemek üzere Cumhuriyet Savcısı S.K.'ın Şemdinli'ye gönderilmesi sırasında sorutturma numarası aldığımızı, gelecek olan evrak ile birlikte aynı numara üzerinden soruşturmaya devam edeceğimizi anlattım. Bunun üzerine bakan bey Adalet Müfettişlerine maksat hasıl oldu siz artık dönebilirsiniz şeklinde sözler söyledi. Yani F.S.'nın iddia ettiği şekilde bahse konu soruşturma dosyasının Van'a getirilmesi için herhangi bir şekilde çaba sarf etmedim. Olay yukarıda anlattığım şekildedir. F.S.'nın ifadelerinde belirttiği soruşturma dosyasını özellikle ona verdiğim hususu doğru değildir. O dönem Özel Yetkili Başsavcılıkta çalışan üç savcı vardı. İki tanesinde aşırı derecede dosya yığılmıştı. Dosyalar teraküme uğramıştı. Ben göreve başladığımda o zaman UYAP'ta olmadığı için tevzi edilen dosyaların takibini yapabilmek ve adaleti sağlamak adına liste yapardım. Herkese eşit derecede dosya gitmesini sağlamaya özen gösterirdim. Şemdinli'deki dosya fezlekeleri gelince Başsavcı K.K. ile dosyanın kime verileceği konusunu konuştuğumuzda F.S.'dan başka birisi mi var ona verelim şeklinde telkinde bulundu. Daha önce ziyarete gelen Emniyet Görevlileri ve Jandarma Görevlileri bana yapacakları soruşturmalar olduğunu, gelecekte bu konulara ilişkin bilgi vereceklerini, ancak F.S.'nın nöbetinin başladığı tarihte operasyonlarını yapmak istediklerini ya da dosyaların ona verilmesini talep ettiklerini gördüm. Bu konuda rahatsız oldum. Hatta kolluk kuvvetlerinde dosyaların karışık olması sebebi ile ancak F.S. tarafından yapılabileceği algısı oluşmuştu. Bu durumdan da ayrıca huzursuz oldum. F.S.'nın ifadelerinde belirttiği onun çalışkan olduğu, tertipli ve düzenli olduğu gerekçesi ile ona verdiğim hususu doğru değildir. F.S.'nın iddianameyi yazdıktan sonra mahkemeye göndermeden önce bana okumam için eşim vasıtası ile gönderdiği hususu doğru değildir. Bana bu şekilde herhangi birbelge gelmedi. O dönem Başsavcı K.K. bana F.S. ile görüştüğünü soruşturmayı tamamladığını çarşamba günü iddianameyi mahkemeye göndereceğini söyleyince bilgim olmadığını belirttim. Benzer şekilde o çarşambayı takip eden cuma günüde Başsavcı aynı şekilde iddianameyi bugün yazacak şeklinde bana söyleyince yine bilgim olmadığını söyledim. Hatta Başsavcı beyde odamda otururken F.S.'yı çağırarak soruşturmanın akıbetini sorduğumuzda bölüm bölüm yazdım birleştirir bugün açabilirim dedi. Bunun üzerine beklemeye başladık. Mesai bitiminde Başsavcı bey odamın önünden geçerken iddianameyi göstererek mahkemeye gönderdi şeklinde sözler söyledi. Bende Başsavcım bir inceleseydik şeklinde cevap verdim. O da geç kaldım gitmem lazım şeklinde sözler söyleyerek alelacele benim yanımdan uzaklaştı. Mesai sonrası yine odamda bulunduğum sırada F.S.'nın katibi iddianame kartonunu görüldü için bana getirdi, incelediğimde M.A.A.'ın beyanının görgü tanığı olmadığı halde on sayfaya yakın beyanının iddianameye komple yerleştirildiğini gördüm. M.A.A.'ın beyanında Y.B. ile ilgili kişisel husumet belirten Şemdinli olaylarıyla bir alakası olmayan iddialarda bulunmuştu. Bu şahsın ifadesinin alındığına ya da Şemdinli'den getirtildiğinden bilgim de yoktu. F.S. bu ifadeden bana hiç bahsetmedi. Bilgim olsaydı iddianameye koydurmazdım. Tavrımı tahmin ettiği için bilerek bahsetmediğini düşünüyorum. Soruşturma sırasında Bakan Bey iddianamenin ne zaman tamamlanacağı hususunda bana bilgi sorunca F.S.'ya bu hususu ilettim. O da bana 15 gün daha sürer şeklinde cevap verdi. Yalnız bu olayın iddianamenin açılma sürecinden ne kadar önce olduğunu hatırlamıyorum. Hatırladığım kadarıyla söylediği 15 günlük süreçten önce iddianame tamamlanmıştı. Dolayısıyla F.S.'nın soruşturma sırasında bana hiç bir şey sormadığı yönündeki iddialar doğru değildir. İddianameyi kabaca inceleyip ve M.A.A.'ın beyanını gördükten sonra bana iddianameyi yazdığını haber vermeye gelen F.S.'ya neden iddianameye bu beyanı koyduğunu sorduğumda; Başsavcıyı kastederek iki ayağımızı bir pabuca soktu, tam olarak bakamadık ki sizi sıkıntıya mı sokar. Şeklinde cevap verdi. Ben de sıkıntıya sokacağını söyleyerek iddianamenin gittiği İ.K.'nın mahkemesine giderek avukatların fotokopi beklediğini öğrendiğimi, yeni CMK'ya göre iddianame kabul edilmeden taraflara ya da herhangi bir kimseye verilemeyeceğini söyledim. Aslında iddianameyi iade etmesini söylemek için gitmiştim fakat Başsavcı tarafından iddianamenin basına verildiğini öğrenince bundan vazgeçtim. Şemdinli olaylarından sonra ancak iddianame yazılmadan önce Bakanlık tarafından yayınlanan bir genelgede kamuoyunu ilgilendiren önemli soruşturmaların Başsavcı ya da görevlendireceği bir Başsavcı Vekili tarafından yürütüleceği yönünde düzenleme yapılmıştı. Bu genelgeyi hem Başsavcı hem de ben gözden kaçırmıştık. Bu suretle hakkımda genelgeye aykırılık ve denetim görevimi ihmal suçlamasıyla inceleme yapıldı. Daha sonra bu inceleme Bakan oluruyla işlemden kaldırıldı. ... F.S.'nın beyanlarında çocuklarımın FETÖ/PDY ile irtibatlı Van ilinde bulunan Serhat Kolejine gönderdiğim yönündeki iddialarına cevap vermek istiyorum. Van ilinde görev yaparken ilk çocuğumuzun okul yaşı gelince iyi bir okula göndermek istedim. O dönem ... Bankasından maaş alıyorduk. ... Bankası müdürüyle sohbetimiz sırasında göndermek istediğim ancak şuan tam hatırlamadığım Van 100. Yıl Vakfı ya da Bahçeşehir Kolejinin öğretmenlerinin maaşlarını üç aydır ödemediğini yakında kapanabileceğini söylemesi üzerine özel okul olarak faaliyet gösteren FETÖ/PDY şeklinde bir oluşumunda o dönemde bilinmemesi sebebi ile söz konusu okula gönderdim. Kızım E.Ö.Ö. 2007-2008 yıllarında bu okula sadece birinci sınıfta gitti. Daha sonra Kocaeli'ye atandığımızda 50. Yıl Cumhuriyet İlköğretim Okuluna kızımızın kaydını yaptırdık. Kayıttan sonra okulun sabahçı ve öğlenci olarak yarımşar gün eğitim vermesi üzerine alternatif aramalarına başlayarak yaptığımız araştırmalar neticesinde İl Valisi, Kaymakamlar, Hakim Savcılar ve Askerlerin çocuklarını gönderdiği o zaman ki adı ile Gülen cemaatine ait olduğu bilinen Erkul Kolejine göndermeye karar verdik. 17/25 Aralık olaylarından sonra Başbakanın çocuklarınızı onların eğitim kurumlarından alın şeklindeki tavsiyesi üzerine araştırma yapmaya başladım. Kızım liselere giriş sınavında yüksek puan alarak Fen lisesine girmeye hak kazanmıştı ancak Kocaeli'de bulunan iki devlet Fen lisesine puanı yetmedi. Bizde ara dönemde Fen liselerine kayıt sırasına gidebileceğini öğrenmemiz üzerine FETÖ/PDY irtibatlı Erkul Kolejine kızımızı göndermeye karar verdik. 2016 yılı eğitim öğretim bitiminde kızımı alarak başka bir okula Yahya Kaptan'daki özel bir Temel Liseye göndermek için anlaşma sağladık ancak darbe teşebbüsü meydana geldi. Bu süreçte ünvani görevlerde bulunan bir çok kişi ile konuştuğumda çocuklarının eğitimlerine devam aynı okullarda devam edeceklerini söylemeleri üzerine bende herhangi bir ünvanlı bir görevde bulunmadığım için hatta yakında devlet tarafından okullara el konacağı düşüncesiyle okulunu değiştiremedim. ..."<br> Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:<br>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.K.'ye ait, Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/08/2016 tarihli sorgulama tutanağı; "... Sonrasında ... Başsavcı Vekili olarak göreve başladı. O göreve başladığında yukarıda belirttiğim gibi yeni işbölümüyle CMK 250. Ye ilişkin yetkileri kendisine devretttim. Şemdinli dosyasına ..., F.S.'yı görevlendirdi. Bu dosyaya ilişkin olay gerçekleştiğinde soruşturma evrakı önce Hakkari'de kalmıştı. Ancak sonrasında yetkisizlik kararıyla dosya Van CMK 250. Maddesiyle Görevli Başsavcılığımıza geldi. Anlattığım bu soruşturmada tek bir imzam dahi bulunmamaktadır. Etkilemem, yönlendirmem gibi herhangi bir müdahalem kesinlikle olmamıştır. Zaten F.S. vermiş olduğu ifadesinde soruşturmanın işleyişine ilişkin olarak Başsavcı Vekilinin bilgisi ve koordinesiyle çalıştığını, kendisini yönlendirenlerin ise dönemin Van KOM Şube Müdürü M.U. ve Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı İ.K. olduğunu açıkça söylemiştir. ... Sonrasında bana bilgi vermedi, Y.B. hakkında isminin iddianamede geçmesine ilişkin olarak iddianame mahkemeye verildikten sonra bilgim oldu. Öncesinde bu durumdan kesinlikle haberim yoktu, zira iddianamenin görüldü işlemini ben yapmıyordum, hukuken ya da fiilen denetleme şansım mümkün değildi. Görüldü işlemini Başsavcı Vekili gerçekleştiriyordu. ..."<br>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan F.S.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 24/07/2016 tarihli tanık ifade tutanağı; "... 2004 yılında Çaycuma Cumhuriyet savcısı iken haziran ayı kararnamesi ile Van'a 5190 sayılı kanunla yetkili Başsavcı vekilliğinde Cumhuriyet Savcısı olarak görevlendirildim. ... Başsavcı vekilliğini M.M. yapıyordu. Başsavcı vekili M.M. göreve başladıktan bir süre sonra bir gün bem odasına çağırdı. Van 100. Yıl Rektörü hakkında bir ihbar bulunduğunu, bunun soruşturulacağım, tıbbi cihaz alımı ihalesinde yolsuzluk yapıldığını, bu konuyu araştırmamı istedi, Van'da en kıdemsiz savcı ben olmama rağmen soruşturmayı bana verdi. ... Başsavcı vekili M.M. Fethullah Gülen grubuna mensuptur. ... Başsavcı vekili M.M. bu soruşturmayı Van Kom Müdürü M.U. ile birlikte yapabileceğimi, onun her türlü yardımı yapacağını söyledi. Kom müdürü M.U. aynı yapıya mensup olduğunu sonradan öğrendim. ... Şemdinli'de 9 Kasım 2005 günü olaylar patlak verdi. Kamuoyunda bu konu enine boyuna bir süre tartışıldı. Soruşturma önce bize gelmedi. Şemdinli Cumhuriyet Başsavcılığı bu olaya bakıyordu. Şemdinli'ye önce Cumhuriyet Savcısı S.K. gitti. Tutanak tuttuğunu bizim görevimize girmediğini, soruşturmanın da Van'a gelmeyeceğini söyledi. Başsavcı vekili değişmiş, M.M.'ün yerine ... atanmıştı. Yeni Başsavcı vekili ... bu soruşturmanın Van'a gelmesi için çok uğraştı. Van'da teftiş vardı. Sonradan soruşturma Şemdinli'den bize geldi. Başsavcı vekili ... fezleke ile gelen bu soruşturmayı da bana verdi. Ben bunun sebebini sordum. Sen çalışkansın, altından ancak sen kalkabilirsin, dedi. Soruşturmayı aldım. ... Sonradan Yargıtay üyesi olan İ.K. o zamanlar Van'da 3. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı idi. Y.A.'la ilgili iddianameyi düzenledikten sonra benimle sık sık irtibat kurmaya başladı. Daha önce de evime gelmeyen, hiç ziyarette bulunan bir kişi değilken bana yaklaştı. Şemdinli'deki olayla ilgili soruşturma bana verildikten sonra beni yönlendirmeye başladı. Özellikle Y.B. üzerinde yoğunlaşmamı istedi. Y.B.'ın önümüzdeki YAŞ kararı ile Genelkurmay Başkanı olacağı kesin gibiydi. Şemdinli'deki olayın içerisine özellikle Y.B.'ı katmamı istiyordu. ... Fetullahçı örgütlenmenin neden Y.B.'ı hedef aldığını şimdi anlamaya başladım. Bu yapılanma TSK içerisinde örgütlenebilmek için başlattığı girişimi tamamlamak için onu hedef almıştır. Ben Kom Müdürü M.U.'ın getirdiği bilgilerle iddianameyi yazmaya başladım. Köşe yazarları, kamuoyunda çıkan tartışmalar, siyasilerin açıklamaları gibi iddianameye birçok konuyu aldım. Terörle İlgili psikolojik, ekonomik, siyasi, sosyal, askeri her yönü anlatıp işledim. Getirilen bilgi ve belgeleri hukuki kısmını ben yazdım. Diğerlerini M.U. getirmişti. Onun getirdiği bilgileri iddianameye kopyalayıp yapıştırdım. ... İddianamenin konusu iki astsubay ve bir PKK itirafçısının kitabevine attığı bombanın patlaması sonucu bir kişi ölümü idi. Mahkeme başkanı iddianame taslağını hazırladıktan sonra görmek istedi. Bende kendisine iddianame taslağını verdim. Mahkeme başkanı İ.K. bu taslak üzerinde çalıştı. Birkaç paragrafını da kendisi yazdı. Yazdığı paragraflardaki iddialar çok ağırdı. Bunların iddianame içerisinde bulunmamasını istedim ancak bir şey olmaz dedi. ... Ben iddianameyi düzenleyip bir cuma akşamı Başsavcı vekiline yolladım. İddianamenin bir suretini alıp vekilin eşi hakime başsavcı vekilinin okuması için verdim. Başsavcı vekili daha önceden zaman zaman soruşturmanın nasıl gittiğini soruyordu. Ben kendisine soruşturma ve iddianame ile ilgili istemediği için bilgi vermedim. Sorduğu zaman da iyi gittiğini söyledim. Soruşturma evrakını vekil hiçbir zaman alıp bakmadı. İddianameyi düzenledikten sonra da hemen onayladı. ..."<br>Aynı şahsa ait Ankara İl Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen 05/08/2018 tarihli ifade tutanağı; "... 2005 yılnda ben Van ilinde görev yaptığım dönem Van 100.yıI Üniversite rektörü soruşmasını yaptıktan sonra Başsavcı vekili ... Şemdinli soruşturmayı benim yapmamı istedi. Bu delliler mahalli savcı tarafından Şemdili ilçesinde toplandı. Ardından bize fezleke ile geldi. ...'e Rektör Soruşturmasında yıprandığımı bu soruşturmayı bana vermemesini söyledim. Ancak kamuoyunca yakından takip edilen soruşturmanın altından ancak benim kalkabileceğimi söyledi bende amirimiz konumunda da olduğu için soruşturmayı aldım. Soruşturma kamuoyunda sürekli gündemdeydi. Siyasiler basın-yayın tüm kamuoyu bu olayı konuşuyordu. Soruşturmaya başladıktan sonra kendisini daha önce tanımadığım ve samimi olmadığım Ağır Ceza Başkanı İ.K. bana yakınlaşmaya başladı. ... İ.K. bana soruşturma devam ederken KKK Y.B.'tan söz etmeye başladı. Y.B.'ın Ağustos şurasında Genelkurmay Başkanı olacağını ve Genelkurmay Başkanı olursa hükümete darbe yapma ihtimalinin olduğunu silahlı kuvvetler içerisindeki inançlı insanlara büyük engel oluşturacağını söyleyip duruyordu, ayrıca soruşturmayı birlikte yürüttüğümüz KOM şube müdürü M.U.'A güvenebileceğimi söylüyordu. ... 3 Mart 2006 tarihinde ben bu soruşturmayı tamamlayarak Başsavcı vekili ...'e iddianameyi verdim. Kendiside onaylayarak aldı. ..."<br>Aynı şahsın davacının ceza yargılamasında alınan beyanı; "ben mahkemenizde yargılanan ve geçmişte meslektaş olduğum kişiyle 2005 yılı Ağustos ayında benim daha önceden atanıp görev yaptığım Van Özel Yetkili C.Başsavcılığında tek Başsavcı Vekili olarak görevlendirildiği ve atandığı için tanışmıştım, hem İstanbul C.Başsavcılığında, hem de Ankara C.Başsavcılığında verdiğim ifadede açıkça bildirdiğim üzere, dünya görüşü ve inanç sistemi hakkında herhangi bir bilgim yoktur, ben kendisinde FETÖ/PDY olarak adlandırılan örgütün üyesi olduğu izlenimi doğuracak herhangi bir tavır ve davranış görmedim, bu örgütle irtibatı hususunda bilgi sahibi olmadığımı ifade etmiştim, tekrarlıyorum. Ancak yine bu iki ifademde ayrıntılarını anlattığım üzere ... beyin 2005 yılında Van Özel Yetkili C.Başsavcı Vekili olarak göreve başlamasından bir süre sonra aynı yıl Şemdinli olayları olarak bilinen olaylar cereyan etti, meslektaşım S.K. adlı C.Savcısı Şemdinli'ye kadar gitti ve olayın bizim yetki ve görev sınırlarımız içerisinde olup olmadığını, yani özel yetkili C.Başsavcılığın bu olayda yetkili, görevli ve sorumlu olup olmadığını, olayın özelliklerini öğrenerek tekrar Van'a geldi, döndüğünde bir tutanak yapmıştı ve bu tutanakta vakanın adli vaka olduğunu ve Hakkari ACM'sinin görev ve yetki sınırları içerisinde kaldığını, durumun Van Özel Yetkili C.Başsavcılığının görev ve yetki sınırları içerisinde değerlendirilemeyeceğini belirtmişti. Bu tutanağın o dosyada olması icap eder, ancak ben şimdi bundan tam olarak emin değilim ve bu olayı takiben bu vesileyle vakanın ve olayların adli vaka mı yoksa Devletin güvenliğini ilgilendiren C.Savcısı olduğum özel yetkili Van C.Başsavcılığının el koyması ve soruşturması gereken bir vaka mı olduğu hususu kamuoyunda ve meslektaşlar arasında tartışılmaya başlandı. Sonraki süreçte Şemdinli'deki soruşturma fezlekeye bağlanarak bize geldi, ... bey, (bu soruşturmanın altından ancak siz kalkabilirsiniz) dedi ve soruşturma evrakını bana tevdii etti. İfademde ayrıntılarını bildirdiğim aynı yıl cereyan eden Van 100. Yıl Üniversitesindeki maddi yolsuzluklar sebebiyle yürüttüğüm soruşturmadan ötürü kamuoyunda çok tartışıldığımı ve yıprandığımı söyleyerek almak istemedim, en kıdemsiz Savcı da bendim ancak İbrahim bey ısrarlı oldu ve böylece Şemdinli soruşturması uhdemde kaldı, ... bu olaylar 2005 yılında oldu, bu tarih itibariyle bir askeri vesayetin bulunduğu ve seçilmiş hükümetin bu baskı yada tedirginlik içerisinde olduğu zaten belliydi, nitekim takriben bir yıl sonra yani 2007 yılı Nisan ayında e-muhtıra olarak adlandırılan hadise cereyan etti ve iktidarda bulunan siyasal partinin kapatılması için Anayasa Mahkemesine dava açılmıştı, bana göre o dönem itibariyle her türlü baskı vardı ve ben de artık bunlar olmasın ve yaşanmasın düşüncesiyle KOM Şube Müdürlüğünden talimatla hazırlattığım ve aldığım bilgileri iddianameme aldım, dönemin Başsavcı Vekili olan İbrahim bey de bizzat gözümle görmemekle ve duymamakla birlikte bu soruşturmanın Şemdinli'den Van Özel Yetkili C.Başsavcılığına aktarılmasında ve soruşturmanın Van'da yapılmasında rôl oynamıştır, o dönem orada görev yapan bütün meslektaşlar bu hususa şahittir, ... ben hazırladığım iddianameyi çıktısını alarak hafta içerisinde bir akşam saati mesai bitmiş iken benim gibi lojmanda ikamet eden ve alt katımda oturan İbrahim Bey'e okuması için vermek üzere kapısını çaldım, kapıyı eşi olan Hakim F. hanım açtı ve takriben 100-120 sayfa civarındaki iddianamenin çıktılarını Başsavcı Vekilimize verilmek üzere eşi Hakim F. hanıma verdim, haftanın hangi günü olduğunu hatırlayamıyorum ancak bir kaç gün sonrada ve tam olarak o haftanın Cuma günü mesai saatleri içerisinde adliye hizmet binasında Başsavcı Vekilimiz İbrahim Bey'e (iddianameyi gönderiyorum Başsavcım) dedim, (tamam, gönderiniz) dedi, bunun üzerine iddianamenin fiziki çıktısını kendisine gönderdim. Evvelce eşi vasıtasıyla taslağını gönderdiğim için okuduğunu zannediyordum, nitekim ertesi gün yani Cumartesi günü veya Pazar günü akşam saatlerinde bu iddianamenin bazı paragrafları medyada yayınlanmaya ve tartışılmaya başlandı, daha doğrusu Pazar gününden eminim ancak Cumartesi gününden emin değilim, benim tahminlerime göre o hafta içerisinde kendisine teslim etmek üzre eşine verdiğim iddianame taslağı eğer tarafından okunsaydı ve bunda kamuoyunu rahatsız edecek, kurum ve kuruluşlarla uyuşmazlık çıkartacak bazı değerlendirmeler olduğu gerekçesiyle düzeltmemi isteselerdi belki de benim başıma da bu hadiseler gelmeyecekti ve düzeltmeyi yaparak Adaletin gerçekleşmesine yardımcı olacaktım, iddianamenin kamuoyuna yansıdığından emin olduğum Pazar gününü takiben bir çok siyasi sıfatı olan kişi ve kuruluşlardan, basın ve yayın organlarından, bunların içerisnde muhafazakar nitelikte tanınanlardan ve sosyal demokrat olarak tanımlananlardan yoğun şekilde tebrik aldım, sadece marjinal bir grup bu iddianamenin eleştirisini yaptı, sonuç olarak bahsi geçen davanızın sanığının silahlı terör örgütünün üyesi olduğuna delil olarak gösterilen Şemdinli iddianamesindeki süreç ve yaşadıklarım bundan ibarettir, ... ben daha önce söylediğim üzere Şemdinli'deki olayın soruşturma evrakının Van Özel Yetkili C.Başsavcılığına getirtilmesinde ... bey'in çabası olduğunu söylüyorum ancak bu çabada bir örgüt yada o tarih itibariyle bir cemaat talimatı, tavsiyesi yada telkini var mı yok mu bunu bilemiyorum, herhangi bir bilgim yok, olmuşsa da benim dışımda gerçekleşen bir durumdur ... benim kanaatim her aşamadaki ifademde açıkça belirttiğim üzere ... Bey'in Şemdinli soruşturmasındaki yetkinin Van Özel Yetkili C.Başsavcılığında olduğu yolundaki görüşü nedeniyle soruşturmanın bana aktarılmasında çaba sarf ettiğidir ancak buna rağmen soruşturma Van'a yani bizlere geldikten sonra hiçbir zaman soruşturmayı benden almadığını, soruşturma evrakını istemediğini, kendiliğinden soruşturmayla ilgili bilgi istemediğini ve deyim yerindeyse ilgilenmediğini söylemiştim, bunu tekrarlıyorum ancak doğal olarak ben zaman zaman kendisine sözlü olarak kısa bilgiler aktarıyordum, bu arada soruşturma benim uhdemde devam ederken Y.B. şüphelilerden A.K.'yı tanıdığını basına deklare etti, bunun üzerine yeni bir tartışma başladı, ben durumu Başsavcı Vekilimiz ... Bey'e anlattığımda ve gerekeni yapacağımı söylediğimde yada ne yapılması gerektiğini sorduğumda bana tam bir güven içerisinde olduğunu belirtecek şekilde (Savcı bey siz doğrusunu bilir ve yaparsınız) demiş idi, süreç ve olayların gelişimi aslında Özel Yetkili C.Başsavcılıklarının ve Mahkemelerinin yetki ve görev alanında kalmayan en azından ilk bakışta kalmadığı görülmekte olan bu soruşturmanın bize tevdii edilmesini gerektirmiyordu, ben bu nedenlerle soruşturmanın Şemdinli C.Başsavcılığı tarafından yürütülmesine bir şekilde engel olunarak bu soruşturmanın zoraki şekilde bize yani Van'a gönderildiği kanaatini taşıyorum, ... öte yandan bu soruşturma ben de henüz derdest iken bahsi geçen İ.K.'nın (Başsavcı Vekili birşey sorarsa ayrıntılı bilgi vermene gerek yok, çok detaya girmenize gerek yok) şeklinde ve bu anlama gelebilecek şeyler söylemişti, hatta ben de niçin bana böyle birşey söylüyorsunuz diye sorduğumda (olay kamuoyunda çok tartışılıyor) gibi genel bir cevap vermişti ancak ben yine de hiçbir zaman soruşturmanın akıbeti, ulaştığım bilgiler ve deliller konusunda Başsavcı Vekilimiz ... bey'den asla bir bilgi ve belge saklamayı düşünmedim ve yapmadım, ne zaman isteseydi sicil amirim sıfatıyla her türlü bilgi ve belgeyi kendisine arz ederdim, asla kendisinden bilgi ve belge saklamadım ve soruşturmanın safhaları konusunda gizlilik uygulamadım, genelde karşılaştığımızda (Savcı bey soruşturma nasıl gidiyor) diyordu, ben de cevaben (iyi gidiyor, aksilik yok) diyordum","soruşturma evrakının uhdemize yani Van Özel Yetkili C.Başsavcılığına gelmesinden ve benim görevlendirilmemden sonra Başsavcı Vekilimiz ... bey ile aramızda yetkisizlik yada görevsizlik kararı verilebileceği hususunda bir konuşma olmadı","iddianamenin bir Cuma günü öğleden sonra ya da akşam üzeri mahkemeye gönderilmek üzere çıktısının alındığını söylemiştim, o gün ben iddianamenin yazılı metnini yazıcıdan aldıktan sonra ilk olarak Van C.Başsavcısı K.K.'a isteği olsun olmasın bunu hatırlayamamakla birlikte flash bellekle verdiğimi ve çıktıyı daha sonra ... Bey'e katibim vasıtasıyla gönderdiğimi hatırlıyorum, aynı gün daha önceki dakikalarda veya saatlerde aynı ortamdayken yani Başsavcı Vekilimiz ... bey'in odasında iken Van C.Başsavcısının (Çarşamba gününe kadar davayı açacaktın, açmadın, beni mahçup ettiniz zaten, bugün de mahçup olacağız) dediğini ve bu sözleri bana karşı sarf ettiğini hatırlayamıyorum, bu sözler üzerine yani İl Başsavcısının bana yönelik bu sözleri üzerine benim de ona cevaben (zaten bölümler halinde yazmıştım, hazırlamıştım, madem öyle birleştirir açarım) dediğimi hatırlayamıyorum, ancak o gün itibariyle K.K.'ın genel olarak bu iddianamenin düzenlenmesi konusunda telaşlı olduğunu söyleyebilirim, basına duyurulmasını sağlayan da aynı günkü davranışıyla bu şahıs olmuştu", ..."<br>Davacı, söz konusu iddianameyi mahkemeye verilmesinden önce görmediğini, soruşturmanın Van'da görülmesinin Adalet Bakanlığının isteği ve yasal zorunluluk olduğunu, 2006 yılında yapılan incelemeler sonucunda hazırlanan müfettiş raporunda soruşturmayı F.S.'ye vermesinde usulsüzlük olmadığının belirtildiğini, tanık F.S'nin ifadesinde İ.K.'nın kendisine “İddianameyi hazırlarken eğer başsavcı vekili sana bir şey sorarsa ayrıntılı bilgi verme, iddianameyi kendisine gösterme” şeklinde telkinlerde bulunduğunu belirttiğini, tanık ifadelerinde hakkında somut bir suç isnadının olmadığını beyan etmektedir.<br> Bu durumda, 09/11/2005 tarihinde Şemdinli ilçesinde bir kitabevinin bombalanması olayı ile ilgili olarak yürütülen soruşturma üzerine düzenlenen kamuoyunda Şemdinli İddianamesi olarak bilinen iddianame ile dönemin Kara Kuvvetleri Komutanının hedef alındığının söz konusu iddianameyi hazırlayan ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin geçici 35. maddesinin (A) fıkrası uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen F.S. tarafından ifade edildiği, bu kapsamda FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün nihai hedefleri arasında olan ve özel önem verdiği Türk Silahlı Kuvvetlerinin işleyişinin ve teamüllerinin bozularak örgüte yakın askerlerin hiyerarşide üst kademelere çıkmasının sağlanmasının amaçlandığı dikkate alındığında, davacının Van Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcı Vekili olarak görev yapmakta iken söz konusu soruşturmanın Van Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına getirtilmesi için çok uğraştığına, söz konusu soruşturmanın F.S.'ye verilmesi hususunda ısrarcı olduğuna, anılan iddianamenin düzenlenmesini müteakip davacı tarafından hemen onaylandığına, Şemdinli olaylarından sonra ancak iddianame yazılmadan önce Bakanlık tarafından yayınlanan bir genelgede kamuoyunu ilgilendiren önemli soruşturmaların Başsavcı ya da görevlendireceği bir Başsavcı Vekili tarafından yürütüleceği yönünde düzenleme yapılmış olmasına rağmen anılan genelgenin gerek Başsavcı Vekili olan davacı gerekse Başsavcı tarafından gözden kaçırıldığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.<br><br>6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi<br> Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır. <br> Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. <br> Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).<br> Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.<br> AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir. <br> Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir. <br> Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.<br> AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.<br> Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.<br> Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.<br>Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir. <br><br> AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.<br> Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır. <br> Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir. <br> AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).<br> Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır. <br> Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.<br><br>7) Sonuç olarak<br> Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.<br><br>D) KARAR SONUCU:<br> Açıklanan nedenlerle;<br> 1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının davacıya ilişkin kısmının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,<br> 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,<br> 3. Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,<br> 4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, <br>5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 13/12/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</font></p></body></html>
atama